|
OMBUDSMANLIK KURUMUNUN AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE’DEKİ KONUMU
-BÖLÜM I-YURTTAŞLARIN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİN YÖNETİME KARŞI KORUNMASINDA BAĞIMSIZ BİR DENETİM ORGANI: OMBUDSMAN1. GİRİŞ1713 yılında
İsveç’te kurulan[1]
ve 1809 yılında
İsveç Anayasasına
girerek[2]
anayasal bir kurum niteliğine bürünen Ombudsman müessesesi,
iki asra yakın uygulanmasından sonra, önce İskandinav
ülkelerince benimsendi. İsveç sisteminden etkilenerek
Ombudsmanı uygulayan ilk ülke 1919’da Finlandiya oldu.
Finlandiya’yı 1955’te Danimarka takip etti ve 1963’de
Norveç’te ve Yeni Zelanda’da da kabul
edildi[3].
Bu zamanda Ombudsman kurumu,
aralarında Fransa, İngiltere, İtalya, İspanya,
İsrail, Hindistan, Nijerya ve Portekiz’in de bulunduğu
40’ın üstündeki ülkede ulus, bölge, şehir
ve belediye bazında uygulanmaktadır. 1980’lerden itibaren
özel sektör kuruluşlarında (bankalarda, sigorta, emlak ve
yatırım şirketlerinde) ve üniversitelerde
kullanılan bir kurumdur. Avrupa Birliği, Maastricht
anlaşması kapsamında AB bürokrasisi tarafından
yanlış uygulamalara karşı
vatandaşlarının haklarını koruyacak bir
Ombudsman kurumunu
kanunlaştırmıştır.
Aslında Ombudsman
kurumu nitelik olarak bize pek yabancı sayılmaz.
Osmanlıların idari sistemindeki “Başkadı
(Kadıasker(Kazasker)”nın görevi, İslam hukukunun
tüm hükümet görevlileri tarafından insanların
kendi aralarındaki ilişkilerinde ve devlet ile olan
ilişkilerinde uygulanmasını sağlamaktı.
Böylece Başkadı insanların haklarını
adaletsizliğe ve kamu görevlilerinin güçlerini
kötüye kullanmalarına karşı korumaktaydı.
Bu kurum; ülkemizde Demirbaş Şarl olarak tanınan
İsveç Kralı XII. Şarl’ın Osmanlı
Ülkesinde yaşamak zorunda olduğu 1709-1714
yıllarında Stockholm’deki yöneticilerin ve
yargıçların yasalara gereği gibi uymasını
gözetecek, uzaktaki kralın gözü kulağı olacak
bir bireyi (Hogst Ombudsman) atamasıyla doğan ve 1809
İsveç Anayasası’nda da Anayasal bir kurum olarak yer
alan “Ombudsmanlık” kurumudur.
Kurum halen
İsveç’te kamu görevlilerinin görevlerini yasalara
uygun ve gerektiği gibi yerine getirip getirmediğini denetlemekle
görevli bulunmakta ve yurttaşların bu konulardaki
şikayetlerini incelemektedir.
Ombudsmanlar,
günümüzün gittikçe genişleyen ve
karmaşık bürokratik bir yapıya sahip olan, modern
devletlerinde ortaya çıkan sorunları çözmek
için oldukça önemli bir işlev görmektedirler.
Özellikle üst düzey yöneticilerine verilen takdir
yetkilerindeki artışın neden olduğu yönetsel
kararlarda meydana gelen haksızlıkların düzeltilmesi
ve yönetim bozukluklarına karşı yurttaşın
korunması ihtiyacı, kurumun önemini daha da
arttırmaktadır.
Sonuç olarak, kamu
hizmet birimlerinin kendi çalışmaları ile ilgili
şikayetleri doğru ve mantıklı bir biçimde ele
alma ve yanıtlama yetenekleri hakkında kuşkuların
artması ve getirilen diğer denetim yollarının
eksiklikleri nedeniyle ombudsmanlık oldukça önemli bir
işlev üstlenmiş, uluslar arası kuruluşların
da desteği ile yayılmaya
başlamıştır.
2. OMBUDSMANLIK KURUMUNUN ORTAYA ÇIKMASIHak ve
özgürlüklerin korunması, özgürlüklerin
doğuşundan beri toplumları meşgul etmiştir ve
toplumlar bunları koruyabilmek için direkt esnek,
hızlı ve maliyetsiz kurumlar yaratmaya
çalışmıştır. Bu alanda 19.yy.
başında İsveç’te ortaya çıkan ve
hukuksal gelenekleri ile kültürleri benzer olan ülkelerde
kısa sürede (Danimarka, Norveç, Finlandiya), buna
karşılık gelenekleri farklı olan birçok
demokratik ülkede ise kendi hukuk sistemleri ve özel gereksinmelerine
göre değiştirilerek uygulanan bir kurumun büyük ilgi
topladığına tanık olunmuştur. 20nci yy.ın
ikinci yarısında, gelişmiş ülkelerde olduğu
kadar gelişmekte olan ülkelerde de, hukuk devletinin
güçlendirilmesi ve demokratikleşmenin bir elemanı
olarak görülen bu kurum büyük bir hızla
yayılmıştır.
2.1. Ombudsmanlığı Doğuran Sebepler2.1.1. Klasik Denetim Yollarının Yetersizliğiİdarenin
denetlenmesinde klasik yollarla yapılan denetlemelerin yetersizliği
yani arayışlara yol açtı. Ombudsmanlık,
idarenin denetlenmesinde idare edilenler açısından ortaya
çıkan yetersizlikten kaynaklanmaktadır diyebiliriz.
Gerçekten, idare çeşitli şekillerde denetlenmektedir.
Ancak bu denetim şekillerinden her birinin çeşitli
sakınca ve noksanlıkları bulunmaktadır.
Çağdaş idarenin gücü, geleneksel denetim
yollarının ve vasıtalarının başa
çıkamayacağı bir hızla gelişmekte,
büyümektedir[4].
Parlamento denetimi, parti
içi disiplini ve yasama-yürütme bütünleşmesi
sebebiyle fonksiyonsuz kalmaktadır. Aslında kolay harekete
geçirilemeyen hele hele kolay netice alınamayan ve genel meseleler
dışındaki konularla ilgilenmesi de pek mümkün
olmayan bu denetim yolunun sade vatandaşın idare hakkındaki
şikayetleriyle ilgili olarak yeterli bir fonksiyon ifa etmesi zaten
beklenemezdi.
İdarenin iç
denetimi ise, hiyerarşi yapı ve dayanışma
duyguları gibi sebeplerle vatandaş için bir güvence
olmaktan uzaklaşmaktadır. Esasen idari denetimin asli fonksiyonu,
birinci plânda idarenin etkinliğini ve verimliliğini sağlamaya
yöneliktir. Böylece kamuya ve onun çıkarlarına
yabancılaşan bu denetim yolu konumundan sapmış,
giderek sadece kendi kurallarını yürüten ve bu
kuralların yürümesini biricik varlık nedeni sayan
“Vacibü’l-Vücud” bir noktaya
gelmiştir[5].
Yargı denetimi ise
ağır işlemesi, formalitelerinin çokluğu ve
pahalı olması, ayrıca yetkisinin sadece hukuka uygunlukla
sınırlı kalması gibi sebeplerle her zaman uygun bir
başvuru yolu
olmamaktadır[6].
2.1.2 Çağdaş Devletin Karmaşıklaşan YapısıÇağımız
devletinin artan görevleri ve karmaşıklaşan
yapısı karşısında, fertler
haklarının ve sorumluluklarının kapsam ve
sınırı konusunda yeterli bir bilgiye sahip olmaktan
gün geçtikçe uzaklaşmaktadır. Bu durum fertleri,
idare karşısında günden güne
güçsüzleştirmekte ve korunmaya muhtaç duruma
itmektedir. İnsan, varlık sebebi kendisinin mutluluğunu temin
etmek olan bürokrasi çarklarının arasında
ezilmekte, tam bir çaresizlik içine düşmektedir.
İnsan hakları, katettiği merhaleleri bu karmaşık
ortam içerisinde yitirmek tehlikesiyle karşı
karşıya kalmaktadır. Siyaset adamları ve
hukukçular bu gidişten kurtulmayı temin edecek yeni denetim
yolları aramaya koyulmuşlardır.
İşte bu
arayış içerisinde, idarenin yargısal denetiminin
tarafsız idari yargı yerlerince yapılageldiği
ülkelerde bile, idarenin bünyesine daha kolaylıkla girip
nüfus edebilen, daha süratli, daha kişisel, daha az
biçimci, karşılıklı ilişki kurmada
önemli bir boşluğu doldurabilen, daha iyi bilgi sahibi olabilen,
keyfilikle mücadelede daha etkili olan, tutarlı bir kuruma duyulan
ihtiyaç gözlerin İsveç’e çevrilmesine
sebep olmuştur.
Son senelerde bütün
ülkelerde, moda gibi, dalga dalga yayılan, ancak yurdumuzda
henüz tanınmayan bu Ombudsman kurumu, Avrupa Konseyi
İstişari Asamblesi’nin 1975 de 457 sayılı
Tavsiye kararında insan haklarını korumada iyi bir metot
olarak kabul edilip üye devletlere tavsiye edilmiştir. Bugün
dünyanın birçok ülkesi İsveç
Ombudsmanını kendi iç bünyelerinin
özelliklerini de dikkate alarak
benimsemektedirler.
3. OMBUDSMANIN TANIMLANMASIOmbudsman birçok
değişik şekilde tanımlanabilir, çünkü
Ombudsmanı uyarlayan her ülke, kurumu kendi sistemine uyarlayarak
adapte etmiştir.
Ombudsman kelimesi
İsveç dilinde genellikle delege, avukat, vekil veya bir diğer
kişi veya kişiler tarafından o kişi veya kişiler
adına hareket etmeye ve onların haklarını korumaya
yetkili kılınmış kimseyi ifade etmek için
kullanılır. Kurum olarak ise Ombudsman terimi Parlamento
tarafından Parlamento’yu temsil etmek üzere
seçilmiş kimse veya kimseleri simgelemektedir.
Ombudsman’ın Türkçe
karşılığı olarak; arabulucu, kamu hakemi, medeni
hakların savunucusu, parlamento komiseri gibi tanımlamalar
kullanılmaktadır[7]
Bu kısmı ombudsmanlığın tanımı kısmına al. Bu giriş kısmından çıkart.. Bazen ombudsman, – bu
bileşik sözcükteki “man”
sözcüğünün kadınlar aleyhine
yorumlanmaması için–
“ombudsperson” veya doğrudan doğruya “ombuds”
olarak adlandırılmaktadır. Bu kurum, bazı
ülkelerde örneğin İspanya’da olduğu gibi
“defensor del pueblo” (halkın savunucusu), Avusturya’da
olduğu gibi “Volksanwalt” (halk avukatı), Fransa’da
olduğu gibi “mé diateur de la
ré publique” (Cumhuriyet
arabulucusu) adıyla veya benzeri başka adlarla önemli bir
görevi yerine getirmektedir.
Ombudsmanların
görevli olduğu konular çoğunlukla, bireylerin temel
haklarının korunması yada yönetimin
karşısında zor durumda kalan yurttaşlara yardım
etme esasına dayandırılmakta, görev alanları
ise genellikle kamu hizmeti gören kurumları
kapsamaktadır.
Bu durumda
Ombudsman[8];
Görev alanı,
Kamu gücü ile bireyler arasındaki
ilişkiler;
Görevi,
Ombudsman;
çatışan çıkarlardan bağımsız
olarak soruşturmalarını yürütmekte,
çözümler
önermekte
Bu kısım yansı olarak hazırlanabilir ve bunları kamuya açıklamaktadır. Ombudsman bir
yargıç değildir, hatta hukukçu olması da zorunlu
değildir. Politikacı yada parlamento üyesi olarak da kabul
edilemez. Esas mesleğinin yargıçlık, memuriyet yada
akademisyen olması bir şey değiştirmez. Ombudsman ilke
itibariyle parlamento tarafından atanan, ancak hükümete
karşı olduğu kadar parlamentoya karşı da
bağımsız olan, yönetimin mağdur ettiği bireylerin
hiçbir şekle bağlı olmaksızın
yaptıkları şikayetler üzerine harekete geçen,
geniş bir soruşturma ve araştırma yetkisi ile
donatılmış olan, yönetimin yaptığı
haksızlıkları ortaya koymak, takdir yetkisinin
kötüye kullanılmasını engellemek, mevzuata
saygılı olmayı ve uygun hareket etmeyi temin etmek, icrai
karakter taşımayan önerilerde bulunmak, hakkaniyet tedbirleri
salık vermek ve nihayet kamu hizmetlerinin daha iyi görülmesi
için gerekli reformların yapılması önerilerinde
bulunmak amaçlarını güden bir kamu
görevlisidir.
bu paragraf Danıştay Dergisindeki yazıda da var gibi. Gerkirse kaynağı oradan da alabilirsin. Hem incele aynı yazıları birkaç kez tekrar etme. Uluslararası Baro ise
Ombudsmanı; Anayasaya göre veya yasama organının veya
parlamentonun aldığı bir karar uyarınca
oluşturulan, yasama organına karşı sorumlu olan,
hükümet birimleri, memurları ve
çalışanları hakkındaki şikayetleri alan,
şikayetler üzerine yada kendi isteği doğrultusunda harekete
geçen ve araştırma yapan, aksaklıkları
gidermek için izlenecek yollar hakkında tavsiyede bulunma ve rapor
hazırlama yetkisine sahip, bağımsız, üst
düzey devlet memuru olarak tanımlamaktadır.
Ombudsmanların
işlevleri, benimsendikleri ülkelerin yönetsel sistemlerine
göre değiştiğinden, tanımlamalara bir düzen
getirmek amacıyla ombudsmanları parlamenter ombudsman ve
yönetsel ombudsman olarak sınıflandırmak da
mümkündür.
Parlamenter Ombudsman,
parlamento tarafından
seçilmiş ve parlamentoya dayanan, yurttaş
başvurularını aracısız (direkt) olarak kabul
eden, kamu yönetimlerine karşı yurttaşların hak
ve özgürlüklerini korumakla görevli, kamunun
gerçekten güvenini kazanmış ve herkesce tanınan
Ombudsmanlardır.
Bunu yanında
Yönetsel Ombudsmanlar,
yurttaşlar
Bu yurttaş kelimesini incele. Yurttaşlar mı yoksa o ülke yönetiminden zarar gören herkes mi? Veya bu yurttaş kavramı bunu karşılıyor mu? Veya vatandaş ile yurttaş arasında fark var mı? ile kamu birimlerinin
ilişkilerini iyileştirmek, kötü yönetime
karşı yurttaşların korunması amacıyla
yönetim tarafından atanmış
ombudsmanlardır.
4. OMBUDSMANLIK KURUMUNUN ÖZELLİKLERİBugün
uluslararası düzeyde, devlet düzeyinde ve yerel yönetimler
düzeyinde görev yapan ombudsmanların yanında, ihtisas
ombudsmanlarına (askeri, tüketici, çocuk, sinema,
basın ombudsmanları gibi), ticari ombudsmanlara (banka, sigorta,
taşımacılık ombudsmanları gibi) ve
bulundukları yerlere göre (aile, üniversite)
ombudsmanlarına rastlanılmaktadır.
Ombudsman, ortaya
çıkışından beri gelişmiş
ülkelerde olduğu gibi gelişmekte olan ülkelerde de hukuk
devletinin güçlendirilmesi ve demokratikleşmenin bir
elemanı olarak görülmeye başlamıştır.
Kurumun popülaritesinin artması nedeniyle neredeyse yargı
dışında oluşturulan “her şikayet
mercii” ombudsman olarak anılmaya başlamış,
böylece de kurum konusunda bir kavram
karışıklığı olduğu izlenimi
belirmiştir.
Ancak, bir denetim kurumunun
“Ombudsmanlık Modeli” içerisinde sayılabilmesi
için 3 temel özelliğe sahip olması gerekmektedir. Bu
özellikleri görevinin tanımından, yetkilerinden ve
statüsünden kaynaklanmaktadır. Birbirini tamamlayan bu 3
özellik, birey hak ve özgürlüklerinin korunmasına
yönelik şikayetlerin giderilmesinde başvurulan diğer
bütün sistemlerden onu farklı kılmakta ve ombudsmana
belirgin bir üstünlük sağlamaktadır. Bu 3 özellik
ise
şunlardır:
4.1 Ombudsmanın GörevleriOmbudsmanın
görevi kamu otoriteleri ile bireyler arasındaki ilişkiler
nedeniyle ortaya çıkan sorunlarla ilgilenmektir. Ombudsman kamu
yönetimine karşı bireylerin şikayetlerini kabul etmekte
ve yaratılan sorunlara bir çözüm getirme
çabasına girişmektedir. Kamu otoriteleri hep birlikte yada
seçenekli olarak, (Devlet, yerel yönetimler ve
bağımsız kamu yönetim ve müesseseleri)
ombudsmanın görev alanına girmektedir.
Hak ve
özgürlüklerin koruyuculuğu görevini üstlenen
ombudsmanlar kendilerine aracısız olarak ulaşan
şikayetler üzerine yada kendi inisiyatifleri ile harekete
geçmekte ve yönetim tarafından uygulanan kanunların
kötüye kullanılmasında yada temel hakların
korunması dahil, gerekli bütün hallerde soruşturma
görevini yerine getirmektedirler.
Hak ve
özgürlüklerin korunması amacıyla yönetsel
işlemlerin ombudsmanlar tarafından denetimi, kötü
yönetim nedeniyle haksızlığa uğrayan bireylerin
şikayeti üzerine yapılan denetimden çok daha
kapsamlı bir denetim olmaktadır. Ombudsmanlar hak ve
özgürlüklerin savunucusu olarak görüldükleri
ülkelerde sadece kötü yönetim olarak
adlandırılabilecek olaylarla kendilerini
sınırlandırmazlar. Yapılan
haksızlıkların nedenlerini bulmak için sistematik
araştırmalara girişir ve böylece mevcut yönetimi
iyileştirmek amacıyla önerilerde de
bulunurlar.
Ombudsmanlar kamu
otoritelerine karşı birey haklarını savunurken bu
otoriteler tarafından yapılan işlemleri, bir işlemde
bulunması gereken tüm nitelik ve kalite bakımından
olduğu kadar eşitlik ilkesi bakımından da
inceleyebilmektedirler.
Kurumun ortaya
çıktığı ülke olan
İsveç’te Ombudsmanın görevi, insan hak ve
özgürlüklerinin korunması amacıyla
hükümet üyeleri dışındaki (bu konu sadece
parlamenter denetime bırakılmaktadır) tüm kamu
güçlerinin denetlenmesidir.
Bununla beraber
İsveç Ombudsmanı, denetimine kapalı olan bakanlar
kurulu üyelerinin davranışları hakkında da
görüş bildirebilir. Dolayısıyla
İsveç Ombudsmanı, eğer hükümet
kararları bir adaletsizliğe neden oluyorsa, bu kararın da
düzeltilmesini ve adaletsizliğe neden olmayacak yeni bir kararın
oluşturulmasını önerebilir.
Bazı durumlarda
ombudsmanlar tüm çabalarına karşın bazı
işlemleri hakkaniyetli bir hale getiremezler. Bu durumda ombudsman
için yapılacak şey, parlamentoya o konunun
düzeltilmesiyle ilgili yasa önerileri
sunmaktır.
Ombudsmanlar verilen roller,
aslında, bir yandan birbirini tamamlarken, bir yandan da birbirleriyle
çatışmaktadırlar. Örneğin, ombudsmanlar
şikayetlerin giderilmesinde sık sık uzlaştırma
yöntemleri kullanmaktadırlar. Bu gibi durumlarda ombudsman hem
şikayetçi hem de yöneticinin kabul edeceği bir sonuca
varırsa, konu üzerinde daha fazla durmaya gerek görmeyebilir.
Böylece şikayetçi tatmin olacak, ancak, şikayete neden
olan yönetimin uygulaması hakkında kapsamlı bir
araştırma yapılmamış
olacaktır.
Kaldı ki,
araştırma yapılsa bile, bireysel şikayetler
üzerine harekete geçen ombudsmanın yönetimin
iyileştirilmesi için yaptığı öneriler bir
yana ürün olarak ortaya
çıkacaktır.
Halbuki ombudsmanların
yönetimin iyileştirilmesi için yaptıkları
çalışmaların bir yan ürün değil, temel
işlevlerinden biri olarak görülmesi gerekir.
Devlet, yerel yönetimler, kamu yönetim ve
müesseseleri ile kamu görevi
gören kuruluşlar, hep birlikte yada seçenekli olarak
ombudsmanın görev alanına giren
kuruluşlardır.
Başlangıçta
İsveç’te kamu kurumlarının faaliyetlerinin
ombudsmanlar tarafından denetimi sadece yargı otoritelerini ve
onlara bağlı yönetimleri kapsamıştır. Ancak
1950’li yıllardan itibaren genişleyerek diğer
yönetsel otoriteleri de kapsamaya başlamış ve 1957
reformundan sonra ombudsmanın denetim yetkisi yerel yönetimleri de
kapsamıştır.
4.2 Ombudsmanın YetkileriOmbudsmanların ikinci
özelliği, yapmış oldukları incelemeler sonucunda
varmış oldukları kararların sonuçları
ile ilgilidir.
Sahip oldukları
çok geniş sorgulama ve araştırma yetkileri ile
çelişkili görünse de ombudsmanların, kamusal
eleştiri ve ikna dışında, zorlama yetkileri
bulunmamaktadır. Karar verme, yönetimce verilmiş bir
kararı ortadan kaldırma yada değiştirme yetkilerinin
olmaması ombudsmanların genel niteliğidir. Burada hemen
yanıtlanması gereken soru şudur: Kendisine ulaşan
şikayetler üzerine geniş soruşturma yetkisini kullanarak
varmış olduğu karar yönetimin önceki
kararını değiştiremiyorsa ya da ortadan
kaldıramıyorsa ombudsmanın işlevi ne
olmaktadır.
Ombudsmanın temel
işlevi yönetimin yurttaşlarla ilişkilerindeki eksik ve
yanlışları ortaya koymak, yönetimin yurttaşa
karşı olan kararlarını düzeltmemesi halinde de
bunu Parlamentoya bildirmek ve kamuoyuna açıklamaktır.
Yönetimin hatalarının kamuoyuna bildirilmesi ve hak ve
özgürlük ihlallerine, kötü yönetime
karşı bir kamuoyu oluşturulması ombudsmanlık
kurumunu etkin kılan en önemli unsurdur.
Kararlarının
sonuçları; eleştiri, yönetimi daha önceki
kararlarını yeniden gözden geçirerek kaldırma
yada değiştirmeye ikna, olayları kamu oyuna
açıklayarak halkın demokratik denetimini sağlamaktan
ibaret olan Ombudsman denetim görevini yerine getirirken çok
geniş yetkiler kullanmaktadır. Ombudsmanların her
türlü dosyaya ulaşabilme, yöneticileri
çağırabilme, gerektiğinde birimleri denetleyebilme
yetkileri bulunmaktadır. Bu geniş soruşturma yetkisi
ombudsmanı yönetim mekanizmasının kalbine
götürerek gerçeği olduğu gibi ortaya
çıkarmasına ve sıradan bir yurttaşın,
hatta Parlamento üyesinin bile sahip olmadığı,
yönetsel işlemlerin gerçek öğelerini
öğrenmesine olanak vermektedir. Yönetsel işlemle ilgili her
türlü belge ve bilginin ombudsmana verileceği,
aykırı davranışların ise
cezalandırılacağı hüküm altına
alınmaktadır.
Her türlü bilginin
verilmesi zorunluluğu yönetime “aleyhteki
kararlarını da gerekçeli olarak hazırlama
yükümlülüğü” getirmektedir ki, bu
ombudsmanların yönetim alanında halka dönüklük
açısından gerçekleştirdikleri en önemli
katkılardan biridir.
Ombudsmanlara, yasalarla,
dosyaların tamamına girme hakkının verilmesi
yönetsel işlemlerde açıklık ilkesinin
yerleşmesine de öncülük etmektedir.
Ombudsmanlar
yaptıkları denetimlerin sonuçlarına göre,
disiplin soruşturmaları başlatma, yargıya
başvurma, Anayasa’ya aykırılık
başvurusunda bulunma, yasa yada diğer düzenlemelere ilişkin
reform önerilerinde bulunma yetkilerine de sahip
bulunmaktadırlar.
Genellikle ombudsmanlar
yönetimin her türlü olanağından yararlanabilmekte,
ombudsmanın istemesi halinde kamu yönetimleri ve özellikle
denetim birimleri her türlü desteği sağlamakla
yükümlü
tutulmaktadırlar.
4.3 Ombudsmanın StatüsüOmbudsmanın
üçüncü belirleyici niteliği statüsüdür.
Ombudsman bağımsız bir statüye sahiptir. Bu
bağımsızlık yürütme organına
olduğu kadar kendisini seçen Parlamento yada diğer organlara
karşı da sağlanmaktadır.
Bağımsızlık, haklı olarak ombudsmanların
çok bağlı oldukları, olmazsa olmaz bir nitelikleridir.
Ombudsmanların devletin diğer organlarına karşı
yasal/anayasal bağımsızlığı, politik ve
diğer sonuçlardan korkmaksızın gerçeği arama
özgürlüğü sağlarken, diğer yandan da
ombudsmanın hiçbir baskıyla
karşılaşmaksızın serbestçe
çalışabilmesi yanında herhangi bir beklentiye girerek
kendi kendini sınırlandırmamasını
sağlamaktadır.
Bağımsızlığın
yasalarda açıkça belirtilmesi yanında ombudsmanlara
bağımsızlıklarını sağlayan diğer
bir önemli unsur da atanma biçimleridir. Ombudsmanı atayan
kurum itibarını ombudsmana yansıtmakta,
dolayısıyla atanma ve görevden alınma biçimleri
ombudsmanın statüsünün belirleyicisi olmaktadır.
Ombudsmanların parlamento tarafından atanması
bağımsızlık yanında ombudsmanın
otoritesinin de kaynağı olmaktadır.
Ombudsmanın
faaliyetleri hiçbir şekilde denetime tabi tutulmamakta,
görevini gereğince yapı yapmaması denetim
dışı bırakılmaktadır. Bununla birlikte
ombudsmanlar, başarısızlık, yetersizlik, görev
ihmalkarlığı veya iletişimsizlik söz konusu
olduğunda, parlamento tarafından görevden
alınabilmektedir. Örneğin, İsveç’te
ombudsman, yıllık çalışma
raporlarını inceleyen komitenin isteği üzerine,
parlamentonun güvenini kaybederse, yine parlamento (Riksdag)
tarafından görevden alınabilmektedir.
Ombudsmanlara, genellikle
söylediği ve yayınladığı
görüşleri yada işlevlerini yerine getirmesi
sırasında yaptığı işlemler nedeniyle,
izlenemeyeceği, sorgulanamayacağı, tutuklanamayacağı
ve yargılanamayacağı belirtilerek, parlamenter
dokunulmazlığına benzer bir dokunulmazlık
sağlanmaktadır.
Parlamento tarafından
uygun görülen bütçesinin sınırları
içerisinde her türlü harcamayı, hiçbir makamdan
talimat almaksızın serbestçe,
yapabilmektedir.
5. OMBUDSMAN KURUMUNUN ÖNEMLİ GENEL BOYUTLARIBir çok ülkede
uygulanan Ombudsman kurumunda önemli olan nokta, her ülkenin
Ombudsmanı kendi sosyal ve politik yapısına, hukuksal
sistemine, kültürel ve demografik özelliklerine uyarlayarak
çeşitli modifikasyonlarla ve değişikliklerle
uyarlamasıdır[9].
Diğer bir deyişle, Ombudsman kopya edilmemeli fakat ülke
şartlarına uygun bir şekilde yeniden
tasarlanmalıdır. Mesela İsveç’te
Bakanların pozisyonlarının idari nitelikten çok
politik nitelik taşımasının Ombudsman’ın
politik tarafsızlığına gölge
düşürebileceği endişesi yüzünden Bakanlar
direkt olarak denetim alanına
girmezler.
5.1 Uygulamadaki Önemli NoktalarÇeşitli
ülkelerdeki Ombudsman kurumu uygulamaları
değerlendirildiğinde, aşağıdaki konulara dikkat
edilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.
-BÖLÜM II-İSVEÇ OMBUDSMANI1. GENELİsveç
Parlamentosu (Riksdag) tüm yargıçların, devlet
bürokratlarının ve askeri görevlilerin kanunlara ve
kurallara uyup uymadıklarını
Oybirliği mi? Bu çok zor. Bu doğru mu? seçtiği Ombudsman
aracılığı ile denetler. Ombudsman kurumu ilk kez ortaya
çıktığı 1809 senesinden beri sürekli
değişim içinde olmuştur (kurumun ortaya
çıkmasında İsveç halkının daha
önceki yıllarda tecrübe ettiği yönetimdeki
usulsüzlükler, hakların korunmayışı,
devletin her kademesine yayılmış
rüşvetçiliğin çok büyük etkisi
vardır). 1915’e kadar 1, 1915-1968 arası biri sivil biri de
askeri işlerden sorumlu olmak üzere 2 Ombudsman varken bu sayı
1972-1976 arası 3’e çıkmıştır.
Şu anda Parlamento tarafından seçilen 4 tane Parlamento
Ombudsmanı’nın yanısıra hükümet
tarafından atanan Tüketici Ombudsmanı, Erkek Kadın
Eşitliği Ombudsmanı, Eşit Fırsatlar
Ombudsmanı, Etnik Ayrıma Karşı Ombudsman, Cinsel
Azınlıklar Ombudsmanı, Çocukların
Korunması Ombudsmanı ve Özürlülerin
Ombudsmanları vardır. Ayrıca sponsorluğunu
medyanın yaptığı Basın Ombudsmanı da
bulunmaktadır. Adlarından da anlaşılacağı
gibi parlamento ombudsmanlarından farklı görevler ifa ederler
ve parlamento ombudsmanının denetimi altındadırlar.
İncelemenin kapsamı yüzünden aşağıda
sadece Parlamento Ombudsmanları hakkındaki bilgilere yer
verilmiştir. Ayrıca kısaca da olsa yerel ombudsmanlardan da
bahsedilmiştir.
2. OMBUDSMANLIK KURUMUNUN YASAL DAYANAKLARIOmbudsmanlık kurumunun
yasal dayanaklarının başında 1809 Anayasası
gelmektedir. 1713 yılında İsveç’te kurulan
Ombudsman müessesesi, 1809 yılında İsveç
Anayasasına girerek anayasal bir kurum niteliğine
bürünmüştür. Bunun yanında Parlamento
Ombudsmanı Talimatı Yasası’da (1975
yılında çıkarılan bu yasada bugünkü
şekline gelinceye kadar bir çok değişiklik ve
düzenleme olmuştur) mevcuttur.
Bugün Parlamento
Ombudsmanları ile ilgili en önemli belge 1974’te
yayınlanan ve halkın egemenliği ilkesine dayanan
Hükümet Bildirgesidir. Ombudsmanlar bu alanda parlamentonun
hükümet üzerindeki kontrolünü
sağlamaktadırlar. Ombudsmanlık kurumunun anayasal düzen
içindeki rolü ve konumu, bugün bile 1810’dakinden
çok değişik olmayıp temel işlevi Riksdag
adına ve yürütme erkinden tümü ile
bağımsız olarak kişilerin
çıkarlarını, yargı organları ve kamu
yönetimi önünde,
savunmaktır[10].
Ombudsmanlık kurumunun
hükümet sistemi içindeki yerini daha net olarak anlatabilmek
için İsveç kamu yönetimi konusunda belli bilgiler
vermek uygun olacaktır. Başka birçok ülkelerde
olduğundan değişik olarak İsveç’te bir
bakanlık sistemi yoktur. İsveçli bakanlar belli
yönetim dallarının başı değillerdir ve
görevleri daha çok politika üretimi ile
sınırlıdır. Bunun anlamı ise bir
İsveçli bakanın bilinen anlamda bir
bakanlığın başında olmayışı
ve emrinde yasa tasarılarını, tüzükleri ve
hükümet kararlarını üreten sadece 100 yada 200
kişilik bir görevliler grubu bulunuşudur.
Yargı
organınkine benzer bir bağımsızlığa sahip
özerk kamu birimleri Riksdag’ın onayladığı
yasaların uygulanması çerçevesinde yürütme
görevini ve özel ve tüzel kişilerin hak ve
sorumluluklarına ilişkin iş ve işlevleri yerine
getirir. Kamu yönetiminde yer alan tüm birimler ve görevliler her
türlü işlemlerin yasalara uygun ve doğru
olmasını sağlama yükümlülüğü
altındadırlar.
Bu genel tablo içinde
Riksdag tarafından Hükümet eylem ve işlemlerinin anayasal
kontrolü, bakanları denetleyen Anayasa Komisyonu
aracılığıyla ve kamu yöneticileri ile yargı
organlarının kontrolü de parlamento Ombudsmanları
aracılığıyla yapılır.
Ombudsmanların
çalışmaları Riksdag’ın
onayladığı bir yasa ve doğrudan doğruya kendilerinin
önerdikleri bir bütçe uyarınca
yürütülmektedir. Ombudsmanlar bu sınırlar
içinde Riksdag karşısında tam bir
bağımsızlık içinde görev yaparlar; kendi
prosedürlerini belirlerler; denetleyecekleri kurum ve
kuruluşları, incelemeleri gereken konuları ve daha derin bir
araştırma yapılmasını gerektiren
yakınmaları
saptarlar.
3. OMBUDSMAN KURUMU3.1 Ombudsmanlık Örgütüİsveç’te
4 sene (1 dönem) için 4 tane Ombudsman Parlamento tarafından
Parlamento genel kurul toplantısında oy birliği ile
seçilir. Seçim işlemini parlamentonun Anayasa Komisyonu
düzenler. Tekrar seçilme mümkündür ve dönem
sayısına bir kısıtlama getirilmemiştir.
Ombudsmanlardan bir tanesi ofisin yönetiminden, personelin
atanmasından, kurumun çalışmaları için
genel yönelimlerin belirlenmesinden, her Ombudsmanın
çalışma alanının saptanmasından ve
benzer görevlerin yerine getirilmesinden sorumludur ve Baş Ombudsman
olarak isimlendirilir. Bununla birlikte baş Ombudsman öteki
Ombudsmanların inceleme ve değerlendirme işlerine
karışamaz; her Ombudsman çalışmalarında
yalnız Riksdag’a karşı sorumludur. Baş
Ombudsman’ın varlığı idari boşluğun
yaşanmaması ve iş koordinasyonunun sağlanması
açısından önemlidir.
Ombudsman kurumunda
Parlamento Ombudsmanları Ofisi
adı altında bütün Ombudsmanlar ortak bir ofis
oluşturur. Ofisçe alınan son kararları yalnız
Ombudsmanlar imzalayabilir. Bu sistemde Ombudsmanların muavinleri veya
asistanları yoktur. Ombudsmanlık ofisinde 50 dolaylarında
eleman (30 kadar hukukçu yanında sekreterler ve yönetim
personeli) vardır. Kadronun genişliği vaka sayısı
ile doğru orantılı olarak artmaktadır. Kadro, hukuk
eğitimi almış, Adalet Bakanlığı
mahkemelerinde ve bakanlığın diğer departmanlarında
tecrübe kazanmış, kurumun yüksek standardına ayak
uydurabilecek yetenekte ve verimlilikte olan kişilerden oluşur.
Hukuk eğitimi görmüş personel genellikle kamu
yönetiminden seçilir. Bu personel çoğunlukla genç
yargıçlar olup ofiste dört ilâ altı yıl
görev
yaparlar.
3.2 Ombudsman Seçimi ve Aranan VasıflarOmbudsman seçimi
çalışmaları, Parlamento Ombudsmanı delegasyonu
tarafından yürütülür ve belirlenen adaylardan
dört parlamento Ombudsmanının her biri Riksdag genel
kurulunda açık oyla dört yıllık bir süre
için seçilir. (Daha önce ombudsmanlar parlamentonun her iki
meclisinden seçilen 24’er kişinin oluşturduğu 48
kişilik bir komite tarafından seçilirdi.) Seçim
işlemini parlamentonun Anayasa Komisyonu düzenler. Kesinlikle
politika dışı olan Ombudsmanlar geleneksel olarak
bütün partilerin üzerinde görüş birliğine
vardıkları kişiler arasından seçilir. Yeniden
seçilme olanağı vardır ve sıkça
görülür.
Ombudsman adayları
parti gruplarından seçilmiş üyelerden oluşan bir
kurul tarafından belirlenir. Parlamento’nun
dağılması Ombudsmanı etkilemez; görevi kendi
isteği ile veya dönem sonunda tekrar seçilmeyerek sona erer.
Fakat eğer Parlamento Ombudsman’a olan güvenini kaybetmişse
onu görevden alabilir. Riksdag Yasası (Madde 10) “Ombudsman
yıllık çalışma raporlarını
inceleyen Komitenin isteği üzerine, Parlamento (Riksdag)
tarafından görevden alınabilir” demektedir. Böyle
bir karara Ombudsman’ın yıllık
raporlarını inceleyen komitenin isteği üzerine
varılır. Ombudsman’ı görevden alma
hakkına sadece Parlamento sahiptir. Buna karşın, Parlamento
veya başka herhangi bir otorite kesinlikle Ombudsman’ın
kararlarına müdahale veya etki edemez.
Ombudsman seçilebilmek
için özel vasıflara sahip olmak gerekmemektedir. Her
vatandaş, kadın veya erkek, bu vazife için aday
gösterilebilir. İsveç’te 20nci yüzyıl
içinde görev hiçbir Ombudsman Parlamento üyesi veya
politikacı değildir; hepsi de yargı veya devlet idaresinde
üst düzey görevlerde bulunmuş kişiler
arasından seçilmişlerdir. Mesela anayasa mahkemesi ve
yüksek mahkemelerin yargıçları, daha alt mahkemelerin
kıdemli yargıçları veya eskiden muavin Ombudsman
olmuş kurumun içinden gelen insanlar gibi (eski sistemde muavin
ombudsman vardı). Ombudsmanlar’ın her koşul
altında tarafsızlıklarını korumaları
çok önemli olduğu için bu göreve seçilenlerin
kariyer endişesi taşımayan, dürüst, olgun ve hukuka
tam anlamıyla hakim kişiler olmaları
gerekmektedir.
1974 yılına
kadar, Ombudsman’ın hukuk eğitimi almış
olması gerekiyordu. İsveç
Ombudsmanları’nın çoğu adli makamlardan
gelmektedir. 1974 yılından beri yasal olarak belli vasıflar
aranmamaktadır. Ombudsman’ın Riksdag üyesi
olmaması gerektiği konusunda da bir hüküm bulunmamakla
birlikte, senelerdir seçilen Ombudsmanlar arasında Riksdag
üyesi
yoktur.
3.3 Ombudsmanın Denetim AlanıOmbudsman’ın
denetim alanı İsveç’teki bir kuruluşa verilen
en geniş denetim alanıdır. Her Ombudsman’ın
kendine ait denetim alanı olmasına rağmen, bir tür
esneklik vardır; bu alanlar arasında çok kesin olarak
belirlenmiş sınırlar yoktur. Yani gerektiğinde bir
Ombudsman başka bir Ombudsman’ın denetimi altında olan
bazı vakaları kendi üzerine alabilir.
Ombudsman’ın denetimi alanı bütün devlet ve
belediye kuruluşlarını, mercilerini ve personelini kapsar.
Buna adliye mahkemeleri veya idari mahkemeler
İsveç’te idari mahkeme kuruluşu var mı? Ben yok biliyorum. Varsa d.d yazısının notlarını tekrar gözden geçirmek gerekecek. Bir incele. Çünkü o notlar oldukça eski.....olsun bütün mahkemeler de dahildir. (Ombudsman’ın mahkemeleri denetlemekteki amacı, davaların görüşülmesinin ve karara bağlanmasının makul bir zaman içinde, görevlerini suistimal etmeden ve kötüye kullanmadan gerçekleşmesini sağlamaktır). Buna ek olarak aşağıdakiler de denetim kapsamındadırlar:
Denetim
kapsamında olmayanlar ise;
Bir
çok durumlarda bir yönetim organının işlem ve
eylemlerine karşı bu işlem ve eylemleri bir bütün
olarak irdeleme yetkisi ile donatılmış olan idari
yargıya başvurabilir. Bunun anlamı ise Ombudsmanın
eylem ve işlemin maddi içeriğine ilişkin sorunları
ele almasına gerek olmadığıdır.ombudsman
öncelikle prosedürü inceleyecektir. Onun ele alacağı
en önemli görevlerden biri iyi yönetsel ve yargısal
davranışı
sağlamaktır.
3.4 Ombudsmanın Faaliyet Alanı YapısıFaaliyet alanları
haritası Ombudsman’ın iş organizasyonu
yapısını göstermektedir ve üç
aşamadan oluşur. İşinin başlangıç
noktaları şikayetler veya bir toplumsal olgudan yola
çıkarak kendi inisiyatifi ile başlattığı
çalışmalardır. Çalışmalar
çeşitli yöntemler kullanılsa da iki ana kategoriden
oluşur; araştırmalar ve denetimler. Ombudsman
araştırma ve denetimlerini sürdürürken gerekli olan
her türlü doküman ve bilgi kendisine verilir. Hatta gizli resmi
kayıtlara girmeye kadar gider. Önemli olan güç
kaynağına dayalı olan yetkisini ve yaptırım
gücünü hangi sonuçlandırma araçları
ile kullanacağı stratejileridir. Sonuçlandırma
araçları ise bu kurumun etkililiğini ortaya
çıkarır.
Faaliyet alanına
yukarıdaki şekilde baktığımızda Ombudsman
kurumunun oluşmasını devlette bir “toplam kalite
kurumu” oluşması diye
nitelendirebiliriz[11].
Halkın avukatlığını yaparak devletteki
yanlış bürokratik uygulamalara karşı
halkın haklarını korumak ve gerekli iyileştirmelerin
yapılmasını sağlamak toplam kalite temel felsefesine
uymaktadır. Bazı kavramlar devlet ve kamu yönetimindeki iz
düşümlerine dönüştürülünce modern
bir toplam kalite anlayışına yakın bir
anlayış ortaya çıkmaktadır. Müşteri
yerine halk, öneri sistemi yerine şikayetler, ISO-9000
uygulamalarına benzer bir denetim mekanizması, iyileştirme
yerine benzer sonuçlandırma araçları göz
önüne getirilirse belki de devlette toplam kalite
yaklaşımının bir uygulamasının
1800’lerde başlattığını bile iddia
edebiliriz.
Ombudsmana vakalar en
çok şikayet yolu ile ulaşır. Bir şikayet
yapılmadan önce her türlü itiraz ve temyiz
yollarının kullanılmış olmasını
gerektiren bir kural bulunmamaktaysa da Ombudsmanlar yargı mercilerinde
veya idari makamlarda görülmekte olan veya temyizi kabil bulunan
hallerde genellikle olayı ele almamaktadırlar. Şikayetler bu
gibi hallerde ancak usul sorunlarına ilişkin olduğu takdirde,
örneğin davanın ilerlememesi veya yargılamadan sonra
kararın makul bir süre içinde tebliğ edilmemesi gibi
durumlarda ele alınabilmektedir.
Ombudsmanı diğer
idari mekanizmalardan ayırt eden en büyük özellik,
insanların Ombudsmana direkt olarak son derece kolay, masrafsız
bir şekilde ulaşabilmeleridir. Ombudsman kendisine gelen her
şikayetle muhakkak ilgilenir. Ombudsmanın kendi inisiyatifi ile
yaptığı araştırmalar ve denetimlerin
başlatılmasında medyada çıkan haberler ve
yapılan programlar genellikle büyük rol oynarlar.
3.4.1. Başlama Yolları3.4.1.1 ŞikayetlerOmbudsman’a
ulaşan vakaların çoğunluğu şikayetler
vasıtasıyla olur. Şikayetlerin kaynağı
açısından herhangi bir kısıtlama yoktur.
Şikayet sahibinin İsveç vatandaşı olması
veya İsveç’te yaşıyor olması gerekli
değildir. Başka ülkelerin vatandaşları da ombudsmana
başvurabilir. Kurumsal merciler veya tüzel kişiler,
doğrudan şikayete sebep veren durumdan etkilenmemiş
kişiler, hapishanede,akıl hastanesinde veya benzeri bir kurumda
olan kişiler de şikayette bulunabilirler. Şikayet sahibinin
olaya doğrudan bir ilgisi olmasının şart koşan
hiçbir kural yoktur. Bu gibi şikayetler için bir zaman
sınırı konulmuş olmamakla birlikte
Ombudsmanların aksini gerektirecek olağanüstü
koşullar bulunmadığı takdirde iki yıldan daha
eski olaylara bakmamaları ilkesi genel bir kabul
görmüştür.
Şikayette bulunabilmek
için herhangi bir ücret talep edilmez ve karmaşık
formaliteler yoktur. Şikayetlerin yazılı şekilde
yapılması gerekmekle birlikte ombudsman ofisinin görevlileri
şikayet sahibine başvurusunu yazılı şekle
dönüştürmesi hususunda yardımcı olurlar.
Şikayetçinin şikayeti dayandırdığı
otoritenin adını, şikayet edilen olayı, olayın
meydana geldiği gün ile şikayetçinin adını
ve adresini içeren bir mektup formatında yapılır.
İsimsiz ve imzasız şikayetler kabul edilmezler; ancak bunlar
zaman zaman Ombudsmanların re’sen bir inceleme
başlatmalarına neden olabilir.
Şikayetler bugün
için Ombudsmanların işlerinin en yüklü kesimini
oluşturur. Riksdag, şikayetlerin incelenmesinin onların en
önemli görevleri olduğu
kanısındadır[12].
Bunun nedeni hukukun üstünlüğü temeline dayalı
demokratik bir toplumda vatandaşların, kamu yönetiminin
icraatını hukuk açısından tamamen
bağımsız bir kuruluşa inceletme hakkına sahip
olmaları gerektiği inancıdır.
En çok alınan
şikayetler sosyal yardım ve polis makamları, cezaevi
yönetimi, sosyal sigorta, hukuk ve ceza mahkemeleri ile ilgilidir. 1968
yılından beri diğer makamlara (örneğin
savcılara) da başvuru hakkına sahip olan Ombudsmanlar bu
gibi yakınmaları doğrudan doğruya reddetmemekte ancak
kişisel olarak incelemeyi de doğru
görmemektedirler[13].
Ombudsman kendisine
yapılan bütün şikayetleri kaynağına ve
önem derecesine bakmaksızın ele alır, fakat
asılsız, fazla önemi olmayan veya denetim alanına
girmeyen vakaları incelemez. Ayrıca şikayet
alıntısından iki sene öncesine dayanan vakalar da ele
alınmayabilir. İki sene öncesinden daha eski bir vaka ile
ancak vakanın incelenmesi kamu yararına olacaksa ilgilenilir.
Ciddi vakalarda araştırmaların yanında oturumlar da
Ombudsman tarafından yürütülür. Sıradan veya
fazla önem taşımayan vakalar ise Ombudsman’ın
kendi kadrosu tarafından araştırılır. Bir
araştırmanın başlangıcındaki ilk
adım genellikle şikayet konusu olan makama veya kişiye
telefon edilerek konuya ilişkin belge ve dokümanların
istenmesidir. Bazen sadece bu dokümanlardan şikayetin
asılsız olup olmadığına karar vermek
mümkündür. Eğer Ombudsman şikayetin
asılsız olduğuna karar verirse, reddetme
kararını ve sebebini bildiren bir ihbar yollar ve şikayeti
reddeder. Eğer şikayetin doğruluğu ispat edilirse, Ombudsman
araştırmaya devam eder. Bu aşamada, Ombudsman ilgili
otoriteye veya bürokrata yazarak durum hakkında yazılı
bir açıklama ister. Bu tür istekler ilgili makamın
olay hakkında bilgi toplayıp bulgularını,
şahsi görüşlerini de ekleyip ombudsmana iletmekle
yükümlü olan yöneticisine yapılır. Bu metot
ombudsmanın daha ufak bir personel kadrosuyla ile çok
sayıda şikayeti incelemesine olanak verir. Bazen ilgili otoritenin
denetlenmesinin takip ettiği başka haberleşmeler de
yapılır. Danışmanların veya eksperlerin
fikirlerine başvurulabilir. Eğer daha iyi delillerin
bulunmasına yardımcı olacağına
inanılıyorsa, ilgili tarafların
katılacağı bir sözlü oturum da düzenlenebilir.
Yaptığı
incelemeler sonucunda bir kamu görevlisinin suçlu olduğu
(örneğin yetkilerini kötüye kullanmak yada rüşvet
almak gibi bir suç işlediği) kanısına
ulaşan ombudsman bir savcı gibi ceza soruşturması
başlatmaya yetkilidir. Böyle bir durumda soruşturma usul
hukukuna göre yapılır ve ombudsman Anayasanın
kendisine verdiği yetkiye dayanarak savcılardan görülmekte
olan davada kendisine yardımcı olmalarını
isteyebilir.
Sanık kamu
görevlisi ifade vermekle yükümlü olmadığı
gibi diğer sanıklar gibi kendini savunabilir veya susma
hakkını kullanabilir.
Yeterli neden görerek
kovuşturmayı başlatan Ombudsman tıpkı bir
savcı gibi hareket eder ve bir savcı veya kendi bürosundan
bir eleman tarafından temsil edilebilir.
Kavuşturmalar
tamamlandığında Ombudsman kamuya açık olarak
kararını bildirir. Bu kararlar genellikle çok
ayrıntılı gerekçeler içerir ve bir
yargı kararı gibi yazılır. Bu gibi kararlar zaman
zaman basında da yer alır ve Riksdag üyeleri,
yargıçlar, kamu görevlileri için önem
taşır. Bunlar yıllık Ombudsman raporunda yer
alır ve ilgili üst makamlarca altlarına
bildirilir.
3.4.1.2. Ombudsmanın Re’sen Başlattıklar İncelemelerOmbudsmanlar ellerindeki
kaynakların en iyi şekilde kullanılmasını
sağlamak amacıyla hangi şikayetleri ele alacaklarına
veya reddedeceklerine bizzat karar verdikleri gibi re’sen de inceleme
başlatabilirler. Bu gibi hallerin çoğu denetlemeler
esnasında saptanan olaylarla ilgilidir. Bazen gazetelerde
yayınlanan bir olay yada yazılı veya sözlü
basında çıkan bir haber de onların bu tür bir
incelemeye girişmelerine neden olabilir.
Ombudsmanlar ayrıca
şikayetleri incelerken şikayette yer almayan hatalar veya
usulsüzlükler de bulurlarsa bizzat kendi takdirlerine dayanarak yeni
bir soruşturmaya girişebilirler.
Ombudsmanların
re’sen soruşturmalarında şikayetler için
kullanılan usul geçerlidir. Bir ombudsman yeterli neden olmadan
soruşturma açmadığı için
soruşturmaların çoğu eleştiri ile
sonuçlanır. Re’sen soruşturmalarda eleştiri
niteliğindeki kararlar toplam kararların % 70 ilâ 80’ini,
şikayetlerde ise % 12 ilâ 14’ünü
oluşturur[14].
3.4.2 Çalışma Yolları3.4.2.1. DenetimOmbudsmanlık
müessesesinin kuruluşundan beri Ombudsmanlar zaman zaman kamu
birimlerinde denetlemeler yaparak merkezi yönetimi olduğu kadar
bölgesel ve yerel makamları, kurulları ve daireleri de
denetlerler.
Denetimler genellikle
Ombudsman’ın kendisi tarafından periyodik olarak her
yıl yapılır. Fakat bazen, şikayetlerde olduğu
gibi Ombudsman’ın kıdemli kadrosu da kendi
başına denetimlerde bulunabilir. Denetim zamanları ve
yerlerinin yıllık veya uzun dönemli önceden
belirlenmiş takvimleri yoktur. Denetlenecekler genellikle denetimden bir
veya iki hafta önce haberdar edilirler.
Denetlemeler
sırasında Ombudsmanlar dosyalar ve diğer belgeler
üzerinde uzun zaman harcarlar. Denetimlerde ilk önce ilgili kurum,
merci veya ofisin başı ve birkaç bürokratı ile
mülakatlar yapılır. Daha sonra bina ve
müştemilatın teftişine geçilir. Hapishane,
hastane veya benzer bir kurum denetlenirken, sakinlerine ve hastalarına
Ombudsman ile konuşarak üzüntülerini ve şikayetlerini
dile getirmelerine fırsat tanınır. Buna alt
bürokratlar da dahildir. Bundan sonra Ombudsman ve kadrosu dosyaları
ve dokümanları uzun bir süre incelerler. Denetim
tamamlandıktan sonra Ombudsman ofisin başı ile son bir
konuşma yapar. Bu konuşmada ana bulguları üzerine bilgi
verir ve derhal ilgilenilebilecek nitelikte olan konuları ve problemleri
tartışır. Eğer Ombudsman’ın
bulguları bazı düzensizlikleri ve ciddi hataları
içine alıyorsa, Ombudsman bunlar için daha sonra incelenmek
ve karara bağlanmak üzere ayrı vakalar
açar.
Denetleme Ombudsmana
re’sen incelemeye girişmesini gerektirecek
yanlışları saptama olanağı verebilir.
Çoğu zaman denetimler sonucunda ortaya çıkan hatalar,
suiistimaller, diğer yetersizliklerin giderilmesi ile
koşulların ve uygulamaların geliştirilmesi için
Ombudsman bürokratlar hakkında bazı tedbirler alır.
Oldukça sık olarak Ombudsman denetim bulguları sonucu,
kuralların yorumlanması ile otoriteler tarafından uygun bir
şekilde uygulanması üzerine tavsiyelerde ve bildirilerde
bulunur. Saptanan kusurlara dayanarak Ombudsmanların
yürürlükteki mevzuat üzerinde değişiklikler ve
düzeltmeler yapılmasını önerdikleri durumlar da
vardır. Bunların yanı sıra, yeni kanunlar veya
düzenlemeler kabul edildiğinde Ombudsman bunların
uygulanmasını denetler.
Denetlemeler, Ombudsmanlara
ve dairelerinin personeline bireylerle yüz yüze
görüşme ve hizmet sorumluluğu taşıyan
görevlilerin çalıştıkları ortamı
ve çalışma koşullarını tanıma
olanağı vermeleri nedeniyle büyük değer
taşırlar. Ayrıca bir kamu kuruluşunun
kusurlarının denetleme sırasında saptanması
şikayet incelemesinden daha kolaydır. Bundan başka, bir kamu
kuruluşunun herhangi bir anda bir Ombudsman tarafından
denetlenebileceğini bilmesi onu çalışmalarında
daha titiz davranmaya yöneltir.
İsveç
parlamento Ombudsmanları yargı organlarını da
denetlerler. Başka birçok ülkede bu alanda farklı
yaklaşımlar benimsenmiştir. Bir yargıca
karşı disiplin önlemlerinin uygulanması veya
görevden uzaklaştırılması, işini
yapamayacağı anlaşıldığı taktirde,
mümkündür. Bu konudaki önlemler bizzat yargı
organları yada adalet bakanı tarafından
alınmaktadır. Genel kanıya göre
yargıçlar kusursuz değildir ve görevleri nedeniyle
yargılanmaları gerekebilir.
İsveç denetleme
sistemi tarihsel nedenlere
dayanır[15].
1809’da parlamento Ombudsmanlığı ihdas edildiği
zaman mahkemeler ve yönetim arasında net bir yetki
ayrımı çizgisi yoktu. Kral dört asır boyunca
baş yönetici ve baş yargıç konumunda olmuş;
yönetim, bireylerin hak ve görevlerine ilişkin sorunlarda
mahkemeler gibi hareket etmişti. Mahkemeler, yargılama
yanında yönetme görevi de ifa eden önemli yerel makamlar
durumunda olup eylemleri için diğer kamu görevlileri gibi ceza
hukuku hükümlerine tabi idiler.
Bu koşulların
ışığında parlamento
Ombudsmanlarının kusurlu kamu görevlileri yanında
yargıçları da denetlemelerinin sağlanması
doğal idi. Mahkemelerin Ombudsmanların denetimi
dışında tutulması hiçbir zaman söz konusu
olmamıştır.
Mahkemelerin denetiminde özel bir titizlik
gerekir. Ombudsman, alacağı
kararlarda hataya düşmemek için kazaî konularda uzman
olmak, faaliyetleri ile Anayasanın mahkemelere
tanıdığı bağımsızlığa
zarar vermemek zorundadır.
İsveçli
Ombudsmanların bu alandaki faaliyetleri mahkemelerin, yasalara göre
bağımsız olmakla birlikte, kendilerini kanunun üzerine
çıkaramayacakları ilkesine dayanır. Bu nedenle
Ombudsman mahkemenin bir davada delilleri değerlendirme yada kanunu
yorumlama şekline, yorum kabul edilebilir olduğu sürece,
karışmazsa da açıkça kanuna
aykırı olması (örneğin suçluya
verilebilecek cezanın azami sınırını
aşması) durumunda yargıca karşı
gelebilir.
Bu istisna haricinde
Ombudsmanların çalışması usul sorunları
üzerinde yoğunlaşır. Ombudsman, yargıcı
örneğin davanın aşırı derecede yavaş
ilerlemesi gibi hallerde uyarır; onun yanlı
davranışlarını ve hatalı işlemlerini
soruşturur ve kararın gerekçesini yeterli bir şekilde
belirtmediği hallerde mahkemeyi eleştirir.
Bir mahkemeyi denetlerken
Ombudsman, mahkemenin davanın bir çıkmaza girmemesi
için gerekli önlemleri alıp
almadığını belirlemek üzere uzun süredir
devam etmekte olan davaları inceler; kararın uygulanabilecek bir
şekilde kaleme alınmış, davacının ve
davalının beyanlarının doğru biçimde
açıklanmış ve gerekçenin usulüne uygun
olarak yazılmış olup olmadığını
araştırır.
Ombudsman ayrıca usul
hukuku kurallarının doğru uygulandığına
kanaat getirmek için yeni karara bağlanmış
davaları da değerlendirir.
Anlaşıldığı
gibi Ombudsman ile Mahkemeler ve diğer hukuki organlar arasında
sıkı bir ilişki vardır. Ombudsman’ın
mahkemeler ve hakimler üzerindeki denetim hakkı, onların
yargı kuvvetinin bağımsızlığına bir
tecavüz olarak algılanmamalıdır. Zira, Ombudsman
mahkemelerin ve hakimlerin verdikleri kararların içeriği ile
ilgilenmez, ve bu kararları değiştirmek için etki
edemez. Sadece hakimlerin önlerine gelen davalar
karşısındaki tavırlarını ve
davaları ele alış biçimlerinin kanuni olup
olmadığı ile ilgilenir.
Ombudsmana mahkemeleri
denetleme hakkını veren bir sistem birçok yararlar
getirmektedir. Öncelikle, mahkemede kendisine yanlış
işlem uygulandığını düşünen
bireyler Ombudsmana başvurabilirler. Ayrıca Ombudsman
hatanın bir disiplin işlemi yada kavuşturma gerektirecek
derecede ciddî olmadığı hallerde bile soruşturma
başlatabilir. Bunlara ek olarak Ombudsman, yüksek mahkemenin ikinci
derece incelemediği konulara eğilebilir; yargının iyi
işlemesine, usul hukukunun doğru uygulanmasına ilişkin
görüşünü bildirebilir. Aslında
İsveçli Ombudsmanlar usul kanunlarının
yorumlanmasına ve yargı organlarında disiplin
kurallarının geliştirilmesine önemli katkılarda
bulunmakta ve bu konulardaki düşünceleri çoğu zaman
hukuk kitaplarında ve hukuki metinlerde yer
almaktadır.
3.4.2.2. AraştırmalarBu
araştırmaların çoğu denetimler
sırasındaki gözlemlere dayanır. Basın,
özellikle mahkemeler ve idari organlar hakkında gazetelerde
çıkan haberler, bazen de televizyon ile radyo programları
ve haberleri bu araştırmaların
başlatılmasında önemli rol oynarlar. Ombudsman ve
basın arasında her zaman yakın ilişkiler
olmuştur. Öyle ki ofiste gazeteciler için
ayrılmış özel bir oda vardır. Basın
mensuplarının dokümanlar ve gelen-giden vakalar ile
geçerli her türlü bilgiye ulaşabilmelerini sağlayan
asistan vardır. Ayrıca Ombudsman kanunlar ve
uygulanışlarını içeren uzun dönemli
araştırmalar da yapar. Bazı vakalarda Ombudsman bir
şikayete dayanarak da bir araştırma
başlatabilir.
3.4.3. Sonuçlandırma Araçları3.4.3.1. Dava AçmaAnayasa ve kanunlar
Ombudsman’a resmi dokümanlara girme iznini verir. Bu yüzden
resmi kağıtlar, kayıtlar ve dokümanlar ne kadar gizli
olsalar, kral ve kabine bakanlarına ait bile olsalar
ombudsman’ın onları elde etmeye yetkisi vardır.
Bürokratlar Ombudsman’ın elindeki vakaya dair ihtiyacı
olan bilgileri sağlamakla ve gerekli yardımı vermekle
yükümlüdürler, hiçbir bürokrat görevini
yerine getirirken Ombudsman’a yardım etmeyi veya bilgi vermeyi
reddedemez. Eğer reddederse, Ombudsman ona şartlı ceza
verebilir. Vakanın ciddiyetine bağlı olarak disiplin
uygulamalarına da gidebilir.
Ombudsman kurumu bulunan bir
çok ülkede Ombudsman’ın İsveç’te
olduğu gibi bir kanuni takip (dava açma) yetkisi
yoktur[16].
20nci yüzyılın başına kadar
İsveç’te bürokratlar aleyhine dava
açılması vakaları çok fazla olmasına
rağmen giderek bu gibi durumların görülmesinde azalma
olmuş ve sadece zimmete geçirme, rüşvet veya gizli
bilgileri afişe etme gibi ciddi vakalarda dava açılmaya
başlanmıştır. Artık küçük
vakalarda kanuni takip yerine kusur işleyen bürokratlara ihtarlar
verilmektedir. Bu gibi kısıtlamalara karşın
İsveç Ombudsmanı’nın gücü diğer
ülkelerdeki Ombudsmanlardan hala daha fazladır. Kanuni takip
düzenli mahkemelerde, mahkemenin işleyiş kurallarına
uygun olarak yapılır.
Ombudsmanlar kamu
görevleri sırasında yasaları çiğneyen
görevlilere karşı soruşturma açabilirler. Bu
yetki günümüzde çok kullanılmamakla birlikte
işini savsaklayan bir kamu görevlisine karşı
soruşturma açabilme yetkisi onların görevlerini
önemli ölçüde kolaylaştırmaktadır.
Ombudsmanlar ayrıca disiplin soruşturması da
açabilirler. Ancak bugün Ombudsmanları elindeki asıl
güç görevini savsaklayan personeli uyarma ve eleştirme
yetkileridir. Eğer Ombudsmanlar bir görevlinin karar veya
işlemini ceza gerektirmemekle birlikte yetersiz, yersiz veya
akıldışı bulursa kanısına göre
sorunun nasıl çözümleneceğini belirtebilir.
Ayrıca kanunun eşit şekilde ve doğru
uygulanmasını sağlamak için görüşlerini
bildirmek yetkisi de vardır. Daha önce de belirttiğimiz gibi
Ombudsmanlar görevine ilişkin bir suç nedeniyle bir kamu
görevlisine karşı dava açabilirler. Ceza
yasasının görevi kötüye kullanma veya savsaklamaya
ilişkin bir maddesi bu bakımdan özel bir önem
taşımaktadır.
Dava açmanın
yanı sıra Ombudsman ilgili otoritelere talimatlar,
hatırlatmalar, beyanlar, bildirgeler gönderir ve teklifler
yayınlar. Eğer Ombudsman, araştırmaları
sırasında uygunsuz, yetersiz veya haksız bulduğu bir
durumla karşılaşır, fakat olayın yeteri kadar
ciddi niteliği veya ağır ihmal niteliği
taşımadığına karar verirse, sadece olayla
nasıl ilgilenilmesi gerektiğine dair önerilerde bulunur, olaya
dikkat çeker. Ayrıca Ombudsman yetkili otoritelerden
bürokratlarına daha iyi talimatlar vermeleri veya daha iyi
çizelgeler ve formlar hazırlamalarını da
isteyebilir. Ombudsmanların gönderdikleri hatırlatmalar ise
kanunun ve yasanın nasıl uygulanması gerektiği
hakkında değerli bilgiler ve tarifler içerir.
Hazırladığı beyanlarda kanunun muntazam ve doğru
olarak uygulanmasını arttırmayı amaçlar.
Bunların yanı sıra, Ombudsman yasamadaki
aksaklıkları düzeltmek için gerekli önlemleri
almaya da yetkilidir. Eğer, kanunların ve yasaların muğlak
olduklarını tespit eder veya insanların haklarına
tecavüz niteliği taşıyan hükümleri olduğunu
fark ederse, Parlamento veya hükümete bunların
değiştirilmesi gerektiğini bildirir. Yasalarda
yapılmasını önerdiği değişiklerle ilgili
istek veya önerilerini de sunabilir.
Devlet idaresinde
görevli bürokratlarda olduğu gibi Ombudsman davaları
yanlış, uygunsuz ve doğru olmayan bir şekilde ele alan
hakimleri eleştirme, hatırlatmalar veya uyarılar
yayınlama, hatta onların aleyhine düzenli mahkemelerde dava
açma hakkına sahiptir. Ombudsman’ın denetim
icrası genellikle daha alt mahkemelerin hakimleri üzerinde olur.
Sadece ciddi vakalarda Ombudsman Anayasa Mahkemesi ve Anayasa İdari
Mahkemesi
buradaki idari mahkeme idare mahkemesi mi? İdare mahkemesi İsveç’te var mı?üyeleri üzerinde kontrol yetkisini kullanabilir. Her üyenin görevden alınması veya ihraç edilmesi hakkında kanuni takipte bulunmaya ve muameleleri başlatmaya yetkilidir. Hukuk Mahkemeleri ve
Ombudsman arasındaki ilişkiye bakılırsa, mahkemelerin
Ombudsman’ı kontrol edemediği görülür.
Ombudsman’ı veya onun kararlarını mahkeme denetimi
altına koyan hiçbir kanun yoktur. Buna karşın,
eğer Ombudsman görevini yaparken cezai bir kabahatte bulunursa,
hakkındaki suçlama Parlamentonun Daimi Encümeni
tarafından yapılır ve davası Anayasa Mahkemesi
önünde Ceza Kanunu hükümleri uyarınca
görülür.
3.4.3.2. Yıllık Rapor1986 tarihli Ombudsmanlar
Kanunu gereğince parlamento Ombudsmanları her yıl en
geç 15 Kasım tarihine kadar geçmiş
yılın 1 Temmuz ile 30 Haziran arasındaki dönemini
kapsayan yıllık raporlar vermekle
yükümlüdürler. Ombudsmanların yıllık
raporları yaklaşık 500
sayfa[17]
dolayında olup yıl içinde ele alınan ve
sonuçlandırılan genel ilgi konusu bütün
olayların tam bir dökümünü
içerir.
Rapor Riksdag’ın
Anayasa Komisyonu’nda incelendikten sonra komisyon tarafından
Riksdag’a sunulur ve gereğinde Riksdag genel kurulunda
tartışılır.
3.4 Ombudsmanlığın EtkileriBu başlık altında yazdıklarımı maddeler halinde yansıya dök. Genel bağlamda
ombudsmanlık kurumunun etkisi konusunda bir değerlendirme yapmak zor
olmakla birlikte ombudsmanlık kurumunu içermeyen bir
İsveç Anayasasını düşünmek bile
olanaksızdır[18].
Parlamento ombudsmanları sokaktaki adama kamu yönetimi ile
ilişkilerinde güven vermek suretiyle İsveç toplumunda
bir denge unsuru olmaktadırlar.
Ombudsmanlık kurumu,
kamunun idari sisteme karşı mevcut güveninin devamına
yaptığı katkı bakımından önemlidir.
Böylece vatandaşlar kamu yönetimindeki kusurların
cezasız kalmayacağını görürler. Bir ombudsman
tarafından bir kamu görevlisine yöneltilen eleştiri
temelde bir disiplin cezasına eşdeğerdir. Bu etki,
eleştirinin çoğu zaman basında yer alması
nedeniyle daha da güç kazanmaktadır.
Ombudsmanlar, ayrıca
idari makamlara hukuki mütalaa vermek ve idari ve kazaî usulle ilgili
mevzuatın içeriği bakımından kanunları
yorumlamak suretiyle de yardımcı olmaktadırlar. Bazı
hallerde bir ombudsman idari makamların yöntem ve
metotlarında veya mevzuatta önemli değişikliklere yol
açacak girişimlerde de bulunabilir. Uygulamada idare
makamları herhangi bir yasal yükümlülük
olmamasına rağmen ombudsmanların görüşlerine
uymaya büyük bir özen göstermektedirler. Ombudsmanlık
kurumunun en önemli işlevlerinden biri de İsveç idare
ve usul kanunlarının geliştirilmesine
yaptığı katkıdır. İdeal olan
ombudsmanların yanlışları
önlemeleridir.
Pek çok birey ombudsmanlara belli
konularda yardım etmeleri için
yazı ile başvurur. Ancak ombudsmanların bu durumda yetki
dereceleri oldukça sınırlıdır ve bir resmi
makama kararını değiştirme yada belli bir yönde
hareket etme talimatı veremezler. Buna ek olarak parlamento
ombudsmanlarının şikayet sahibi ile idari makam
arasında arabuluculuk yapamayacaklarını da söylemek
gerekir.
Ancak bu durum
ombudsmanların etkinliklerinin belli olaylarda şikayetçiler
için önemsiz olduğu anlamına gelmez. Bir idari
davanın yeterince hızlı yürümediğini yada
idareye gönderilen bir yazıya cevap verilmediğini iddia eden
bireyler için ombudsmanın o makam ile görüşmesi
bile işin hızlanmasına yetebilmektedir. Ayrıca pek
çok şikayetçi ombudsmanın yaptığı
eleştirilerin soruna yeterince çözüm getirebildiği
kanısındadır[19].
Ombudsman tarafından
ilgili makamın eyleminde bir yanlışlık
olmadığının belirtilmesi kendisine hatalı
işlem uygulandığını düşünen
şikayet sahibini rahatlatmaktadır. Birçok şikayetler
de aslında polis, savcılık yada bölge yönetiminde
veya idari yada adli yargı merciinde incelenmekte oldukları
için reddedilmektedir.
Şikayetlerin bu gibi
hallerde olumlu sonuç vermemesinin bir başka nedeni de
İsveç gibi bir ülkede bile pek çok bireyin
ombudsmanların elindeki yetkilerin
sınırlarını bilmemesinde yatar. Bankalar ve sigorta
şirketleri gibi özel sektör kurumlarına
karşı şikayetler ombudsmanların yetki alanı
dışında kaldığı gibi bir mahkeme
kararının değiştirilmesi yada iptali veya tazminat
ödenmesi gibi istekler de re’sen reddedilmektedir. Bu gibi durumlarda
şikayetçiye nereye başvuracağı
bildirilebilir.
İsveç’in
bu alandaki deneyimi göstermektedir ki hukukun
üstünlüğü ve bireylerin temel hakları ilkelerine
bağlı bir hükümet sistemi içinde ombudsman,
bireylerin haklarının korunmasında önemli bir rol
oynar. Ne var ki ombudsmanlık kurumu hiçbir zaman mahkemelerin
veya savcıların yerine geçemez ancak onların
ayrılmaz bir tamamlayıcısı
olabilir.
4. OMBUDSMANIN YÖNETSEL-POLİTİK SİSTEMİN DİĞER KURUMLARI İLE İLİŞKİLERİ4.1 Ombudsman-Yurttaş İlişkileriOmbudsmanın esas
ilişkisi yurttaşla olan ilişkileridir. Ombudsman
yurttaşların şikayetlerini genellikle aracısız
olarak kabul etmekle birlikte, ek olarak olaylara kendiliğinden
müdahale olanağını da elinde
bulundurmaktadır.
Ombudsman bu faaliyetlerinin
hesabını, faaliyet sonuçlarını içeren
ve çoğunlukla parlamentoda da incelenen ve
tartışılan, bir yada birçok rapor ile kamuoyu
önünde vermektedir.
Böylece Ombudsman
yönetim üzerinde demokratik katılımcı denetimin
çok önemli bir aracı olarak ortaya
çıkmaktadır.
Ombudsmanlar şikayet
üzerine denetledikleri bir yönetsel işlemden sonra,
yönetimin kötü yönetim sonucu yaptığı bir
haksızlığı saptarlarsa, bu durumun düzeltilmesi
konusunda bir yandan yönetimi uyarırlarken, diğer yandan da
söz konusu kötü yönetimin yinelenmemesi için gerekli
önerilerde de bulunurlar.
Eğer
haksızlık yasaların yanlış
düzenlenmesinden kaynaklanan bir kötü yönetim ise bu halde
Ombudsman yeni bir yasal düzenleme önerisinde
bulunacaktır.
Yurttaşlar için
ombudsmanın gücü, şikayetçilere bir
çözüm sağlama kapasitesi yanında yönetsel ve
yasal reformları teşvik etme ve başlatma kapasitesine de
bağlı
bulunmaktadır.
4.2 Ombudsman-Parlamento İlişkileriOmbudsman Parlamento ile
ilişkileri daha çok ona
bağımsızlığını ve parlamenter kontrol
organı olarak yasallığını sağlayan
seçimi ve görevden alınması nedeniyle ortaya
çıkmaktadır.
4.3 Ombudsman-Yönetim İlişkileriOmbudsman-Yönetim
ilişkileri, temelde, ombudsmanın yetkilerini kullanması ile
çözüm ve önerilerinin kabulünden ileri
gelmektedir.
Ombudsman, yasalarla,
dosyaların tamamına girme hakkı da veren, özel
yetkilerle donatılmıştır. Bu yetki aleyhte verilen
kararların öğeleri ile yönetsel gizlilik nedeniyle
başkalarına verilmeyen bilgileri de kapsamaktadır. Bu yetki
sayesinde ombudsman sıradan bir yurttaşın, hatta parlamento
üyesinin bile sahip olmadığı bir olanağa sahip
olmakta, bu da ona yönetsel işlemlerin gerçek
öğelerini belirleme olanağı vermektedir. Bu durum
yürütme organına aleyhte verdikleri kararları da
bütün öğeleri ile biçimlendirme zorunluluğu
getirmekte ve gizlilik yerine bilgi serbestliğinin yerleşmesine neden
olmaktadır.
Ombudsmanların
soruşturmaları sonucunda yönetime yaptıkları
öneriler yönetim tarafından benimsenmezse, zorlama yetkilerinin
bulunmaması nedeniyle, olay ve öneriler Parlamentoya bildirilmekte
ve aynı zamanda kamuoyuna açıklanmaktadır.
Parlamentoya bilgi verme ve kamuoyuna açıklama
yıllık raporlarla olduğu gibi önemli olaylarda özel
raporlar düzenlenerek de yapılmaktadır.
Hata yapan memurların
hatalarının halka açıklandığı
görme korkuları onlar üzerinde olumlu bir etki meydana
getirmekte ve onları etkenlik, hakkaniyet ve
dürüstlüğe teşvik etmektedir.
Bununla birlikte
Ombudsmanların yaptıkları
araştırmaların amacı memurları
cezalandırmak değil, onlara doğruluk ve adalet değerlerini
aşılamak ve bu değerlerin bürokratik değerlerle
yarışabileceğini onlara göstermektir.
Kaldı ki
ombudsmanların, sadece yurttaşlar değil yönetenler
için de gördüğü çok önemli bir işlev
vardır. Ombudsmanların araştırmaları her zaman
yönetimin aleyhine sonuçlanmaz ve araştırma sonucunda
yapılan şikayetlerin asılsız olduğu da ortaya
çıkabilir.
Yurttaşlar
tarafından yanlış olduğu iddia edilen bir işlemin
ombudsmanın bağımsız ve tarafsız incelemesi
sonucunda haklılığına karar verilir yada
şikayetin asılsız olduğu ortaya
çıkarılırsa, hem işlem nedeniyle bürokrat
aklanarak yurttaşın gözünde tekrar güvenilir olur,
hem de kendi öz güvenlerini sağlamaları sonucunda
yönetim birimlerinde morallerin yükselmesi
sağlanır.
Ombudsmanın
faaliyetleri sonucunda “kötü yönetimin nedenleri” ile
“bunun iyileştirilmesi için izlenilmesi gereken
süreç” gün ışığına
çıkarılmakta ve kural ve kanunların
uygulanmasına yönelik önerilerin kanun koyuculara ve
yönetime benimsetilmesi için araç
olunmaktadır.
Böylece
Ombudsmanların yönetsel reformlardaki öncü rolü
birçok ülkede ön plana çıkmaktadır.
Örneğin, İsveç ve Fransa’da ombudsmanlar sorunun
kaynağında yürürlükteki yasaların olduğu
kanısına varırlarsa, yönetsel reformlar önermekle
yükümlü tutulmaktadırlar. Genellikle bir soruşturma
sonucunda yönetimin haklı olduğu sonucu varır, fakat
şikayetçinin maruz kaldığı adaletsizliğin
nedeni olarak yasayı eleştirirse, yasa değişikliği
önermek zorundadır.
Burada önemli olan
reform önerilerinin ombudsmanın temel işlevinin bir yan
ürün olarak görülmemesidir. Çünkü
ombudsmanlık kurumunun bütünlüğü
içerisinde bu iki işlevin uyumlu bir birlikteliği
sağlanmaya çalışılmaktadır. Kuşkusuz
bir birey tarafından uğranılan adaletsizliğin ortaya
çıkarılması, aynı durumun yeniden ortaya
çıkmasını engellemeyi amaçlayan
önlemleri almayı, kısacası ondan sonuçlar
çıkarmayı da
gerektirmektedir.
4.4 Ombudsman-Yargı İlişkilerOmbudsmanın
yargı ile ilişkileri büyük bir dikkat gerektirmektedir.
Ombudsman işlevleri gereği Yargıç’a yakın
bulunmaktadır. Fakat ondan yetkileri ve müdahalelerinin
yapısı gereği radikal olarak
ayrılmaktadır.
Ombudsman yargı
kurumlarınca çözümlenmesi zorunlu olan ve hukuk
bazına dayanan itilaflara karışmamaktadır. Fakat
özgürlük, iyi yönetim ve hakkaniyet adına
çözümler önermektedir. Ülkelere göre
yargı otoritelerine paralel olarak yada onların
dışındaki şikayetleri kabul etmekte, bazen de
yargısal yönetimin işlemlerini denetleyebilme yetkileri
gereği yargı yönetimine müdahale
edebilmektedir.
4.5 Ombudsman-Medya İlişkileriOmbudsmanlık kurumunun
etkinliği çok büyük ölçüde kamuoyu
tarafından varlığının bilinmesine dayanmakta, bu
da medyanın gerekli katkıda bulunmasına bağlı
bulunmaktadır.
Aksi halde yönetimin
yanlışlıkları üzerine kamuoyunun dikkatini
çekemeyecek ve katılımcı toplumsal denetimi de
sağlayamayacaktır. Böylece ombudsman denetiminin tek
yaptırımı olan
“yanlışlıkları kamuoyunun bilgisine
sunma” gerçekleşemeyecek ve ombudsman denetimi
etkinliğini kaybedecektir.
Bununla birlikte
medyanın, ombudsmanın her türlü faaliyetine ilgi
göstermesini de beklememek gerekir. Medyayı en çok
ilgilendiren, kamunun dikkatini çekecek örnek olayların yer
aldığı yıllık faaliyet raporları
olmaktadır.
Bu alanda
karşılaşılan en büyük
güçlük, gizlilik ilkesinden kaynaklanmaktadır.
Ombudsmanlar çözüme kavuşturdukları
olayları açıklarken, şikayetçinin izin
vermemesi halinde ad açıklamamaktadırlar. İlgilerini
çeken birçok olayda ismin açıklanmaması
medyanın ilgisini azaltmaktadır.
İkinci
güçlük ise yönetimin içinde bulunduğu
anlaşmazlıkların medyada eşit bir ilgi
uyandırmamasıdır. Bir çok rapor, özellikle
yönetimi suçsuz bulanlar, layık oldukları ilgiyi
çekmemektedirler. Ancak güncel basının yönetimin
hatalarını gün ışığına koyan
belli tipteki işlerle ilgilenmesini normal kabul etmek
gerekir.
Ombudsmanla medya
arasındaki ilişkilerde sorun yaratan diğer bir konu da
Ombudsmanın dışarıya yansıtmak zorunda
olduğu imajıdır. Bu, ombudsmanlar
açısından medya nezdinde büyük bir
“kullanılabilirlik tehlikesi” içermektedir. Hakim
gibi, ombudsman da yansız ve objektif olmak ve belirli bir mesafeyi
korumak zorundadır. Hatta bu ihtiyacı yurttaş ile devletin
kavgaya tutuştuğu her olayda korumak
zorundadır.
5. YEREL YÖNETİM OMBUDSMANLARIYerel yönetimler
için ayrı bir ombudsmanın gerekli olup
olmadığı, ombudsmanlık kurumunun benimsendiği
tüm ülkelerde
tartışılmıştır.
Bazı ülkelerde
yerel yönetimler ombudsmanın yetki alanının
dışında tutulurken, bazı ülkeler yerel ve
merkezi tüm kamu yönetimi için bir ombudsman belirlenmesini
benimsemişleridir.
Yerel yönetimlerin
üstlendiği görevlerin gittikçe artması ve
özellikler taşıması nedeniyle, merkezi yönetimler
için oluşturulan ombudsmanların yanında yerel
yönetim ombudsmanı/ombudsmanlarının
oluşturulması, merkezi yönetim ombudsmanlarının
iş yükü de düşünüldüğünde,
artık benimsenen bir konudur.
Yerel yönetim
ombudsmanları, parlamenter ombudsmanın tüm özelliklerini
taşıyarak, belli bir bölgede yada kentte, yerel
yönetimlerin kötü işleyişinden kaynaklanan
sorunları çözümlemek, yurttaşların yerel
yönetimlerdeki haklarını korumak ve yerel yönetimlerin
daha iyi işlemesi amacıyla yönetimin düzeltilmesi
için önerilerde bulunmak üzere oluşturulan
ombudsmanlardır.
Daha kısa bir
anlatımla, yerel yönetim ombudsmanları, müdahale
alanlarının ölçüsünde otorite ve etkileri
sınırlandırılan
ombudsmanlardır.
Yerel yönetimlerin
yönetsel işlemi tamamlama süreçlerindeki
farklılıklar ve kararın oluşturulmasına bizzat
yerel yönetim meclislerinin, yani seçilmiş üyelerin
katılması ombudsman denetiminin niteliğini farklı
kılmaktadır.
Gerçi bu
farklılık yerel yönetim ombudsmanlarının
görev ve yetkilerinin belirlenmesi sırasında
doğacaktır.eğer yerel yönetim ombudsmanları yerel
yönetimlerdeki kararların alınış sürecine
karışmayıp, sadece alınan kararların uygulama
kalitesi ve yurttaşın sadece bu yöndeki şikayetleri ile
ilgilenecekse, bu halde yönetsel ombudsmanlarla büyük bir
farklılıkları da olmayacaktır.
Ancak, belirtildiği
üzere, yerel yönetimlerin işlemlerinin büyük
kısmı meclis kararları üzerine
gerçekleşmekte, yurttaşların şikayetleri de
geniş ölçüde bunlardan kaynaklanmaktadır. Bununla
beraber yerel meclislerin bu işlevini parlamentoların yasa yapma
işlevi ile hiçbir şekilde
karşılaştırmamak gerekmektedir. Yerel yönetim
ombudsmanlarının yerel meclislerin kararlarının
niteliği üzerinde bir denetim yetkisinin olmaması, onları
alınmış kararların uygulanması
sırasında haksızlık yapıp
yapılmadığını denetleyen basit gözlemciler
haline dönüştürecektir.
Yerel yönetim
meclislerinin yönetsel işlemlere karışmalarından
dolayı, yerel yönetim ombudsmanını, yetkilerini yerel
meclislerden alan, kısacası parlamento yerine yerel meclislerin
atadığı, bir sistem içerisinde tanımlamak,
uluslararası literatürde tanımlanan bir ombudsman
yapmayacaktır.
Bu nedenle yerel yönetim
ombudsmanları, yerel meclislerin kararlarının adil bir
şekilde uygulanıp uygulanmadığını
denetlemek üzere atanmış kişiler değil, yerel
meclislerin yönetsel nitelikteki kararları da dahil olmak
üzere, yerel yönetimlerin her türlü işlemlerini, hem
kararlarına kalite kazandıracak nitelikleri itibariyle, hem de
adalet yönünden denetlemek üzere oluşturulmuş
ombudsmanlar olmaktadır.
Ancak bu şekilde
görevlendirilen yerel yönetim ombudsmanları, yerel
yönetimin işleyişi hakkında belediye
başkanlarına yada yerel meclislere bilgi aktararak yönetimin
iyileştirilmesine katkıda bulunan bir halkla ilişkiler kurumu
olarak algılanmayacaktır.
Yerel yönetim
ombudsmanları kötü yönetimden kaynaklanan
adaletsizliklerle ilgili şikayetleri incelemekle yetkilidir. Ancak yerel
yönetimlerin takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların
esasını tartışmazlar.
Yerel ombudsman kötü yönetim
nedeniyle şikayetçiye
haksızlık yapıldığını saptarsa,
yerel yönetim raporu dikkate almak ve alınan ve
alınması düşünülen önlemi ombudsmana
bildirmek zorundadır.
Yerel yönetimlerin
ombudsmanın önerisi üzerine alabileceği önlemler iki
gruba ayrılabilir. İlk olarak şikayetçinin
hakkının yerine getirilmesi söz konusu olur. İkinci
olarak, yönetim şikayete neden olan kötü yönetimin
tekrarlanmaması amacıyla uygulama usullerini gözden
geçireceğini belirtir.
Yönetimin makul bir
süre içerisinde bildirimde bulunmaması veya
ombudsmanın önerilen önlemi uygun bulmaması yada
yönetimin hiçbir önlem almaması halinde
ombudsmanın başka bir rapor hazırlaması
gerekmektedir.
6. DÜŞÜNCELER VE DEĞERLENDİRMEİsveç’in
ombudsmanlık kurumu ile ilgili deneyimi şu şekilde
özetlenebilir.
Güvenirliğini
sürdürmek için ombudsmanlık kurumu ve ombudsmanlar
yürütme erkinden tümüyle bağımsız
olmalıdır. Kurum, parlamentodan, tamamen
bağımsız olmakla birlikte onun tam desteğini almak
zorundadır.
Kurum mevcut
Hükümet sistemine kolayca uyacak şekilde tasarlanmalı,
gerek halk ve gerekse kamu görevlileri tarafından kolaylıkla
anlaşılabilmelidir. Ombudsmanın görevi belirgin
olmalı ve ombudsman her türlü etkinliklerinde bu görevin
sınırları içinde
kalmalıdır.
Ombudsman geniş
soruşturma yetkilerine ve soruşturmasının
sonuçlarını kamuya duyurma hakkına sahip
olmalıdır. Soruşturmayı bizzat başlatma yetkisi
ombudsmanlık kurumunun etkinliğini büyük
ölçüde arttırmaktadır.
İlgili makamlar
önünde saygınlık kazanmak için ise
ombudsmanların, denetim yaptıkları kurumlar ve ilgili
mevzuat hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmaları, neden
bahsettiklerini bilmeleri ve kamu makamlarını haklı
olduklarına inandırmaları gerekir.
Ombudsmanların
çalışmaları adalet ve tarafsızlık
ilkelerine dayalı olmalıdır. Ombudsmanlık kurumunun
halka ve denetimi altındaki kamu yönetimi ve görevlilerine
karşı saygınlığını koruyabilmesi
için bu davranış şarttır.
Ombudsmanların ilgisiz
başvuruların altında ezilmemelerini sağlamak için
halka ombudsmanlık kurumunun görevlerinin neler olduğu
yanında yetkilerinin sınırları da
açıkça anlatılmalıdır. Eğer
aşırı vaatlerle başlanılırsa
sonuç düş kırıklığı
olabilir.
Basınla iyi
ilişkiler de büyük önem taşır.
Ombudsmanların görevi sınırsız denebilecek bir
saydamlık gerektirmektedir. İsveç’te halkın
resmî belgeleri inceleyebilme hakkı bütün
ombudsmanlık dairesi belgelerini ve bu meyanda kesin kararları da
kapsar.
Anayasal hakların ve
bireylerin yasal haklarının korunması hukukun
üstünlüğü ilkesine dayanan demokratik devletin mihenk
taşıdır. Bugün ombudsmanlık kurumuna duyulan
ilginin bu denli büyük olması gelecek için
büyük ümitler vadetmektedir.
-BÖLÜM III-OMBUDSMAN KONUSUNDAKİ ÜLKEMİZDEKİ TARTIŞMALAR VE BU KURULUŞUN OLUŞTURULMASI HUSUSUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ1. GİRİŞBilindiği gibi,
Anayasamızın 2nci maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti,
insan haklarına saygılı, demokratik, lâik ve sosyal
bir hukuk devletidir. Anayasamız, 5nci maddesinde de devletin temel
amaç ve görevlerini belirtmiştir. Buna göre,
“Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin
bağımsızlığını ve
bütünlüğünü, ülkenin
bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,
kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;
kişinin temel hak ve hürriyetlerini sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,
ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve
manevî varlığının gelişmesi için
gerekli şartları hazırlamaya
çalışmaktır.”
Devlet ve diğer kamu
tüzel kişileri, bu görevleri “kamu hizmeti”
dediğimiz işleri yürütmekle yerine getirirler. Ancak devlet
ve diğer kamu tüzel kişileri, bu görevlerini yerine
getirirken, her şeyden önce hukuk devletinin gereği olarak
hukukun sınırları içerisinde kalmak
zorundadır. Öte yandan kamu hizmetlerinin toplum için en iyi,
en yararlı, en verimli ve en rasyonel biçimde yerine getirilmesi
gerekir. Bu bakımdan, bir yandan devlet ve diğer kamu tüzel
kişilerinin, başka bir deyişle, idarenin eylem ve
işlemlerinin hukuka uygunluğunun denetimini sağlamak,
öbür yandan bu hizmetlerin verimli, yararlı, rasyonel
biçimde yürütülmesini denetlemek üzere,
çeşitli türde denetim mekanizmaları ortaya
çıkmıştır. Bu mekanizmaların bir
bölümü, idarenin yargısal denetimi olarak
adlandırılır. Diğer bir bölümü ise,
genel olarak yargı dışı denetim olarak ifade
edilir.
Bilindiği gibi,
Anayasamızın 125nci maddesine göre, “İdarenin
her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı
yolu açıktır.” Bunun ancak belirli istisnaları
vardır. Bu arada idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı
zarara uğrayan vatandaşların bu zararlarının
giderilmesi de, yine hukuk devletinin bir gereğidir. İdarenin hukuka
uygun çalışmasını denetlemek, bu seminerin
konusu dışında kalmaktadır. Zaten idarî
yargı da, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunu
denetlemekle sınırlıdır.
İdarenin yargı
dışı denetimine gelince, bundan ne
anlaşılması gerekir? İlk olarak, idarenin
yargı organı niteliği taşımayan kurumlarca
denetlenmesi anlaşılabilir. İkinci olarak, idarenin
yargısal usullere bağlı olmadan denetlenmesi
anlaşılabilir. Üçüncü olarak, idarî
eylem ve işlemlerin hukuka uygunluktan başka
ölçülerle değerlendirilmesi anlaşılabilir.
Örneğin idarî işlemlerin yerindeliği
araştırılabilir; idarî işlemler, verimlilik
açısından ya da hizmetin kalitesi
açısından değerlendirilebilir. İdarenin
yargı dışı denetimi dediğimiz zaman,
bütün bunlar söz konusu olabilir.
Bu arada başka bir
noktaya da değinmek gerekir. “İdarenin yargı
dışı denetimi” dendiği zaman, bu seminerin
konularından biri olarak, her halde siyasal denetim söz konusu
olmayacaktır. Siyasal denetim ya da parlamento denetimi,
Anayasamıza göre soru, Meclis araştırması, genel
görüşme, gensoru ve Meclis soruşturması
biçiminde yürütülen ve genellikle siyasal
sonuçları olan, örneğin hükümete güven
veya güvensizlik biçiminde sonuçlanabilen denetim
yöntemleridir. Seminerin bu bölümünde bu konuların
dışında kalan yargı dışı denetim
yöntemleri üzerinde durulacaktır.
Yargı
dışı denetim yollarından
bazılarının, Anayasamızda belirtildiğini
görüyoruz. Bunlardan biri Devlet Denetleme Kurulu’dur.
Anayasamızın 108nci maddesine göre, “İdarenin
hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli şekilde
yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlanması
amacıyla” bir Devlet Denetleme Kurulu kurulmuştur. Bu Kurul,
bütün kamu kurum ve kuruluşlarında, kamu kurumu
niteliğinde meslek kuruluşlarında, hatta kamuya yararlı
dernek ve vakıflarda ve her düzeydeki işçi ve
işveren meslek kuruluşlarında inceleme,
araştırma ve denetleme yapabilir. Kurul üyeleri,
Cumhurbaşkanınca atanır. Bu Kurulun
başlangıçta seminerin konusunu oluşturan
“ombudsman” kurumu olarak
düşünüldüğü
anlaşılmaktadır. Fakat Kurulun gelişmesi, bir
“ombudsman” kurumu gelişmesi yönünde
olmamıştır. Kurulun çalışmaları,
Cumhurbaşkanınca verilen belirli görevlerin yerine
getirilmesi, belirli araştırmaların yapılması
ile sınırlı kalmıştır.
Çünkü bu Kurul, sadece Cumhurbaşkanı
tarafından verilen inceleme görevlerini yerine getirmektedir ve
bağımsız da değildir. Kurul, 1982
Anayasası’ndan önce 1981 yılında 2443
sayılı Kanunla kurulmuş; 1982 yılında anayasal
bir kurum haline getirilmiştir.
Anayasamızda en eski
anayasalarımızdan beri yer alan bir hak vardır:
Dilekçe hakkı. Anayasanın 74ncü maddesine göre,
“Vatandaşlar, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve
şikâyetleri hakkında yetkili makamlara ve Türkiye
Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına
sahiptir.” TBMM Dilekçe Komisyonu’nun
çalışmalarına bakıldığında,
ombudsmanın fonksiyonlarını belirli ölçüde
yerine getirdiği görülmektedir. Burada vatandaşların
kendi sorunları veya kamu yönetimi ile ilgili dilek ve
şikâyetlerinin, bağımsız bir komisyon
tarafından, Meclis’in bir organı tarafından
incelendiği görülür. TBMM Dilekçe Komisyonu,
vatandaşların dilek ve şikâyetleri ile ilgili
kararlarını, bu arada incelenebilir nitelikteki dilek ve
şikâyetler üzerine ilgili makamlar nezdinde yapılan
girişimlerin sonuçlarını milletvekillerine
dağıtılan periyodik yayınlarla açıklar.
Bu da, Meclis bünyesinde sürekli bir komisyon tarafından
ombudsman fonksiyonlarından, işlevlerinden
bazılarının yerine getirildiğini
gösterir.
Anayasamızda yine
yargı dışı denetim yöntemleri olarak
nitelenebilecek başka düzenlemeler de vardır. Bunlardan biri,
Anayasanın 160ncı maddesine göre bütün genel ve
katma bütçeli dairelerin gelir ve giderleri ile
mallarının Türkiye Büyük Millet Meclis adına
Sayıştay tarafından denetlenmesiyle ilgilidir. Gerçi
Anayasamızda Sayıştay, yüksek yargı
organları arasında yer alır. O nedenle
Sayıştay denetiminin bir çeşit hesap
yargısı, muhasebe yargısı niteliği
taşıdığı söylenebilir. Bu arada
sorumluların hesap ve işlemleri hakkında karar verme
söz konusudur. Bu yönü ile bir yargı denetimi niteliği
taşıdığı da söylenebilir. Ancak
Sayıştay’ın yaptığı denetimin bir
bölümü, yargı dışı bir denetim
niteliğindedir. Böylelikle Sayıştay’ın
yaptığı görevin yargı benzeri bir denetim
niteliğinde olduğu ifade edilebilir.
Diğer bir düzenleme,
kamu iktisadî teşebbüslerinin denetimi ile ilgilidir.
Gerçi Anayasanın 165nci maddesinde, kamu iktisadî
teşebbüslerinin, Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nce denetlenmesinden söz edilir. Bu denetimin nasıl
yapılacağının kanunla düzenleneceği
belirtilir. Uygulamada bu denetim, Başbakanlık Yüksek
Denetleme Kurulu’nun yaptığı incelemeler sonucunda
düzenlediği raporlar üzerinden Türkiye Büyük Millet
Meclisi Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonu’nca
yapılır. Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulu’nun denetimi, daha çok, verimlilik denetimi
niteliğindedir.
Sözü edilen bu
denetim yolları, doğrudan doruya Anayasamızda
öngörülmüş olan denetim yollarıdır.
Bunların yanında, Türkiye’nin uluslararası
antlaşmalarla üzerine aldığı
yükümlülüklerden doğan bazı denetim
mekanizmaları vardır. Onlara uluslararası kuruluşlar
çerçevesinde yapılan denetimleri de ekleyebiliriz.
Örnek olarak Türkiye, İşkence ve Diğer Zalimane,
Gayri İnsanî veya Küçültücü Muamele ve
Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi
ile İşkencenin ve Gayri İnsanî veya
Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair
Avrupa Sözleşmesi’ni kabul etmiştir. Bu
çerçeve içerisinde Türkiye’de
uluslararası denetimler yapılmaktadır.
İşkencenin önlenmesi komiteleri, düzenli olarak veya
zaman zaman Türkiye’ye gelirler ve karakollarda, hapishanelerde
incelemeler yaparlar. İnceleme sonuçlarını
raporları ile ifade ederler.
Tabiî, bu arada,
yönetimin kendi bünyesinde yaptığı iç
denetimler vardır. Örneğin Başbakanlık ve
bakanlıkların teftiş kurullarınca
yürütülen denetimler böyledir. Bunlar da yargı
dışı denetim örnekleridir.
Öte yandan 1990
yılında 3686 sayılı Kanunla TBMM İnsan
Haklarını İnceleme Komisyonu kurulmuştur. Bu
Komisyonun insan hakları açısından ülkemizdeki
ve dünyadaki uygulamaları incelediğini, insan hakları
ihlâlleri üzerine gittiğini ve görevleri arasında
uygulama ile insan hakları standartları, uluslararası
antlaşmalar, Anayasa ve yasalar arasında uyum sağlamak
üzere yasal düzenlemeler önermenin de bulunduğu
düşünülürse; yine ombudsmanın bazı
fonksiyonlarının bu Komisyonda toplanmış olduğu
görülür.
Öte yandan bir
hükümet kuruluşu olan İnsan Hakları
Koordinatör Üst Kurulu da, belirli ölçüde insan
hakları ihlâlleri ile ilgili şikâyetleri ilgili
makamlar nezdinde takip ettiği, incelettiği, soruşturduğu ve
sonuçlandırdığı ve gerekli yasal
düzenlemeleri önerdiği ölçüde yine ombudsman
fonksiyonlarından bazılarını yerine getirmektedir.
Bütün bunlarla
“Türkiye’de zaten ombudsman kurumu vardır” demek
yanlış olur. Eğer öyle olsaydı, yeni bir ombudsman
kurumu çalışması yapılmazdı. Biraz
önce anlatılan kurul ve komisyonlara benzer kurumlar başka
ülkelerde de var. Ama onların yanında ayrıca
adı “ombudsman” olan veya her biri ilgili ülkenin kendi
özelliğine göre o kavramı ifade eden terimlerle
adlandırılan bir kurum vardır. Seminerin asıl
konusunu oluşturan “ombudsman” kurumu üzerinde durmak
gerekir. Türkçe’de ve değişik ülkelerde
çeşitli adlarla adlandırılan bu kurum da, idarenin
yargı dışı denetimini
sağlamaktadır.
2. OMBUDSMANLIK KURUMUNA TÜRKİYE’DE DUYULAN İHTİYAÇOmbudsman için
“kamu denetçisi”, “kamu hakemi”,
“halkın sözcüsü” veya “halkın
avukatı” gibi çeşitli terimler
kullanılmıştır. “Ombudsman”, idarenin
eylem ve işlemlerinden dolayı menfaatleri haleldar olan
vatandaşların, bu mağduriyetlerinin giderilmesi ve kamu
hizmetlerinin yerine getirilmesinde kalitenin sağlanması
bakımından son derece yararlı bir kurumdur. Gerçi
idarenin bütün eylem ve işlemleri, yargı denetimine
tabidir. Ama o denetim, hukuka uygunluk denetimi niteliğindedir. Oysa bir
“ombudsman” eliyle, bir “kamu denetçisi” eliyle
yürütülecek olan denetim, bundan farklıdır. Onun
dışındaki alanı kapsamaktadır. İdarenin
hukuka uygunluk açısından denetimi, olayın sadece bu
yönüyle ilgilidir. İdarî hizmetlerin kalite
yönünden, verimlilik yönünden, hatta yerindelik
yönünden değerlendirilmesi de söz konusu
olabilmelidir.
Öte yandan yargı
denetimi, belirli usullere bağlıdır. Genellikle zaman alan ve
vatandaşlar yönünden pahalı olabilecek bir denetim
yoludur. İşte denetimin daha süratli ve yargısal
denetim usullerine tabi olmaksızın, kısa zamanda
sonuç verebilecek ve vatandaşa herhangi bir malî yük
getirmeyecek biçimde yürütülmesi, “ombudsman”
kurumunun temel amacıdır.
Adli yargı sistemi
dışında yönetsel uyuşmazlıkların
çözümü yetkisini elinde bulunduran bir yönetsel
yargılama sisteminin varlığı bu
güçlüklerin başında yer almaktadır.
Böyle özel bir yargı sisteminin
varlığının ombudsmanı gereksiz
kıldığı düşünülebilir.
Çünkü “Danıştay yönetimin keyfi
değerlendirmelerinin denetimi noktasında da yasallık unsurunu
büyük ölçüde sağlamakta ve ombudsmana gerek
bırakmamaktadır” denilebilir. Eğer ülke için
bir ombudsmanın varlığı gerekli
görülürse bu yönetsel yargı sisteminin yerine ikame
edilecek bir sistem olarak algılanacağından yönetimin
denetiminde yönetsel yargının rolüne ilişkin bir
boşluğun bulunduğu kanısını
yaratabilir.
Anayasanın 125nci
maddesine göre, “İdarenin her türlü eylem ve
işlemlerine karşı yargı yolu
açıktır.” Öyleyse bu yargı denetimi
yanında neden bir de ombudsman tarafından yapılan
yargı dışı bir denetim söz konusu olsun? Bu
sorunun cevabını vermek gerekir. Çünkü kurumun
gerekliliği, bu sorunun cevabına
bağlıdır.
Bilindiği gibi,
yargı denetimi, – yine
Anayasanın 125nci maddesinde belirtildiği
gibi– “idarî eylem ve
işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile
sınırlıdır.” Yargı,
çeşitli ölçülerde, dolaylı biçimde
de olsa, takdir hakkını sınırlasa bile,
hiçbir biçimde bu yoldan yerindelik denetimi yapamaz. Ama bir
işlem hukuka uygun olsa da ombudsman, onu isabetli bulmayabilir, yerinde
bulmayabilir. Bir işlem hukuka uygun olsa da haksız olabilir.
İşte bu noktada ombudsman devreye girer. Çünkü bu
noktada yardımcı olacak başka hiçbir kurum yoktur.
Örneğin Dilekçe Komisyonu belli bir ölçüde,
İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu belli bir
ölçüde yardımcı olabilir; ama ombudsman, bir
işlem hukuka uygun olsa da yerinde olmayabileceği, haksız
olabileceği veya en doğru çözüm olmayabileceği
düşüncesinden hareket ederek denetim yapar. Şüphesiz,
idare aynı konuda hukuka uygun çeşitli işlemler
yapabilir. Ama somut bir durumda böyle bir işlemi belli bir insana,
belli bir vatandaşa uyguladığınız zaman bu, onun
durumuna en uygun çözüm olmayabilir. İşte
ombudsman, bu durumda da idarî işlemin hedef
aldığı insan için en uygun
çözümün, en uygun işlemin, en yerinde işlemin
yapılmasını ve bir haksızlık, bir hata
yapılmamasını sağlamaya
çalışır.
Bununla birlikte hemen
yeniden belirtmemiz gerekir ki, ombudsmanlık;
uygulandığı ülkelerde mevcut yönetsel denetim
sistemlerinin yerine ikame edilmek üzere getirilmemektedir. Ombudsman
diğer denetim yollarının eksiklikleri nedeniyle onların
yanında kendisine yer bulmaktadır.
Yönetimin
haksızlıklarına karşı çok
çeşitli şikayet yolları olmasına
karşın bu yollar pratikte yalnızca yurttaşların
en bilgili ve en varlıkla kesimi tarafından
kullanılmaktadır. Bunların dışında
kalan geniş kitleler korku yada bilgisizlik nedeniyle yönetime
karşı hukuki bir süreci başlatmayı göze
alamamaktadırlar.
Kaldı ki angarya,
kötü niyet, unutma yada ihmallerin yarattığı
kötü yönetim, yargının yönetim üzerindeki
hukukilik denetimine karşın, varlığını
sürdürüp gitmektedir. Yurttaşlar, rahatsızlık
veren bu tavırlardan kendilerini koruyacak araçları
boşuna aramamaktadırlar.
Böyle bir kurum,
Türkiye’de çalışmaya
başladığı zaman, her şeyden önce idare ile
vatandaşların ilişkilerinde diyalog
sağlanmış olacaktır. İdarenin
yürüttüğü kamu hizmetlerinde kalite yükselecektir.
İdare ile vatandaşlar arasındaki
uyuşmazlıkların bir bölümü, bu yoldan ortadan
kalkacağı için; idarî yargının
yükü hafifleyecektir. Böylelikle idarî
yargının görevini daha verimli biçimde
yürütmesi sağlanmış
olacaktır.
3. TÜRKİYE’DE OMBUDSMAN KURUMUNUN KURULMASI İLE İLGİLİ ÇALIŞMALARTürkiye’de de
“ombudsman” kurumunun kurulması ve örgütlenmesi
için çalışmaya başlamış
bulunuyoruz. Yedinci Beş Yıllık Kalkınma
Planı’nda kamu denetçisi kurumunun kurulması
öngörülmüş bulunmaktadır. 55nci
Hükümet döneminde de İnsan Hakları Koordinasyon
Üst Kurulu, “ombudsman” kurumu ile ilgili bir düzenleme
yapılmasına karar vermiştir. Bu anlayışla
çeşitli ülkelerin ombudsman mevzuatı
derlenmiştir. Sadece teorik bir incelemeyle de yetinmeyip
çeşitli ülkelerin ombudsmanları, Türkiye’ye
davet edilmişlerdir. Kendileriyle yapılan
görüşmelerde hem ülkelerindeki ombudsman kurumunun
işleyişi hakkında bilgi alınmış, hem
Türkiye için düşünülen “ombudsman”
kurumu ile ilgili görüş alışverişinde
bulunulmuştur.
Bilindiği gibi,
idarî mahkemelerle ombudsmanın görev alanı
farklıdır. Daha önce de söylendiği gibi, idarî
yargının görev alanı, idarî eylem ve
işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile
sınırlıdır. Eğer idarî eylem veya
işlem hukuka uygunsa, idarî yargının yapabileceği
bir şey yoktur. Tabiî, idarî eylem ve işlemlerden
dolayı vatandaşların zarara uğraması durumunda bu
zararların da tazmin edilmesi gerekir. Ombudsman ise, bir idarî
işlem hukuka uygun olsa bile yerinde olmadığı,
hakkaniyete uymadığı zaman başka bir
çözüm önerebilir.
Öte yandan ombudsman,
parlamento ile ilişki içerisinde olacaktır. Her şeyden
önce parlamento tarafından seçilecektir. Aslında
– örneğin
İsveç’te olduğu gibi,–
yürütmenin atadığı
ombudsmanlar da vardır. Türkiye’de de yerel yönetimler
düzeyinde, hatta merkezî idarede bir tür ombudsman
uygulaması başlamıştır. Örneğin
Bayburt Valiliği, bir yönetmelikle yönetim
danışmanlığı adıyla il düzeyinde bir
çeşit ombudsman kurumu oluşturmuştur. Maliye
Bakanlığı, vatandaşlara özellikle vergi
sorunlarında yardımcı olmak üzere bir
çeşit ombudsman kurumu oluşturmayı
düşünmektedir. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği de,
böyle bir uygulamayı başlatmıştır.
Bütün bunlar,
ombudsman kavramının genişliğinden kaynaklanıyor.
Nitekim İsveç’te bir basın ombudsmanı da
vardır. Bu, basın kuruluşları tarafından
seçilmiş bir ombudsmandır. Parlamento ombudsmanı veya
hükümet ombudsmanı değildir. Bir bakıma
Türkiye’deki Basın Konseyi gibi, ama daha geniş
yetkilerle çalışan bir kurum. Türkiye’de zaman
zaman gazetelerde tüketici sorunları ile ilgili yazarların
vatandaşların çeşitli sorunlarına
çözüm bulduklarını ve oldukça etkili
olduklarını görülmektedir. Bunlar da, bir
çeşit tüketici ombudsmanıdır.
Ama burada üzerinde
durulacak olan yeni kanun taslağının konusu, parlamento
ombudsmanıdır. Onun parlamento ile ilişkisi, her
şeyden önce parlamento tarafından seçilmesinde ve
parlamento adına görev yapmasında görülmektedir.
Dolayısıyla gücü de, parlamento tarafından
seçilmiş olmasından ve yaptığı
çalışmaların sonuçlarını
parlamentoya sunacak olmasından gelmektedir. Bu, çok önemli
bir noktadır. Ama bu kurum, parlamentoya karşı da
bağımsız olmalıdır.
Bağımsızlığı, örneğin azli,
görevden alınması konusunda belli güvencelerin
sağlanmasını zorunlu kılar. Örneğin ombudsman,
belli bir yetersayı ile seçildiği gibi; görevden
alınması da yine belli nedenlerle ve belli yetersayılarla
olacaktır. Yani bir görev güvencesi olacaktır.
Böylece bir defa da seçilince, parlamentoya karşı dahi
belli bir bağımsızlığı olacaktır.
Ombudsman, çalışmalarının
sonuçlarını yıllık veya ara raporlar halinde
parlamentoya sunacaktır. Gerektiğinde kendisine parlamentoda
görev alanına giren konularla ilgili açıklamalar
yapması için söz de verilecektir. Bütün bunlar
ombudsmanın parlamento ile ilişkileri olarak
değerlendirilebilir.
Halen “ombudsman”
anlamında “kamu denetçisi” veya “kamu
hakemi” kurumunun mevzuatımıza yerleştirilmesi
için çalışmalar devam
etmektedir.
3.1 Kamu Denetçiliği Yasa TaslağıÜlkemizde “kamu
denetçiliği adı altında, bu kurumun
mevzuatımıza yerleştirilmesi için
çalışmalar yapılmaktadır. Şimdiye kadar
yapılan üç kanun taslağı
çalışmasında sırasıyla “Türk
ombudsmanı”, “kamu denetçisi” veya “kamu
hakemi” ve son olarak da “yurttaş
sözcüsü” terimleri
kullanılmıştır. Bu örnekler, en uygun, Türk
halkının benimseyeceği bir terim
arayışının bir ifadesidir. Gerçekten
“ombudsman” için kullanılacak Türkçe terim
de, bu kurumun Türk halkı tarafından benimsenmesi
açısından son derece önemlidir.
Aynı zamanda bu kurumu
ifade etmek için Türkçe’de kullanılacak olan
terim de çok önemlidir. Ombudsman kurumunun ülkemizde de
kurulmasını öngören 7. Beş Yıllık
Kalkınma Planı, Türkçe karşılık
olarak “kamu denetçisi” terimini
kullanmıştır.
Ombudsman, idarenin her
şeyden önce hukuka uygun
çalışmasını, ama hukuk içerisinde
takdir hakkını kullanırken de keyfîliğe
kaçmamasını, haksızlık
yapmamasını ve idarî işlemlerin belirli bir kalite
içerisinde yürümesini sağlamayı amaçlayan bir
denetimi gerçekleştirmektedir. Genel olarak bunu hukuk
devleti ilkesinin bir sonucu olarak nitelendirebiliriz.
Tanımda sadece idareyi
esas almakla şunlar da söylenmek isteniyor: Bir defa yasama
faaliyetleri, yani TBMM’nin Anayasa değişikliği yapma, kanun
yapma, içtüzük yapma yetkileri ombudsmanın yetki
alanına girmez. Zaten bununla ilgili bir denetim organı
vardır. Bu da Anayasa Mahkemesi’dir. Öyleyse yasama,
ombudsmanın görev alanının
dışındadır.
İkinci olarak,
yürütme organı olarak Hükümetin, Bakanlar
Kurulu’nun işlemleri ombudsmanın yetki alanının
dışındadır. Bunlar arasında belki bazı
idarî işlemlerin denetimi söz konusu olabilir; ama esas
itibariyle hükümet de, ombudsman eliyle yapılacak denetimin
kapsamı içerisinde değildir.
Onun yanında
Silâhlı Kuvvetler de, onların işlemleri de,
– çeşitli
ülkelerde olduğu gibi–
ombudsmanın görev alanı dışında
kalacaktır. Ama ileride Silahlı Kuvvetler’in işlemleri
için – yine bazı
ülkelerde olduğu gibi–
ayrı bir ombudsman kurulması düşünülebilir.
Yargı, bazı
ülkelerde, örneğin İsveç’te ombudsmanın
denetim alanı içerisindedir. Ama bu, hâkimin nasıl
karar vereceği yönünde bir denetim değil, daha çok,
davaların gecikmeden yürümesini sağlamakla ilgili bir
denetimdir. Ama Türkiye’de Anayasa’nın 138. maddesine
göre, “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi,
yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve
hâkimlere emir ve talimat veremez”; hatta “tavsiye ve telkinde
bulunamaz.” O nedenle Türkiye’de de ombudsmanın yetki
alanı, hiçbir biçimde yargıyı
kapsamayacaktır. Ombudsman, geriye kalan idarenin işlemlerini
denetleyecektir.
Ombudsman kanunu
taslağı hazırlanırken siyasal tercih konusu olacak
çeşitli konular gündeme gelmiştir. Örneğin
ombudsman bir kişi mi, yoksa birden çok kişi mi olacak?
Seçimi nasıl olacak? Görev süresi ne kadar olacak?
İdarî makamlarla ilişkileri nasıl olacak?
Bütün bunlarla ilgili olarak hazırlanan taslakta bazı
öneriler getirilmiştir. Örneğin taslakta Meclis’ce bir
ombudsman seçilmesi ve onun da yardımcılarını
seçmesi öngörülmüştür. Ama bu
çözüm, İnsan Hakları Koordinatör Üst
Kurulu’nda eleştirilmiştir. Onun yerine Türkiye’de
belki üst sayısı belirtilmek suretiyle, TBMM’nin
takdirine bağlı olarak birden çok ombudsman seçilmesi,
bunların kendi aralarında görev bölümü
yapması ve içlerinden birinin de başombudsman
olmasının daha uygun olacağı ifade edilmiştir.
Taslakta ombudsman adaylarının Genel Kurul’a önerilmesi
konusunda, Meclis’te özel bir komisyon kurulması
öngörülmüştür. Ama buna gerek
olmadığı, TBMM Dilekçe Komisyonu’nun veya
İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun bunu
yapabileceği, hatta Anayasa Komisyonu’nun
düşünülebileceği ifade
edilmiştir.
Seçilecek
kişinin formasyonuna gelince; taslakta, ombudsmanın hukukçu
olması öngörülmüştür. Bazı
ülkelerde bu koşul aranmaktadır. Hatta bazı
ülkelerde temyiz mahkemesi üyesi olabilme nitelikleri
aranmaktadır. Şüphesiz, böyle bir çözüm
düşünülebilir; ama böyle bir
sınırlamanın isabetli olmayacağı, İnsan
Hakları Koordinatör Üst Kurul’unda belirtilmiştir.
Önemli olan, ombudsmanın kişiliği, idarî alandaki
tecrübe zenginliği ve böylece çeşitli sorunlara
çözüm bulabilme yeteneğidir.
Ombudsmanın
yaşı konusunda taslakta 65 yaş, üst sınır
olarak ifade edilmiştir. Ombudsmanın görev süresi,
dünyada 4 ilâ 7 yıl arasında değişmektedir.
4,5,6 veya 7 yıllık süreler görülmektedir. Taslakta
ise 5 yıllık bir süre
düşünülmüştür.
Ombudsman görevini
yaparken idarî makamlar, kendisine her türlü destek ve
yardımı sağlamak zorunda olacaktır. Tüm
idarî makamlardan istediği bilgiler kendisine verilecektir.
Danıştay’la
bir görev çatışması olabilir mi? Tabiî,
her ikisinin de, yani gerek ombudsmanın yaptığı
iş, gerek idarî yargının görevi, idarî
eylem ve işlemlerin denetimiyle ilgilidir. Ama birisi yargı
denetimi, diğeri yargı dışı denetimdir.
Ombudsmanın vereceği kararlar, bir mahkeme kararı
değildir, bir yargı kararı değildir.
Dolayısıyla yargı kararı gibi idareyi
bağlaması söz konusu değildir. Ayrıca ikisi
arasında bir çatışma olmaması için
ombudsmana getirilen konunun, yargı önünde bulunan bir konu
olmaması gerekir. Eğer vatandaş aynı konuyu
yargıya da intikal ettirirse bunu mutlaka ombudsmana bildirmesi gerekir.
Çünkü aynı konuda iki organın karar vermesi
söz konusu değildir. Kaldı ki herhangi bir makamın
yargı mercilerine talimat vermesi, tavsiye ve telkinde bulunması
Anayasa’mızda yasaklanmıştır. O bakımdan
ombudsmana gelecek konular, mutlaka yargı önünde bulunmayan
konular olacaktır. Ama ombudsmana başvurmak,
vatandaşın Anayasa gereğince sahip olduğu hak arama
özgürlüğünü ortadan kaldırmaz.
Vatandaş, ombudsman aracılığıyla da sonuç
almak isteyebilir, yargı yoluna da gidebilir. Bu, vatandaşın
yapacağı bir tercihtir. Bu bakımdan Kanun Taslağı
üzerindeki çalışmalarda tartışılan
bir konu da, ombudsmana yapılacak başvurunun, idarî dava
açma süresini durdurup durdurmayacağıdır. Bu da
önemli bir konudur. Eğer durdurma yönünde bir hüküm
konulacak olursa; vatandaş, önce ombudsmana başvurarak bir
sonuç almaya çalışacaktır.
Çünkü ombudsmana başvuru, herhangi bir harç,
ücret ödemeksizin yapılacak olan bir başvurudur.
Bütün dünyada ombudsmana yapılan başvurular,
herhangi bir harç ödenmeksizin yapılır. Bu da
ombudsmana başvuruyu yargı yoluna başvurudan ayıran
önemli bir unsurdur.
Öte yandan ombudsman,
insan hakları bakımından da son derece önemli bir
görevi yerine getirecektir. Gerçi TBMM İnsan
Haklarını İnceleme Komisyonu ve İnsan Hakları
Koordinatör Üst Kurulu da konuyla ilgilidir. Ama yine de
ombudsmanın insan hakları alanında da yararlı
hizmetler vereceğini düşünüyorum. Çeşitli
ülkelerde ombudsman, insan haklarının ve demokrasinin bir
güvencesi olarak görülmektedir. Gerçekten 18nci
yüzyılın başlarında İsveç’te
monarşik rejimin bir kurumu olarak başlayan ombudsman, bugün
birçok ülkede demokrasinin simgesi, insan haklarının
güvencesi olmuştur.
Mevcut yasa
taslağı hakkında, hazırlık
aşamasında, tartışılan konuların
bazılarını belirttikten sonra taslağın
gerekçesini ve maddelerini genel olarak incelemek yararlı
olacaktır.
Kamu Denetçiliği
Yasa Taslağı’nın “Genel Gerekçe”
kısmında bu kuruma duyulan gereksinim ana hatlarıyla
şöyle belirtilmektedir: “... Yönetim-birey
ilişkilerinde karşılaşılan
uyuşmazlıkların etkin ve hızlı bir
şekilde çözümü amacıyla
yargının katı işleyişi kurallarına
bağlı oluşu ve zaman alıcı işlemesi
gerçeği karşısında, yönetimi yargı
dışında denetleyen ama yönetime de bağlı
olmayan bir denetim sistemi ihtiyacı sonucunda ortaya
çıkmış olan......halkın şikayetleri ile
ilgilenen bir kamu denetçisi siteminin Türkiye’de de
kurulması öngörülmüştür.” Bu
açıklama gösteriyor ki; ülkemizde kamu
denetçiliği, yönetim-birey ilişkilerinde yönetime
karşı halkın şikayetleri ile ilgilenen ve
yargısal nitelikte olmayan bir denetim sistemi olarak
tasarlanmaktadır.
Yine Genel Gerekçenin
8nci paragrafında; kamu denetçiliği kurumunun
“...idarenin eylem ve işlemlerini hukuka uygunlukla birlikte
yerindelik yönünden inceleyen ve sorunun çözümü
için önerilerde bulunan bir kuruma duyulan ihtiyaçtan”
doğduğu ifade edilmektedir.
Yasama organı
tarafından seçilecek, görev ve yetkileri de anayasa ile
belirlenecek bir Ombudsman, TBMM adına fakat tamamen
bağımsız olarak insan haklarının
bekçiliğini yapacaktır. Taslak, 3ncü maddesinde kamu
denetçiliği kurumunun “bir kamu başdenetçisi ve en
çok on kamu denetçisi ile uzman ve uzman
yardımcıları ile diğer personelden
oluşacağı”nı belirtmekedir.
4ncü madde kamu
başdenetçisi ve kamu denetçilerinin görev alanı
dışında tutulan eylem ve işlemlerini
saymıştır. Bunlar; “Yasama organı
TBMM’nin faaliyetleri, Cumhurbaşkanının yargı
denetimine tabi olmayan işlemleri, Bakanlar Kurulunun kararları,
yargı organlarının karar ve işlemleri ile Türk
Silahlı Kuvvetlerinin eylem ve işlemleri”dir.
7nci madde 1982
Anayasasının 138/2nci maddesindeki mahkemelerin
bağımsızlığını sağlamak
üzere oluşturulmuş formülasyonu aynen benimsemiş ve
aynı cümlelerle kamu denetçisine
bağımsızlık getirmiştir.
10ncu madde kamu
başdenetçisi ve kamu denetçilerinin TBMM üye tam
sayısının salt çoğunluğunun oyu ile
seçilmesini öngörmektedir.
12nci madde görev
süresini beş yıl olarak düzenliyor. Taslakta tekrar
seçilme konusunda açık bir düzenleme yer
almamaktadır.
17nci madde; “Kamu
denetçiliği kurumu inceleme sonucunu ve varsa çözüm
önerisini ilgili idari mercie ve başvuruda bulunana bildirir.
İlgili idari merci yapılan işlemi ve önerilen
çözümü uygun görmediği taktirde bunun
gerekçesini bir ay içinde kamu denetçiliği kurumuna
bildirir” hükmü konmuştur.
18nci madde bilgi ve belge
istemek konusunda düzenleme getirlmiştir.
İsveç’te olduğu gibi burada da ombudsmanlar gizlilik
taşıyanlar da dahil olmak üzere tüm kamu belge ve
dosyalarını inceleyebilmektedirler. Ancak, istenen bilgi ve
belgeler, devletin güvenliğine ilişkin gizli belge
niteliğinde ise, Başbakan veya ilgili bakan, istenen bilgi ve
belgeleri vermekle beraber gerekçesini bildirmek suretiyle
açıklanmamasını ve rapora geçirilmemesini
ombudsmandan isteyebilecektir.
19ncu madde, “kamu
başdenetçisinin her takvim yılı sonunda TBMM
Dilekçe Komisyonuna sunacağı bir rapor
hazırlayacağını” belirtmekle birlikte, bu raporun
olması gereken içeriği konusunda bir düzenleme
getirmemektedir. Raporun “bir yıl içinde yapılan
çalışmalar ve Kamu Denetçisi Kurumunun
önerilerini içereceği” şeklinde hüküm
konulmuştur.
3.2 Kamu Denetçiliği Kurumunun Sağlayacağı FaydalarOmbudsmanlık kurumunun
kurulması ve istenildiği şekilde
çalışması
halinde[20]:
3.3 Kamu Denetçiliği Kurumunun ÖzellikleriHerşeyden önce
şunu söylemek gerekir ki, ombudsmanlar, nitelikleri itibariyle
bağımsız olarak çalışan, genellikle
parlamentolar adına görev yapan ve yine genellikle
parlamentolar
tarafından seçilmiş tarafsız kişilerdir.
Ombudsman seçilen kimsenin kişiliğinin çok
büyük önemi vardır. O nedenle Türkiye’de ilk
seçilecek ombudsman veya ombudsmanlar, bu kurumun Türkiye’de
yerleşmesi bakımından çok önemli bir
tarihî görevi yerine getireceklerdir.
Hukuka uygunluk denetimi,
idarî yargının görevidir. Ama ombudsmanın
önüne getirilen, şikâyet konusu olan işlem hukuka
aykırı da olabilir. Dolayısıyla ombudsman, o
yönüyle işin üzerine gidebilir. Fakat böyle bir
durumda ombudsmanın görevi, idarî işlemin iptali
değil, onun yerine hukuka uygun daha doğru bir işlem
yapılmasını sağlamaktır. Herhalde aynı
konu, aynı anda hem ombudsman önünde, hem yargı
önünde olamaz. Eğer öyle olursa ombudsmanın
yargıya müdahalesi söz konusu olur. O nedenle
ombudsmanın önüne getirilecek konu, o sırada
görülmekte olan bir davanın konusu olmayacaktır. Yani
yargı ile bir çatışma söz konusu
olmayacaktır.
Öte yandan
ombudsmanın verdiği kararlar, yargı kararı
niteliğinde değildir. Ombudsman, idarenin yerini de almamaktadır.
Sadece idareye daha iyi, daha uygun çözümler için
tavsiyelerde bulunmaktadır ve bu tavsiyelerin
yaptırımı da, kamuoyu
açıklamalarıdır. Dünyadaki örneklerden
görüldüğü kadarıyla bu dahi, aydın,
gelişmiş bir kamuoyuna sahip ülkelerde çok etkili bir
mekanizma olarak işlemektedir.
Ombudsmanın
görevlerinden biri de, insan haklarının korunması ile
ilgilidir. İnsan haklarının temelinde de her insanın
doğuştan, hatta doğumundan önce bu haklara sahip
olması düşüncesi vardır. Bu çerçeve
içerisinde ombudsmana insan hakları ihlâlleri ile ilgili
şikâyetler de geleceği için, insan
haklarının ombudsman kavramıyla da belirli bir
güvenceye kavuşmasından söz edilebilir.
Ombudsmanın
görevini herhangi bir engelle
karşılaşmaksızın yapabilmesi için
önemli koşullardan biri, onun dokunulmazlığa sahip
olmasıdır. Milletvekili dokunulmazlığı gibi,
onun da sözlerinden, eylemlerinden dolayı
dokunulmazlığı, hatta belirli bir ölçüde
sorumsuzluğu söz konusudur.
Ombudsman, görevini
yerine getirirken bir suç tespit ederse, onu ilgili mercilere
bildirecektir. Ama ombudsman, Cumhuriyet başsavcısı
değildir, hâkim değildir; dolayısıyla
memurları yargılaması söz konusu değildir. Onun
yetkili mercilere yapacağı başvuru üzerine normal
prosedür işleyecektir. Eğer ombudsmanca tespit edilen, Memurin
Muhakematı Hakkında Kanun kapsamında bir suç ise o
çerçevede işlem yapılacaktır.
4. SONUÇ VE DEĞERLENDİRMEBilindiği gibi ve daha
önce de belirtildiği gibi 1982 Anayasasının 125nci
maddesi “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine
karşı yargı yolunun açık olduğunu”
belirtmektedir. Kamu denetçiliğinin de Anayasamıza konulacak
bir hükümle düzenlenmesi, idari eylem ve işlemlere
karşı denetimi pekiştireceğinden yerine olacaktır.
Tasarının
maddelerine geçmeden önce “Genel Gerekçe”de yer
alan bu açıklama yönünden bir çekince ortaya
koymak yerinde olur: 1982 Anayasası m.125/4’e göre ;
“Yargı yetkisi idari eylem ve işlemlerin hukuka
uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.
Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve
esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak idari
eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak
biçimde yargı kararı verilemez.” Bu düzenleme
idari yargının işlevini sadece “hukuka uygunluk”
denetimi yapmakla sınırlayan, açıkça ifade
edilmese de “yerindelik denetimi” yapma yasağını
koyan bir içeriktir. Oysa yine Anayasamızın 9ncu maddesine
göre “Yargı yetkisi Türk Milleti adına
bağımsız mahkemelerce kullanılır.”,
m.138/son’a göre ise; “yasama ve yürütme
organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır;
bu organlar ve idare mahkeme kararlarını hiçbir suretle
değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini
geciktiremez.” Taslakta kamu denetçiliğinin “idarenin
eylem ve işlemlerini yerindelik yönünden de inceleyen bir
kurum” olarak tasarlanması anayasal olmayan bir kurumun anayasa ile
yetki ve görev alanı çerçevelenmiş ve
kararlarına mutlak bağlayıcılık
tanınmış yargısal kurumların üzerine
çıkartılmak; işlevsel olarak yargıdan daha
güçlü ve etkin kılınmak istendiği
kanısını uyandırmaktadır. Kuruma
“anayasallık” statüsünün
tanınması işlevine uygun bir konum kazanmasını
sağlayacaktır.
Tasarı, hangi
işlemlerin bu kurumun denetim yetkisinde olduğunu saymaya kalksa idi,
herhalde denetlenecek bir işlem tipi bulmakta zorlanırdı.
Çünkü yönetim işlevi tam da bu kurum ve
kuruluşların alacağı kararlar ve yapacağı
işlemlerle anlam kazanmaktadır. Taslak bu yönleriyle kamu
denetçiliği kurumunun, yönetim-birey ilişkilerinde
yönetimi kayırmak ve kollamak için
tasarlandığı izlenimini uyandırmaktadır.
Çalışmalarını araştırma ve
denetim şeklinde yapan ve yalnızca “tavsiye”de
buluabilen Ombudsmanın faaliyet alanı olarak;
ombudsmanın
yetki alanına girmesi konusu; üzerinde durulması ve
tartışılması gereken
hususlardandır.
Kanun
Taslağının 10ncu maddesi kamu denetçilerinin TBMM
üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyu
ile seçilmesini öngörmektedir. Salt çoğunluk
parlamenter hükümet sistemlerinde her zaman iktidar partisinin veya
partilerinin oyları demektir. Bu da genellikle yürütmenin
bakanlar kurulu kanadıdır, bir başka deyişle
yönetim ta kendisidir. Beş yıllık süre de
ülkemizde TBMM seçimlerinin yapılabilmesi için kabul
edilen süredir. Taslak, seçim şekli ve görev süresi
yönünden idarenin kalbi olan yürütmeye endeksli bir kamu
denetçiliği kurumu yaratmakla bu kurumun özgürlüklerin
kısıtlanmasında takviye güç olarak dizayn
edildiği kaygılarını uyandırmaktadır.
Oysa bu model, işlevi ve misyonu gereği yönetime
karşı halkın avukatı veya koruyucusu olan kamu
denetçileri üzerine kuruludur. Halk savunucusunun
bağımsızlığı ve
tarafsızlığını sağlamak için, uzunca
bir süre ve TBMM’nin nitelikli bir çoğunluğuyla
seçilmesi ve bu süre içinde olağanüstü bir
neden olmadıkça görevden alınamaması
düşünülmeli ve taslağa bu yönde hükümler
konulmalıdır. Tekrar seçilmenin mümkün
olmaması da, tarafsızlığı
güçlendirecek bir faktör olabilir.
Kamu denetçisinin
görevini TBMM adına yapmasının bir sonucu olarak, bir
çok ülkede olduğu gibi her yıl, TBMM’ne bir rapor
sunması gerekir. Bu raporda, hem ülkedeki insan hakları
uygulamalarının durumu hakkında yasama
organını bilgilendirmeli, hem Anayasanın temel hak ve
özgürlüklere ilişkin hükümlerine ve
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları
sözleşmelerine aykırı bulduğu kanunların
değiştirilmesi için ona görüş
bildirebilmelidir. Oysa 19ncu madde, “kamu başdenetçisinin
her takvim yılı sonunda TBMM Dilekçe Komisyonuna
sunacağı bir rapor hazırlayacağını”
belirtmekle birlikte, bu raporun olması gereken içeriği
konusunda bir düzenleme getirmemektedir. Raporun “bir yıl
içinde yapılan çalışmalar ve Kamu
Denetçisi Kurumunun önerilerini içereceği”
yolundaki hüküm yetersizdir.
Ombudsmanın ana
görevi, yurttaşların temel haklarının ihlal
edildiğine dair şikayetleri incelemektir. Bu incelemeleri
sırasında bilgi ve belge isteyebilmeli ve gerekli durumlarda
savcılıklara suç duyurusunda bulunabilmelidir. Taslak 18nci
madde ile bilgi ve belge elde etme konusunda Kurula sınırlama
getirirken, kamu denetçiliği kurumunun yurttaşların
temel hak ihlalleri konusunda görevli olacağı yolunda ipucu
niteliğinde dahi bir düzenlemeye de yer vermemektedir. 16ncı
madde başvuru koşullarını düzenlerken bu konuda
açıklayıcı bir içerikte kaleme
alınmamıştır.
Ombudsman, şikayet
konusu işlemin dayandığı kanunun, Anayasaya
aykırı olduğuna kanaat getirdiği taktirde konuyu Anayasa
Mahkemesine intikal ettirebilmelidir.
Görev alanı
içinde etkin denetim yapma olanağına sahip anayasal bir kurum
haline getirildiği taktirde, Kamu denetçiliği kurumu
işlevini büyük ölçüde yitirmiş olan TBMM
Dilekçe Komisyonu ve TBMM İnsan Haklar İnceleme Komisyonu
kaldırılabilir. Ombudsman bu görevi gene TBMM adına,
fakat çok daha etkin ve bağımsız bir biçimde
yerine getirebilecektir[21].
Birden çok
ombudsmanın bir kurul halinde çalışması
benimsenirse; bunların belli bir bölümünün
–eskiden bizdeki Cumhuriyet
Senatosu’nda olduğu
gibi– belli aralarla yenilenmesi
düşünülebilir. Örneğin üçte biri, iki
yılda bir yenilenebilir. Böylece bu görevde bir yandan
süreklilik, bir yandan yenilenme, aynı zamanda
gerçekleştirilmiş olur. Ombudsman seçilecek
kişi, bu görevi bir defa yapmalı; ikinci defa seçilmesi
söz konusu olmamalıdır. Fakat herhalde daha önce
idarî yaşamda veya bilimsel açıdan geniş bir
tecrübe birikimine sahip bir insan olmalıdır.
Ombudsmanın
bağımsızlığının önemli
özelliklerinden biri de, bunun malî bakımdan da
desteklenmesidir. Bu bakımdan ombudsmanın kendisine sağlanacak
olan malî kaynağı serbestçe kullanabilmesi, yani
malî özerkliğe sahip olması gerekir. Ombudsman TBMM
adına hareket edeceğinden, çalışmaları
için gerekli ödenek, Meclis bütçesine
konulacaktır. Ombudsman, kurum olarak tahsis edilecek ödeneği
kamu harcamalarına ilişkin kurallara göre, ama kendi
görev anlayışı içerisinde serbestçe
kullanabilecektir. Bu, ombudsmanın görevini
bağımsız olarak yapabilmesinin en önemli
koşullarından birisidir. Tabiî, ombudsman kurumundan beklenen
yararların gerçekleşebilmesi için bu
ödeneğin yeterli miktarda olması gerekir. Çünkü
ombudsman, tek başına çalışacak bir insan
değil. Ombudsman tek kişi de olsa, mutlaka bir örgütü,
teşkilâtı ve kadroları olacaktır.
Bütün bunlar için, ombudsman görevinin
yapılabilmesi için yeterli malî kaynağa ihtiyaç
vardır. Bu kaynak, –
ombudsman TBMM adına hareket edeceği
için– Meclis bütçesine
konulacak ödenekle sağlanacaktır.
Ombudsmanın TBMM tarafından seçilmesi, onun parlamento
adına görev yapacak olmasındandır. Aday belirlemede
belki yargı organlarının devreye girmesi
düşünülebilir. Herhalde TBMM Genel Kurulu’na
sunulacak adayların bir Meclis komisyonunun süzgecinden
geçmesi gerekir. Bu da, Dilekçe Komisyonu, İnsan
Haklarını İnceleme Komisyonu veya Anayasa Komisyonu
olabilir.
Ombudsmana çok fazla
şikâyet ve dilekçe gelebilir. Hangi dilekçelerin,
hangi şikâyetlerin dikkate alınmayacağının
hazırlanacak kanun taslağında belirtilmesi gerekir.
Örneğin bugün Türkiye’de Dilekçe
Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun, hangi
dilekçelerin dikkate alınmayacağını
göstermiştir. Ombudsman kanun taslağında da
bunların belirtilmesi gerekir. Aksi takdirde ombudsman, iş
yükü altında boğulabilir.
Dilekçe hakkı,
vatandaşların temel haklarındandır. Her
vatandaş, kendisi veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri
hakkında yetkili makamlara ve TBMM’ne de başvurabilir.
Dolayısıyla her vatandaş, şimdi kurmayı
amaçladığımız Ombudsman kurumuna da
başvurabilecektir. Ama ombudsman, kendisine yapılan
başvuruları ayıklayacak ve asıl kendisinin
sonuçlandırabileceği işlemleri takip edecektir. TBMM
Dilekçe Komisyonu’nun raporları incelediğinde
bazı işlemlerin Komisyon’un görev alanına
girmediği gerekçesiyle o işlemle ilgili dosyanın
kapatıldığını görülmektedir. Bu,
ombudsmanlar bakımından da söz konusudur. Nitekim başka
ülkelerdeki uygulamalar da farklı değildir.
Bilindiği gibi
ülkemizdeki idarenin yapılanması, Anayasa ve İdare
Hukukumuz Fransız Hukukunun etkisindedir. Oysa Ombudsmanlık kurumu
İsveç’te Anglo Sakson Hukukuna özgü bir kurumdur.
Ombudsmanlık yüzölçümü, coğrafyası
küçük, nüfusu az, hukuk devletinin veya hukukun
üstünlüğü ilkesinin geliştiği,
yurttaşın eğitim ve kültür düzeyinin yüksek
olduğu ülkelerde başarı ile
uygulanmaktadır.
Ülkemizin mevcut
coğrafi ve nüfus yapısı, vatandaşların
eğitim ve kültür düzeyi ve özellikle parlamento
yapısı dikkate alındığında bu kurumun
başarılı olacağından kuşku duymamak elde
değildir. Bu kurum idari yargıya ciddi sekte vurabilir, idarenin
denetlenmesinde düblikasyon ve komplikasyona sebep olabilir. Bunu
önlemek için öncelikle
yurttaşlarımızın bilinçlenmesi ve
kurumlarımızın yerli yerine oturmasını ve
eğitim düzeyimizin yükselmesini sağlamak gerekmektedir.
Türkiye’de yargı kararlarına uymak, onun gereklerini
yerine getirmek hükümetler için bir görevdir. Yargı
kararları, yasama ve yürütme organları ile idareyi
bağlar. Nitekim Anayasa’nın 138nci maddesinde yargı
kararlarına uyma zorunluluğu belirtilmiştir. Ama ülkemizde
hâlâ yargı kararlarının yerine getirilmesinde,
onlara uyulmasında sorunlar yaşanmaktadır. İşte
böyle bir ortamda, bağlayıcılığı
olmayan ve başka bir yaptırımı, zorlama
gücü de bulunmayan ombudsman kararlarının,
tavsiyelerinin yerine getirilmesi, ancak çok bilinçli,
aydın bir kamuoyunun varlığıyla
gerçekleşebilir.
Türkiye’nin
gerçeklerine uygun, ama uluslararası standartlara da ters
düşmeyen, onları göz önünde bulunduran bir
taslak hazırlamak gerekmektedir. Eğer bu iki ölçü
bir arada gerçekleşemezse, yani hem uluslararası
standartlara göre ombudsman kavramına uygun bir kurum
yaratılamazsa, hem ülke gerçekleri dikkate alınmazsa;
ombudsman kurumunun Türkiye’de başarıya
ulaşması mümkün olmaz.
Ombudsman kurumunun
başarısının aynı zamanda kamuoyuna
bağlıdır Ombudsman nasıl başarılı
olacaktır? Zorlama yetkisi yok, emir verme yetkisi yok. Tavsiye ve ikna
edecek. Peki, ikna edemediği, tavsiyesi yerine getirilmediği zaman ne
olacak? İşte bu konuda ombudsmanın elindeki
yaptırım, açıklama yetkisidir. Tavsiyesine
uyulmadığı takdirde ombudsman, bunu kamuoyuna
açıklayabilir. Zaten yaptığı bütün
işlemleri bir yıllık faaliyet raporu içerisinde
kendisini seçen parlamentoya sunacaktır. Parlamento,
ombudsmanın sunacağı raporlarla da konuyu öğrenebilir
ve üzerine gidebilir. Ayrıca gerektiğinde özel
açıklamalarla da belirli konuları kamuoyuna intikal
ettirebilir. Böylece ombudsman kurumunun ya da onun tavsiyelerinin
gerçek yaptırımı, bu açıklamalarla
harekete geçecek olan kamuoyudur. Bu bakımdan kamuoyunun
aydınlatılmış ve gelişmiş olması
büyük önem taşımaktadır.
Dolayısıyla ombudsman kurumunun başarılı
olabilmesi, ombudsmanın yapacağı
açıklamaların kamuoyunda yankı bulmasına
bağlıdır. O bakımdan da sivil toplum
örgütlerine, basına çok büyük görevler
düşmektedir. Eğer basın, ombudsmanın
açıklamalarına yer vermezse, medya onun
açıklamalarını kamuoyuna duyurmazsa; bu
yaptırım gerçekleşmeyecektir. Bu, çok
önemli bir unsurdur. Çünkü bir tohumu ektiğiniz
toprağın o tohumun yeşermesi için elverişli
olması gerekir.
Bu şekilde ombudsman
kurumunun – diğer
ülkelerde olduğu gibi–
Türkiye’de de sadece tavsiye yoluyla, sadece ikna yoluyla da olsa;
yaptırımı sadece kamuoyunu yapacağı
açıklamalarla etkileme ve Meclis’i sunacağı
raporlarla bilgilendirme biçiminde de olsa; ülkemize yararlı
hizmetler yapacağını düşünmekteyim.
Ombudsman kurumu
kurulduğu zaman, böylelikle bizim idaremizde de önemli bir
eksiklik tamamlanmış olacaktır. Şüphesiz, bazen
doğrudan doğruya hukuka aykırı bir işlem de,
ombudsmanın önüne gelebilir ve o da, hukuka
aykırı işlemin bu yönünü belirtebilir ve bu
yönden o işlemin değiştirilmesini isteyebilir. Bu noktada
ombudsman kurumunun idarî yargı bakımından
yararı da ortaya çıkmaktadır. Çünkü
ombudsman, yaptığı denetimle idarî yargıya
başvurma gereksinmesini de azaltacaktır. Bu bakımdan
ombudsmanın önüne getirilecek olan bir idarî işlem
de, tıpkı idarî yargı konusu olabilecek bir
işlem gibi nihaî işlem olmak durumundadır. Henüz
sonuçlandırılmamış bir işlem, ombudsman
önüne getirilmemelidir. Ombudsman, idarenin yerine geçerek bir
işlem yapacak değildir. Ombudsman, idarenin hiyerarşik
âmiri de değildir. Dolayısıyla ombudsman, idareye
herhangi bir emir verecek değildir. Ombudsman’ın elinde bir
zorlama yetkisi de yoktur. Eğer ombudsman, kendisine intikal eden bir
konuda, idare ile yapacağı temas ve görüşmeler
sonucunda, idareyi daha uygun, daha yerinde bir çözüm
için ikna edebilirse, tavsiyeleriyle belli bir yöne
yöneltebilirse; o konuda belki yapılan işlemin
düzeltilmesini veya yeni bir işlemin
yapılmasını, böylece somut bir durumda bir
vatandaşın, bir insanın mağdur olmamasını
sağlayacaktır.
Bu çerçeve
içerisinde ombudsman kurumunun Türkiye’nin geleceğinde
önemli bir rol oynayacağını, gerek demokrasimizin
sağlam temellere oturmasında, gerek insan haklarının
güvencesini sağlamakta başarılı hizmetler
yapacağına inanıyorum.
Yalnız, yargı
dışı denetimden söz ederken, sadece
“ombudsman”la işin bitmediğini de söylemek isterim.
Her ülkede olduğu gibi, Türkiye’de hükümet
dışı kuruluşlar, sivil toplum örgütleri de
idarenin yargı dışı denetimi bakımından
çok önemli roller üstlenebilirler.
Bunların
yanında, basın-yayın kurumlarına da büyük
görevler düşmektedir. Özellikle
araştırmacı basın-yayın
kuruluşlarının, yolsuzlukların ortaya
çıkarılmasında ve idarenin denetlenmesinde ne kadar
büyük hizmetler yaptığını biliyoruz. Bu
çerçeve içerisinde iletişim
özgürlüğü, düşünce ve ifade
özgürlüğü, basın
özgürlüğü, basın-yayın
kuruluşlarının görevlerini yerine getirmeleri
bakımından büyük önem
taşımaktadır.
Son olarak şunu
belirtmekte yarar vardır, bütün bu kurum ve kuruluşlardan
sonra tüm vatandaşlara düşen görevler vardır.
Devletin yönetilmesinde, idarenin hukuka uygun
çalışmasında, verimli ve yararlı hizmetler
sunmasında vatandaşlar olarak hepimizin hem hak sahibi, hem
sorumluluk sahibi olarak yapabileceğimiz çok şeyler
vardır. Eğer bütün vatandaşlar, tam bir
bilinçle haklarını kullanacak, görevlerini yerine
getirecek olurlarsa; idarenin eylem ve işlemlerini tam bir
vatandaşlık bilinciyle izlerlerse; bunun gereklerini
düşünce, ifade ve basın özgürlükleri ile
toplantı özgürlüklerinden yararlanarak,
Anayasa’nın ve yasaların verdiği bütün
yetkilerini kullanarak yerine getirirlerse; o zaman idarenin hem hukuka uygun,
hem verimli ve yararlı çalışması
bakımından en büyük güvenceyi kazanmış
oluruz.
KAYNAKÇA
1. ALTUĞ, Y.:
“Vatandaşı İdarenin Yetki Tecavüzlerine
Karşı Koruyan Ombudsman Müessesesi”, Yargıyat
100.Yıl Armağanı, İstanbul 1968,
s.159.
5. ARSLAN,
S.: “İngiltere’de Ombudsman Müessesesi”, Amme
İdaresi Dergisi, C.19, S.1, Mart 1986, s.157.
13. ODYAKMAZ, Z.:
“Türk Hukuk Kurultayı’na Sunulan İsveç
Parlamento Ombudsmanlığı ile İlgili Bildiri
Üzerine Düşünceler”, Hukuk Kurultayı 2000,
C.4, s.490-491.
14. OYTAN, M.:
“Ombudsman Eli ile İdarenin Denetimi Konusunda
Kıyaslamalı Bir İnceleme”, Danıştay
Dergisi, Yıl:5, S.18-19, s.193-214.
16. POLAT,
N.: “Devlet Denetleme Kurulu”, Yayınlanmamış
Makale, Ankara 1987, s.38.
|