OMBUDSMANLIK KURUMUNUN AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE’DEKİ KONUMU



Mahir IŞIKAY



-BÖLÜM I-


YURTTAŞLARIN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİN YÖNETİME KARŞI KORUNMASINDA BAĞIMSIZ BİR DENETİM ORGANI: OMBUDSMAN




1. GİRİŞ

1713 yılında İsveç’te kurulan[1] ve 1809 yılında İsveç Anayasasına girerek[2] anayasal bir kurum niteliğine bürünen Ombudsman müessesesi, iki asra yakın uygulanmasından sonra, önce İskandinav ülkelerince benimsendi. İsveç sisteminden etkilenerek Ombudsmanı uygulayan ilk ülke 1919’da Finlandiya oldu. Finlandiya’yı 1955’te Danimarka takip etti ve 1963’de Norveç’te ve Yeni Zelanda’da da kabul edildi[3].

Bu zamanda Ombudsman kurumu, aralarında Fransa, İngiltere, İtalya, İspanya, İsrail, Hindistan, Nijerya ve Portekiz’in de bulunduğu 40’ın üstündeki ülkede ulus, bölge, şehir ve belediye bazında uygulanmaktadır. 1980’lerden itibaren özel sektör kuruluşlarında (bankalarda, sigorta, emlak ve yatırım şirketlerinde) ve üniversitelerde kullanılan bir kurumdur. Avrupa Birliği, Maastricht anlaşması kapsamında AB bürokrasisi tarafından yanlış uygulamalara karşı vatandaşlarının haklarını koruyacak bir Ombudsman kurumunu kanunlaştırmıştır.

Aslında Ombudsman kurumu nitelik olarak bize pek yabancı sayılmaz. Osmanlıların idari sistemindeki “Başkadı (Kadıasker(Kazasker)”nın görevi, İslam hukukunun tüm hükümet görevlileri tarafından insanların kendi aralarındaki ilişkilerinde ve devlet ile olan ilişkilerinde uygulanmasını sağlamaktı. Böylece Başkadı insanların haklarını adaletsizliğe ve kamu görevlilerinin güçlerini kötüye kullanmalarına karşı korumaktaydı. Bu kurum; ülkemizde Demirbaş Şarl olarak tanınan İsveç Kralı XII. Şarl’ın Osmanlı Ülkesinde yaşamak zorunda olduğu 1709-1714 yıllarında Stockholm’deki yöneticilerin ve yargıçların yasalara gereği gibi uymasını gözetecek, uzaktaki kralın gözü kulağı olacak bir bireyi (Hogst Ombudsman) atamasıyla doğan ve 1809 İsveç Anayasası’nda da Anayasal bir kurum olarak yer alan “Ombudsmanlık” kurumudur.

Kurum halen İsveç’te kamu görevlilerinin görevlerini yasalara uygun ve gerektiği gibi yerine getirip getirmediğini denetlemekle görevli bulunmakta ve yurttaşların bu konulardaki şikayetlerini incelemektedir.

Ombudsmanlar, günümüzün gittikçe genişleyen ve karmaşık bürokratik bir yapıya sahip olan, modern devletlerinde ortaya çıkan sorunları çözmek için oldukça önemli bir işlev görmektedirler. Özellikle üst düzey yöneticilerine verilen takdir yetkilerindeki artışın neden olduğu yönetsel kararlarda meydana gelen haksızlıkların düzeltilmesi ve yönetim bozukluklarına karşı yurttaşın korunması ihtiyacı, kurumun önemini daha da arttırmaktadır.

Sonuç olarak, kamu hizmet birimlerinin kendi çalışmaları ile ilgili şikayetleri doğru ve mantıklı bir biçimde ele alma ve yanıtlama yetenekleri hakkında kuşkuların artması ve getirilen diğer denetim yollarının eksiklikleri nedeniyle ombudsmanlık oldukça önemli bir işlev üstlenmiş, uluslar arası kuruluşların da desteği ile yayılmaya başlamıştır.

2. OMBUDSMANLIK KURUMUNUN ORTAYA ÇIKMASI

Hak ve özgürlüklerin korunması, özgürlüklerin doğuşundan beri toplumları meşgul etmiştir ve toplumlar bunları koruyabilmek için direkt esnek, hızlı ve maliyetsiz kurumlar yaratmaya çalışmıştır. Bu alanda 19.yy. başında İsveç’te ortaya çıkan ve hukuksal gelenekleri ile kültürleri benzer olan ülkelerde kısa sürede (Danimarka, Norveç, Finlandiya), buna karşılık gelenekleri farklı olan birçok demokratik ülkede ise kendi hukuk sistemleri ve özel gereksinmelerine göre değiştirilerek uygulanan bir kurumun büyük ilgi topladığına tanık olunmuştur. 20nci yy.ın ikinci yarısında, gelişmiş ülkelerde olduğu kadar gelişmekte olan ülkelerde de, hukuk devletinin güçlendirilmesi ve demokratikleşmenin bir elemanı olarak görülen bu kurum büyük bir hızla yayılmıştır.

2.1. Ombudsmanlığı Doğuran Sebepler

2.1.1. Klasik Denetim Yollarının Yetersizliği

İdarenin denetlenmesinde klasik yollarla yapılan denetlemelerin yetersizliği yani arayışlara yol açtı. Ombudsmanlık, idarenin denetlenmesinde idare edilenler açısından ortaya çıkan yetersizlikten kaynaklanmaktadır diyebiliriz. Gerçekten, idare çeşitli şekillerde denetlenmektedir. Ancak bu denetim şekillerinden her birinin çeşitli sakınca ve noksanlıkları bulunmaktadır. Çağdaş idarenin gücü, geleneksel denetim yollarının ve vasıtalarının başa çıkamayacağı bir hızla gelişmekte, büyümektedir[4].

Parlamento denetimi, parti içi disiplini ve yasama-yürütme bütünleşmesi sebebiyle fonksiyonsuz kalmaktadır. Aslında kolay harekete geçirilemeyen hele hele kolay netice alınamayan ve genel meseleler dışındaki konularla ilgilenmesi de pek mümkün olmayan bu denetim yolunun sade vatandaşın idare hakkındaki şikayetleriyle ilgili olarak yeterli bir fonksiyon ifa etmesi zaten beklenemezdi.

İdarenin iç denetimi ise, hiyerarşi yapı ve dayanışma duyguları gibi sebeplerle vatandaş için bir güvence olmaktan uzaklaşmaktadır. Esasen idari denetimin asli fonksiyonu, birinci plânda idarenin etkinliğini ve verimliliğini sağlamaya yöneliktir. Böylece kamuya ve onun çıkarlarına yabancılaşan bu denetim yolu konumundan sapmış, giderek sadece kendi kurallarını yürüten ve bu kuralların yürümesini biricik varlık nedeni sayan “Vacibü’l-Vücud” bir noktaya gelmiştir[5].

Yargı denetimi ise ağır işlemesi, formalitelerinin çokluğu ve pahalı olması, ayrıca yetkisinin sadece hukuka uygunlukla sınırlı kalması gibi sebeplerle her zaman uygun bir başvuru yolu olmamaktadır[6].

2.1.2 Çağdaş Devletin Karmaşıklaşan Yapısı

Çağımız devletinin artan görevleri ve karmaşıklaşan yapısı karşısında, fertler haklarının ve sorumluluklarının kapsam ve sınırı konusunda yeterli bir bilgiye sahip olmaktan gün geçtikçe uzaklaşmaktadır. Bu durum fertleri, idare karşısında günden güne güçsüzleştirmekte ve korunmaya muhtaç duruma itmektedir. İnsan, varlık sebebi kendisinin mutluluğunu temin etmek olan bürokrasi çarklarının arasında ezilmekte, tam bir çaresizlik içine düşmektedir. İnsan hakları, katettiği merhaleleri bu karmaşık ortam içerisinde yitirmek tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Siyaset adamları ve hukukçular bu gidişten kurtulmayı temin edecek yeni denetim yolları aramaya koyulmuşlardır.

İşte bu arayış içerisinde, idarenin yargısal denetiminin tarafsız idari yargı yerlerince yapılageldiği ülkelerde bile, idarenin bünyesine daha kolaylıkla girip nüfus edebilen, daha süratli, daha kişisel, daha az biçimci, karşılıklı ilişki kurmada önemli bir boşluğu doldurabilen, daha iyi bilgi sahibi olabilen, keyfilikle mücadelede daha etkili olan, tutarlı bir kuruma duyulan ihtiyaç gözlerin İsveç’e çevrilmesine sebep olmuştur.

Son senelerde bütün ülkelerde, moda gibi, dalga dalga yayılan, ancak yurdumuzda henüz tanınmayan bu Ombudsman kurumu, Avrupa Konseyi İstişari Asamblesi’nin 1975 de 457 sayılı Tavsiye kararında insan haklarını korumada iyi bir metot olarak kabul edilip üye devletlere tavsiye edilmiştir. Bugün dünyanın birçok ülkesi İsveç Ombudsmanını kendi iç bünyelerinin özelliklerini de dikkate alarak benimsemektedirler.

3. OMBUDSMANIN TANIMLANMASI

Ombudsman birçok değişik şekilde tanımlanabilir, çünkü Ombudsmanı uyarlayan her ülke, kurumu kendi sistemine uyarlayarak adapte etmiştir.

Ombudsman kelimesi İsveç dilinde genellikle delege, avukat, vekil veya bir diğer kişi veya kişiler tarafından o kişi veya kişiler adına hareket etmeye ve onların haklarını korumaya yetkili kılınmış kimseyi ifade etmek için kullanılır. Kurum olarak ise Ombudsman terimi Parlamento tarafından Parlamento’yu temsil etmek üzere seçilmiş kimse veya kimseleri simgelemektedir. Ombudsman’ın Türkçe karşılığı olarak; arabulucu, kamu hakemi, medeni hakların savunucusu, parlamento komiseri gibi tanımlamalar kullanılmaktadır[7]
Bu kısmı ombudsmanlığın tanımı kısmına al. Bu giriş kısmından çıkart..

Bazen ombudsman, – bu bileşik sözcükteki “man” sözcüğünün kadınlar aleyhine yorumlanmaması için “ombudsperson” veya doğrudan doğruya “ombuds” olarak adlandırılmaktadır. Bu kurum, bazı ülkelerde örneğin İspanya’da olduğu gibi “defensor del pueblo” (halkın savunucusu), Avusturya’da olduğu gibi “Volksanwalt” (halk avukatı), Fransa’da olduğu gibi “mé diateur de la ré publique” (Cumhuriyet arabulucusu) adıyla veya benzeri başka adlarla önemli bir görevi yerine getirmektedir.

Ombudsmanların görevli olduğu konular çoğunlukla, bireylerin temel haklarının korunması yada yönetimin karşısında zor durumda kalan yurttaşlara yardım etme esasına dayandırılmakta, görev alanları ise genellikle kamu hizmeti gören kurumları kapsamaktadır.



Bu durumda Ombudsman[8];

Görev alanı, Kamu gücü ile bireyler arasındaki ilişkiler;

Görevi,

  • Kişi hak ve özgürlüklerini savunmak,
  • Yurttaşları yönetime karşı korumak,
  • Kötü yönetimden doğan haksızlıkları önlemek amacıyla yönetimin iyileştirilmesine çalışmak, olan bir kurum olarak ortaya çıkmaktadır.
Ombudsman; çatışan çıkarlardan bağımsız olarak soruşturmalarını yürütmekte, çözümler önermekte
Bu kısım yansı olarak hazırlanabilir ve bunları kamuya açıklamaktadır.

Ombudsman bir yargıç değildir, hatta hukukçu olması da zorunlu değildir. Politikacı yada parlamento üyesi olarak da kabul edilemez. Esas mesleğinin yargıçlık, memuriyet yada akademisyen olması bir şey değiştirmez. Ombudsman ilke itibariyle parlamento tarafından atanan, ancak hükümete karşı olduğu kadar parlamentoya karşı da bağımsız olan, yönetimin mağdur ettiği bireylerin hiçbir şekle bağlı olmaksızın yaptıkları şikayetler üzerine harekete geçen, geniş bir soruşturma ve araştırma yetkisi ile donatılmış olan, yönetimin yaptığı haksızlıkları ortaya koymak, takdir yetkisinin kötüye kullanılmasını engellemek, mevzuata saygılı olmayı ve uygun hareket etmeyi temin etmek, icrai karakter taşımayan önerilerde bulunmak, hakkaniyet tedbirleri salık vermek ve nihayet kamu hizmetlerinin daha iyi görülmesi için gerekli reformların yapılması önerilerinde bulunmak amaçlarını güden bir kamu görevlisidir.
bu paragraf Danıştay Dergisindeki yazıda da var gibi. Gerkirse kaynağı oradan da alabilirsin. Hem incele aynı yazıları birkaç kez tekrar etme.

Uluslararası Baro ise Ombudsmanı; Anayasaya göre veya yasama organının veya parlamentonun aldığı bir karar uyarınca oluşturulan, yasama organına karşı sorumlu olan, hükümet birimleri, memurları ve çalışanları hakkındaki şikayetleri alan, şikayetler üzerine yada kendi isteği doğrultusunda harekete geçen ve araştırma yapan, aksaklıkları gidermek için izlenecek yollar hakkında tavsiyede bulunma ve rapor hazırlama yetkisine sahip, bağımsız, üst düzey devlet memuru olarak tanımlamaktadır.

Ombudsmanların işlevleri, benimsendikleri ülkelerin yönetsel sistemlerine göre değiştiğinden, tanımlamalara bir düzen getirmek amacıyla ombudsmanları parlamenter ombudsman ve yönetsel ombudsman olarak sınıflandırmak da mümkündür.

Parlamenter Ombudsman, parlamento tarafından seçilmiş ve parlamentoya dayanan, yurttaş başvurularını aracısız (direkt) olarak kabul eden, kamu yönetimlerine karşı yurttaşların hak ve özgürlüklerini korumakla görevli, kamunun gerçekten güvenini kazanmış ve herkesce tanınan Ombudsmanlardır.

Bunu yanında Yönetsel Ombudsmanlar, yurttaşlar
Bu yurttaş kelimesini incele. Yurttaşlar mı yoksa o ülke yönetiminden zarar gören herkes mi? Veya bu yurttaş kavramı bunu karşılıyor mu? Veya vatandaş ile yurttaş arasında fark var mı?

ile kamu birimlerinin ilişkilerini iyileştirmek, kötü yönetime karşı yurttaşların korunması amacıyla yönetim tarafından atanmış ombudsmanlardır.

4. OMBUDSMANLIK KURUMUNUN ÖZELLİKLERİ

Bugün uluslararası düzeyde, devlet düzeyinde ve yerel yönetimler düzeyinde görev yapan ombudsmanların yanında, ihtisas ombudsmanlarına (askeri, tüketici, çocuk, sinema, basın ombudsmanları gibi), ticari ombudsmanlara (banka, sigorta, taşımacılık ombudsmanları gibi) ve bulundukları yerlere göre (aile, üniversite) ombudsmanlarına rastlanılmaktadır.

Ombudsman, ortaya çıkışından beri gelişmiş ülkelerde olduğu gibi gelişmekte olan ülkelerde de hukuk devletinin güçlendirilmesi ve demokratikleşmenin bir elemanı olarak görülmeye başlamıştır. Kurumun popülaritesinin artması nedeniyle neredeyse yargı dışında oluşturulan “her şikayet mercii” ombudsman olarak anılmaya başlamış, böylece de kurum konusunda bir kavram karışıklığı olduğu izlenimi belirmiştir.

Ancak, bir denetim kurumunun “Ombudsmanlık Modeli” içerisinde sayılabilmesi için 3 temel özelliğe sahip olması gerekmektedir. Bu özellikleri görevinin tanımından, yetkilerinden ve statüsünden kaynaklanmaktadır. Birbirini tamamlayan bu 3 özellik, birey hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik şikayetlerin giderilmesinde başvurulan diğer bütün sistemlerden onu farklı kılmakta ve ombudsmana belirgin bir üstünlük sağlamaktadır. Bu 3 özellik ise şunlardır:

4.1 Ombudsmanın Görevleri

Ombudsmanın görevi kamu otoriteleri ile bireyler arasındaki ilişkiler nedeniyle ortaya çıkan sorunlarla ilgilenmektir. Ombudsman kamu yönetimine karşı bireylerin şikayetlerini kabul etmekte ve yaratılan sorunlara bir çözüm getirme çabasına girişmektedir. Kamu otoriteleri hep birlikte yada seçenekli olarak, (Devlet, yerel yönetimler ve bağımsız kamu yönetim ve müesseseleri) ombudsmanın görev alanına girmektedir.

Hak ve özgürlüklerin koruyuculuğu görevini üstlenen ombudsmanlar kendilerine aracısız olarak ulaşan şikayetler üzerine yada kendi inisiyatifleri ile harekete geçmekte ve yönetim tarafından uygulanan kanunların kötüye kullanılmasında yada temel hakların korunması dahil, gerekli bütün hallerde soruşturma görevini yerine getirmektedirler.

Hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla yönetsel işlemlerin ombudsmanlar tarafından denetimi, kötü yönetim nedeniyle haksızlığa uğrayan bireylerin şikayeti üzerine yapılan denetimden çok daha kapsamlı bir denetim olmaktadır. Ombudsmanlar hak ve özgürlüklerin savunucusu olarak görüldükleri ülkelerde sadece kötü yönetim olarak adlandırılabilecek olaylarla kendilerini sınırlandırmazlar. Yapılan haksızlıkların nedenlerini bulmak için sistematik araştırmalara girişir ve böylece mevcut yönetimi iyileştirmek amacıyla önerilerde de bulunurlar.

Ombudsmanlar kamu otoritelerine karşı birey haklarını savunurken bu otoriteler tarafından yapılan işlemleri, bir işlemde bulunması gereken tüm nitelik ve kalite bakımından olduğu kadar eşitlik ilkesi bakımından da inceleyebilmektedirler.

Kurumun ortaya çıktığı ülke olan İsveç’te Ombudsmanın görevi, insan hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla hükümet üyeleri dışındaki (bu konu sadece parlamenter denetime bırakılmaktadır) tüm kamu güçlerinin denetlenmesidir.

Bununla beraber İsveç Ombudsmanı, denetimine kapalı olan bakanlar kurulu üyelerinin davranışları hakkında da görüş bildirebilir. Dolayısıyla İsveç Ombudsmanı, eğer hükümet kararları bir adaletsizliğe neden oluyorsa, bu kararın da düzeltilmesini ve adaletsizliğe neden olmayacak yeni bir kararın oluşturulmasını önerebilir.

Bazı durumlarda ombudsmanlar tüm çabalarına karşın bazı işlemleri hakkaniyetli bir hale getiremezler. Bu durumda ombudsman için yapılacak şey, parlamentoya o konunun düzeltilmesiyle ilgili yasa önerileri sunmaktır.

Ombudsmanlar verilen roller, aslında, bir yandan birbirini tamamlarken, bir yandan da birbirleriyle çatışmaktadırlar. Örneğin, ombudsmanlar şikayetlerin giderilmesinde sık sık uzlaştırma yöntemleri kullanmaktadırlar. Bu gibi durumlarda ombudsman hem şikayetçi hem de yöneticinin kabul edeceği bir sonuca varırsa, konu üzerinde daha fazla durmaya gerek görmeyebilir. Böylece şikayetçi tatmin olacak, ancak, şikayete neden olan yönetimin uygulaması hakkında kapsamlı bir araştırma yapılmamış olacaktır.

Kaldı ki, araştırma yapılsa bile, bireysel şikayetler üzerine harekete geçen ombudsmanın yönetimin iyileştirilmesi için yaptığı öneriler bir yana ürün olarak ortaya çıkacaktır.

Halbuki ombudsmanların yönetimin iyileştirilmesi için yaptıkları çalışmaların bir yan ürün değil, temel işlevlerinden biri olarak görülmesi gerekir.

Devlet, yerel yönetimler, kamu yönetim ve müesseseleri ile kamu görevi gören kuruluşlar, hep birlikte yada seçenekli olarak ombudsmanın görev alanına giren kuruluşlardır.

Başlangıçta İsveç’te kamu kurumlarının faaliyetlerinin ombudsmanlar tarafından denetimi sadece yargı otoritelerini ve onlara bağlı yönetimleri kapsamıştır. Ancak 1950’li yıllardan itibaren genişleyerek diğer yönetsel otoriteleri de kapsamaya başlamış ve 1957 reformundan sonra ombudsmanın denetim yetkisi yerel yönetimleri de kapsamıştır.

4.2 Ombudsmanın Yetkileri

Ombudsmanların ikinci özelliği, yapmış oldukları incelemeler sonucunda varmış oldukları kararların sonuçları ile ilgilidir.

Sahip oldukları çok geniş sorgulama ve araştırma yetkileri ile çelişkili görünse de ombudsmanların, kamusal eleştiri ve ikna dışında, zorlama yetkileri bulunmamaktadır. Karar verme, yönetimce verilmiş bir kararı ortadan kaldırma yada değiştirme yetkilerinin olmaması ombudsmanların genel niteliğidir. Burada hemen yanıtlanması gereken soru şudur: Kendisine ulaşan şikayetler üzerine geniş soruşturma yetkisini kullanarak varmış olduğu karar yönetimin önceki kararını değiştiremiyorsa ya da ortadan kaldıramıyorsa ombudsmanın işlevi ne olmaktadır.

Ombudsmanın temel işlevi yönetimin yurttaşlarla ilişkilerindeki eksik ve yanlışları ortaya koymak, yönetimin yurttaşa karşı olan kararlarını düzeltmemesi halinde de bunu Parlamentoya bildirmek ve kamuoyuna açıklamaktır. Yönetimin hatalarının kamuoyuna bildirilmesi ve hak ve özgürlük ihlallerine, kötü yönetime karşı bir kamuoyu oluşturulması ombudsmanlık kurumunu etkin kılan en önemli unsurdur.

Kararlarının sonuçları; eleştiri, yönetimi daha önceki kararlarını yeniden gözden geçirerek kaldırma yada değiştirmeye ikna, olayları kamu oyuna açıklayarak halkın demokratik denetimini sağlamaktan ibaret olan Ombudsman denetim görevini yerine getirirken çok geniş yetkiler kullanmaktadır. Ombudsmanların her türlü dosyaya ulaşabilme, yöneticileri çağırabilme, gerektiğinde birimleri denetleyebilme yetkileri bulunmaktadır. Bu geniş soruşturma yetkisi ombudsmanı yönetim mekanizmasının kalbine götürerek gerçeği olduğu gibi ortaya çıkarmasına ve sıradan bir yurttaşın, hatta Parlamento üyesinin bile sahip olmadığı, yönetsel işlemlerin gerçek öğelerini öğrenmesine olanak vermektedir. Yönetsel işlemle ilgili her türlü belge ve bilginin ombudsmana verileceği, aykırı davranışların ise cezalandırılacağı hüküm altına alınmaktadır.

Her türlü bilginin verilmesi zorunluluğu yönetime “aleyhteki kararlarını da gerekçeli olarak hazırlama yükümlülüğü” getirmektedir ki, bu ombudsmanların yönetim alanında halka dönüklük açısından gerçekleştirdikleri en önemli katkılardan biridir.

Ombudsmanlara, yasalarla, dosyaların tamamına girme hakkının verilmesi yönetsel işlemlerde açıklık ilkesinin yerleşmesine de öncülük etmektedir.

Ombudsmanlar yaptıkları denetimlerin sonuçlarına göre, disiplin soruşturmaları başlatma, yargıya başvurma, Anayasa’ya aykırılık başvurusunda bulunma, yasa yada diğer düzenlemelere ilişkin reform önerilerinde bulunma yetkilerine de sahip bulunmaktadırlar.

Genellikle ombudsmanlar yönetimin her türlü olanağından yararlanabilmekte, ombudsmanın istemesi halinde kamu yönetimleri ve özellikle denetim birimleri her türlü desteği sağlamakla yükümlü tutulmaktadırlar.

4.3 Ombudsmanın Statüsü

Ombudsmanın üçüncü belirleyici niteliği statüsüdür. Ombudsman bağımsız bir statüye sahiptir. Bu bağımsızlık yürütme organına olduğu kadar kendisini seçen Parlamento yada diğer organlara karşı da sağlanmaktadır. Bağımsızlık, haklı olarak ombudsmanların çok bağlı oldukları, olmazsa olmaz bir nitelikleridir. Ombudsmanların devletin diğer organlarına karşı yasal/anayasal bağımsızlığı, politik ve diğer sonuçlardan korkmaksızın gerçeği arama özgürlüğü sağlarken, diğer yandan da ombudsmanın hiçbir baskıyla karşılaşmaksızın serbestçe çalışabilmesi yanında herhangi bir beklentiye girerek kendi kendini sınırlandırmamasını sağlamaktadır.

Bağımsızlığın yasalarda açıkça belirtilmesi yanında ombudsmanlara bağımsızlıklarını sağlayan diğer bir önemli unsur da atanma biçimleridir. Ombudsmanı atayan kurum itibarını ombudsmana yansıtmakta, dolayısıyla atanma ve görevden alınma biçimleri ombudsmanın statüsünün belirleyicisi olmaktadır. Ombudsmanların parlamento tarafından atanması bağımsızlık yanında ombudsmanın otoritesinin de kaynağı olmaktadır.

Ombudsmanın faaliyetleri hiçbir şekilde denetime tabi tutulmamakta, görevini gereğince yapı yapmaması denetim dışı bırakılmaktadır. Bununla birlikte ombudsmanlar, başarısızlık, yetersizlik, görev ihmalkarlığı veya iletişimsizlik söz konusu olduğunda, parlamento tarafından görevden alınabilmektedir. Örneğin, İsveç’te ombudsman, yıllık çalışma raporlarını inceleyen komitenin isteği üzerine, parlamentonun güvenini kaybederse, yine parlamento (Riksdag) tarafından görevden alınabilmektedir.

Ombudsmanlara, genellikle söylediği ve yayınladığı görüşleri yada işlevlerini yerine getirmesi sırasında yaptığı işlemler nedeniyle, izlenemeyeceği, sorgulanamayacağı, tutuklanamayacağı ve yargılanamayacağı belirtilerek, parlamenter dokunulmazlığına benzer bir dokunulmazlık sağlanmaktadır.

Parlamento tarafından uygun görülen bütçesinin sınırları içerisinde her türlü harcamayı, hiçbir makamdan talimat almaksızın serbestçe, yapabilmektedir.

5. OMBUDSMAN KURUMUNUN ÖNEMLİ GENEL BOYUTLARI

Bir çok ülkede uygulanan Ombudsman kurumunda önemli olan nokta, her ülkenin Ombudsmanı kendi sosyal ve politik yapısına, hukuksal sistemine, kültürel ve demografik özelliklerine uyarlayarak çeşitli modifikasyonlarla ve değişikliklerle uyarlamasıdır[9]. Diğer bir deyişle, Ombudsman kopya edilmemeli fakat ülke şartlarına uygun bir şekilde yeniden tasarlanmalıdır. Mesela İsveç’te Bakanların pozisyonlarının idari nitelikten çok politik nitelik taşımasının Ombudsman’ın politik tarafsızlığına gölge düşürebileceği endişesi yüzünden Bakanlar direkt olarak denetim alanına girmezler.

5.1 Uygulamadaki Önemli Noktalar

Çeşitli ülkelerdeki Ombudsman kurumu uygulamaları değerlendirildiğinde, aşağıdaki konulara dikkat edilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.
  • Ombudsman’ın pozisyonu ve fonkasiyonları ayrı bir Ombudsman Kanunu (Ombudsman Act) ile belirtilmiştir: Kanun ile korunmak, Ombudsman’a görevini yürütürken diğer kurumlarla olan ilişkilerinde büyük destek sağlar. Mesela, Ombudsman Kanununda açık olarak, gerekli her türlü dokümanın ve bilginin kamu görevlileri ve bürokratları tarafından Ombudsman’a sağlanması gerektiği belirtilmiştir. Bu yüzden Ombudsman’a gerekli bilgiyi vermemek mümkün değildir. Bunu yanı sıra birçok kaynak Ombudsman Kanunu’nun pragmatik bir esnekliğe sahip olmasının Ombudsman’ın başarısının temeli olduğunda birleşmektedirler. Mesela böyle bir esneklik Ombudsman’a bir şikayetin araştırma gerektirip gerektirmediğine, şikayeti ele alıp almamaya, şikayetin kapsamını genişletmeye, veya araştırmaya istediği zaman sona erdirmeye karar verme serbestliğini tanır. Böylece Ombudsman şikayetleri ele alırken Kanun onu aşırı şekilde kıstlamaz ve bireyin şikayetine özel davranmayı mümkün kılar.
  • Arkasında Parlamento’nun desteği vardır: Ombudsman Parlamento tarafından Parlamento’yu temsil etmek üzere seçilmiştir. Ombudsman’ın otoritesinin Parlamento’dan çıkması, hükümet görevlilerini (özellikle bakanlar) yönetimi ile ilgili fikirlerinde Ombudsman’a ayrı bir itibar sağlar. Aynı zamanda denetlemekle yükümlü olduğu devlet idare sisteminden de ayrı bir konumda bulunduğunun altını çizer. Ombudsman kurumunun düzgün çalışması için Parlamento ve Ombudsman arasında çok iyi bir iş ilişkinin varlığı vazgeçilemez bir ön koşuldur. Bu iyi iş ilişkisinin sağlanması büyük miktarda Ombudsman’ın faaliyet gösterdiği Anayasal veya Kanuni çerçeveye dayanır.
  • Politik olarak tarafsızdır: Ombudsman’ın görevini yürütürken her türlü partizanlıktan uzak kalması görevinde başarılı olması için şarttır. Bu yüzden Ombudsman’ın siyasi partilerle olan ilişkisi minimize edilmelidir.
  • Kararlarında bağımsızdır: her ne kadar Ombudsman Parlamento tarafından seçilse de, Parlamento’dan veya diğer yüksek seviyeli kurumlardan bağımsız olarak hareket etmelidir. Bu bağımsızlık, Ombudsman’ın fikirlerinin tarafsızlığına kamu oyu tarafından duyulan güvenin sarsılmaması açısından önemlidir. Bunu yanında fikirlerinde ve kararlarında bağımsız olması Ombudsmanı politik ihtilaflara oyuncak olmaktan da kurtarır.
  • Kamu kurumları Ombudsman ile işbirliği içindedirler: Burada önemli olan nokta, kamu idaresinin Ombudsman’ın araştırmalarına karşı uzlaşıcı bir tutum benimsemesidir. Eğer Ombudsman vaka araştırmalarında, kamu kuruluşlarında isteksizlik ve şüphe ile karşılaşırsa, veya vardığı kararlar, öneriler ciddiye alınmazsa, hem Ombudsman’ın görevini yapması güçleşir hem de kamu oyunun idaresine güveni sarsılabilir.
  • Ombudsman her açıdan yüksek standartlara sahiptir: Gerek ilgileneceği vakaların miktarı ve içeriği nedeniyle kaldırması gereken ağır iş yükü, gerekse maruz kalacağı politik ve diğer baskılar nedeniyle Ombudsman seçilen kişinin hem hukuka son derece hakim olması hem de kişilik bakımından olgun, her koşul altında tarafsızlığını muhafaza edebilecek, dürüst, görevine bağlı olan bir insan olması gereklidir.
  • Ombudsman’a masrafsızca, kolayca, doğrudan ulaşılabilir: Ombudsman’a başvurmak için ne herhangi bir ücret talep edilir, ne de karmaşık bir prosedürü aşmak gerekir. Şikayetin nedenini ve ilgili dokümanları içeren doğrudan Ombudsman adına yazılmış sıradan bir mektup yeterlidir. Başvuru şekli diğer mekanizmalara kıyasla çok kolay ve masrafsızdır.
  • Ombudsman her başvuru ile tek tek ilgilenir: Mesela Ombudsman bir şikayet asılsız olsa bile, şikayetçiye cevap vererek neden asılsız olduğunu açıklar, veya şikayet denetim alanı dışında ise, şikayetçiye başka ne gibi yollara başvurabileceğini açıklar. Her başvuru ile tek tek ilgilenir.
  • Medya ile aktif ilişkisi vardır: Ombudsman’ın özellikle kendi inisiyatifi ile başlattığı araştırmalarda, basında özellikle idari organlar hakkında çıkan haberler, televizyon ve radyo programları büyük rol oynar. Ayrıca medyanın Ombudaman’ın ilgilendiği bazı ihtilaflı vakalara yer vererek kamu oyunun dikkatini çekmesi Ombudsman’ın faaliyetleri üstünde bir çeşit kontrol oluşturur.







-BÖLÜM II-

İSVEÇ OMBUDSMANI

1. GENEL

İsveç Parlamentosu (Riksdag) tüm yargıçların, devlet bürokratlarının ve askeri görevlilerin kanunlara ve kurallara uyup uymadıklarını
Oybirliği mi? Bu çok zor. Bu doğru mu?

seçtiği Ombudsman aracılığı ile denetler. Ombudsman kurumu ilk kez ortaya çıktığı 1809 senesinden beri sürekli değişim içinde olmuştur (kurumun ortaya çıkmasında İsveç halkının daha önceki yıllarda tecrübe ettiği yönetimdeki usulsüzlükler, hakların korunmayışı, devletin her kademesine yayılmış rüşvetçiliğin çok büyük etkisi vardır). 1915’e kadar 1, 1915-1968 arası biri sivil biri de askeri işlerden sorumlu olmak üzere 2 Ombudsman varken bu sayı 1972-1976 arası 3’e çıkmıştır. Şu anda Parlamento tarafından seçilen 4 tane Parlamento Ombudsmanı’nın yanısıra hükümet tarafından atanan Tüketici Ombudsmanı, Erkek Kadın Eşitliği Ombudsmanı, Eşit Fırsatlar Ombudsmanı, Etnik Ayrıma Karşı Ombudsman, Cinsel Azınlıklar Ombudsmanı, Çocukların Korunması Ombudsmanı ve Özürlülerin Ombudsmanları vardır. Ayrıca sponsorluğunu medyanın yaptığı Basın Ombudsmanı da bulunmaktadır. Adlarından da anlaşılacağı gibi parlamento ombudsmanlarından farklı görevler ifa ederler ve parlamento ombudsmanının denetimi altındadırlar. İncelemenin kapsamı yüzünden aşağıda sadece Parlamento Ombudsmanları hakkındaki bilgilere yer verilmiştir. Ayrıca kısaca da olsa yerel ombudsmanlardan da bahsedilmiştir.

2. OMBUDSMANLIK KURUMUNUN YASAL DAYANAKLARI

Ombudsmanlık kurumunun yasal dayanaklarının başında 1809 Anayasası gelmektedir. 1713 yılında İsveç’te kurulan Ombudsman müessesesi, 1809 yılında İsveç Anayasasına girerek anayasal bir kurum niteliğine bürünmüştür. Bunun yanında Parlamento Ombudsmanı Talimatı Yasası’da (1975 yılında çıkarılan bu yasada bugünkü şekline gelinceye kadar bir çok değişiklik ve düzenleme olmuştur) mevcuttur.

Bugün Parlamento Ombudsmanları ile ilgili en önemli belge 1974’te yayınlanan ve halkın egemenliği ilkesine dayanan Hükümet Bildirgesidir. Ombudsmanlar bu alanda parlamentonun hükümet üzerindeki kontrolünü sağlamaktadırlar. Ombudsmanlık kurumunun anayasal düzen içindeki rolü ve konumu, bugün bile 1810’dakinden çok değişik olmayıp temel işlevi Riksdag adına ve yürütme erkinden tümü ile bağımsız olarak kişilerin çıkarlarını, yargı organları ve kamu yönetimi önünde, savunmaktır[10].

Ombudsmanlık kurumunun hükümet sistemi içindeki yerini daha net olarak anlatabilmek için İsveç kamu yönetimi konusunda belli bilgiler vermek uygun olacaktır. Başka birçok ülkelerde olduğundan değişik olarak İsveç’te bir bakanlık sistemi yoktur. İsveçli bakanlar belli yönetim dallarının başı değillerdir ve görevleri daha çok politika üretimi ile sınırlıdır. Bunun anlamı ise bir İsveçli bakanın bilinen anlamda bir bakanlığın başında olmayışı ve emrinde yasa tasarılarını, tüzükleri ve hükümet kararlarını üreten sadece 100 yada 200 kişilik bir görevliler grubu bulunuşudur.

Yargı organınkine benzer bir bağımsızlığa sahip özerk kamu birimleri Riksdag’ın onayladığı yasaların uygulanması çerçevesinde yürütme görevini ve özel ve tüzel kişilerin hak ve sorumluluklarına ilişkin iş ve işlevleri yerine getirir. Kamu yönetiminde yer alan tüm birimler ve görevliler her türlü işlemlerin yasalara uygun ve doğru olmasını sağlama yükümlülüğü altındadırlar.

Bu genel tablo içinde Riksdag tarafından Hükümet eylem ve işlemlerinin anayasal kontrolü, bakanları denetleyen Anayasa Komisyonu aracılığıyla ve kamu yöneticileri ile yargı organlarının kontrolü de parlamento Ombudsmanları aracılığıyla yapılır.

Ombudsmanların çalışmaları Riksdag’ın onayladığı bir yasa ve doğrudan doğruya kendilerinin önerdikleri bir bütçe uyarınca yürütülmektedir. Ombudsmanlar bu sınırlar içinde Riksdag karşısında tam bir bağımsızlık içinde görev yaparlar; kendi prosedürlerini belirlerler; denetleyecekleri kurum ve kuruluşları, incelemeleri gereken konuları ve daha derin bir araştırma yapılmasını gerektiren yakınmaları saptarlar.

3. OMBUDSMAN KURUMU

3.1 Ombudsmanlık Örgütü

İsveç’te 4 sene (1 dönem) için 4 tane Ombudsman Parlamento tarafından Parlamento genel kurul toplantısında oy birliği ile seçilir. Seçim işlemini parlamentonun Anayasa Komisyonu düzenler. Tekrar seçilme mümkündür ve dönem sayısına bir kısıtlama getirilmemiştir. Ombudsmanlardan bir tanesi ofisin yönetiminden, personelin atanmasından, kurumun çalışmaları için genel yönelimlerin belirlenmesinden, her Ombudsmanın çalışma alanının saptanmasından ve benzer görevlerin yerine getirilmesinden sorumludur ve Baş Ombudsman olarak isimlendirilir. Bununla birlikte baş Ombudsman öteki Ombudsmanların inceleme ve değerlendirme işlerine karışamaz; her Ombudsman çalışmalarında yalnız Riksdag’a karşı sorumludur. Baş Ombudsman’ın varlığı idari boşluğun yaşanmaması ve iş koordinasyonunun sağlanması açısından önemlidir.

Ombudsman kurumunda Parlamento Ombudsmanları Ofisi adı altında bütün Ombudsmanlar ortak bir ofis oluşturur. Ofisçe alınan son kararları yalnız Ombudsmanlar imzalayabilir. Bu sistemde Ombudsmanların muavinleri veya asistanları yoktur. Ombudsmanlık ofisinde 50 dolaylarında eleman (30 kadar hukukçu yanında sekreterler ve yönetim personeli) vardır. Kadronun genişliği vaka sayısı ile doğru orantılı olarak artmaktadır. Kadro, hukuk eğitimi almış, Adalet Bakanlığı mahkemelerinde ve bakanlığın diğer departmanlarında tecrübe kazanmış, kurumun yüksek standardına ayak uydurabilecek yetenekte ve verimlilikte olan kişilerden oluşur. Hukuk eğitimi görmüş personel genellikle kamu yönetiminden seçilir. Bu personel çoğunlukla genç yargıçlar olup ofiste dört ilâ altı yıl görev yaparlar.

3.2 Ombudsman Seçimi ve Aranan Vasıflar

Ombudsman seçimi çalışmaları, Parlamento Ombudsmanı delegasyonu tarafından yürütülür ve belirlenen adaylardan dört parlamento Ombudsmanının her biri Riksdag genel kurulunda açık oyla dört yıllık bir süre için seçilir. (Daha önce ombudsmanlar parlamentonun her iki meclisinden seçilen 24’er kişinin oluşturduğu 48 kişilik bir komite tarafından seçilirdi.) Seçim işlemini parlamentonun Anayasa Komisyonu düzenler. Kesinlikle politika dışı olan Ombudsmanlar geleneksel olarak bütün partilerin üzerinde görüş birliğine vardıkları kişiler arasından seçilir. Yeniden seçilme olanağı vardır ve sıkça görülür.

Ombudsman adayları parti gruplarından seçilmiş üyelerden oluşan bir kurul tarafından belirlenir. Parlamento’nun dağılması Ombudsmanı etkilemez; görevi kendi isteği ile veya dönem sonunda tekrar seçilmeyerek sona erer. Fakat eğer Parlamento Ombudsman’a olan güvenini kaybetmişse onu görevden alabilir. Riksdag Yasası (Madde 10) “Ombudsman yıllık çalışma raporlarını inceleyen Komitenin isteği üzerine, Parlamento (Riksdag) tarafından görevden alınabilir” demektedir. Böyle bir karara Ombudsman’ın yıllık raporlarını inceleyen komitenin isteği üzerine varılır. Ombudsman’ı görevden alma hakkına sadece Parlamento sahiptir. Buna karşın, Parlamento veya başka herhangi bir otorite kesinlikle Ombudsman’ın kararlarına müdahale veya etki edemez.

Ombudsman seçilebilmek için özel vasıflara sahip olmak gerekmemektedir. Her vatandaş, kadın veya erkek, bu vazife için aday gösterilebilir. İsveç’te 20nci yüzyıl içinde görev hiçbir Ombudsman Parlamento üyesi veya politikacı değildir; hepsi de yargı veya devlet idaresinde üst düzey görevlerde bulunmuş kişiler arasından seçilmişlerdir. Mesela anayasa mahkemesi ve yüksek mahkemelerin yargıçları, daha alt mahkemelerin kıdemli yargıçları veya eskiden muavin Ombudsman olmuş kurumun içinden gelen insanlar gibi (eski sistemde muavin ombudsman vardı). Ombudsmanlar’ın her koşul altında tarafsızlıklarını korumaları çok önemli olduğu için bu göreve seçilenlerin kariyer endişesi taşımayan, dürüst, olgun ve hukuka tam anlamıyla hakim kişiler olmaları gerekmektedir.

1974 yılına kadar, Ombudsman’ın hukuk eğitimi almış olması gerekiyordu. İsveç Ombudsmanları’nın çoğu adli makamlardan gelmektedir. 1974 yılından beri yasal olarak belli vasıflar aranmamaktadır. Ombudsman’ın Riksdag üyesi olmaması gerektiği konusunda da bir hüküm bulunmamakla birlikte, senelerdir seçilen Ombudsmanlar arasında Riksdag üyesi yoktur.

3.3 Ombudsmanın Denetim Alanı

Ombudsman’ın denetim alanı İsveç’teki bir kuruluşa verilen en geniş denetim alanıdır. Her Ombudsman’ın kendine ait denetim alanı olmasına rağmen, bir tür esneklik vardır; bu alanlar arasında çok kesin olarak belirlenmiş sınırlar yoktur. Yani gerektiğinde bir Ombudsman başka bir Ombudsman’ın denetimi altında olan bazı vakaları kendi üzerine alabilir. Ombudsman’ın denetimi alanı bütün devlet ve belediye kuruluşlarını, mercilerini ve personelini kapsar. Buna adliye mahkemeleri veya idari mahkemeler
İsveç’te idari mahkeme kuruluşu var mı? Ben yok biliyorum. Varsa d.d yazısının notlarını tekrar gözden geçirmek gerekecek. Bir incele. Çünkü o notlar oldukça eski.....olsun bütün mahkemeler de dahildir. (Ombudsman’ın mahkemeleri denetlemekteki amacı, davaların görüşülmesinin ve karara bağlanmasının makul bir zaman içinde, görevlerini suistimal etmeden ve kötüye kullanmadan gerçekleşmesini sağlamaktır). Buna ek olarak aşağıdakiler de denetim kapsamındadırlar:
  • İsveç Kilisesi, Piskoposları, Rahipleri ve diğer personeli
  • Askeri alayları ve denizcilik kuruluşlarını da kapsayarak Silahlı Kuvvetlerin sadece emretme pozisyonunda olan mensupları
  • Gerçekleşmesi için kamu otoritesinin kullanılması gereken randevuları ve atamaları tutan kişiler
  • Devletin sahip olduğu kamu otoritesi kullanan şirketler
Denetim kapsamında olmayanlar ise;
  • Parlamento üyeleri, Parlamento’nun İdari ve Temyiz mercileri üyeleri, Seçim İnceleme Komitesi (Election Review Committee) ve Parlamento Genel Sekreterliği (Secretary General of the Parliament) üyeleri
  • Yönetici ve yönetici yardımcısı dahil olmak üzere İsveç Merkez Bankası Yönetim Kurulu
  • Milli Borç Ofisi (National Debt Office) yönetim kurulu ve komisyon üyeleri ile baş kontrolör
  • Kabine bakanları, belediye konseyleri üyeleri, başsavcı. (Bakanların denetim dışında tutulmaları pozisyonlarının idari nitelikten çok politik nitelikte olmasından dolayıdır. Fakat bir bakan dolaylı yoldan denetim kapsamına girebilir. Eğer Parlamentonun Anayasa Komitesi tarafından bakanlar mecliste dava açılırsa, Ombudsman bakanları tetkik etmeye ve haklarında kanuni takip başlatmaya yetkilidir).
  • Ombudsmanlar birbirlerini denetleyemezler.
  • Bağımsız yetkilerle donatılmamış, Ombudsman kurumunda görev yapan alt bürokratlar. (Fakat eğer Ombudsman yeterli delil bulursa, bu bürokratları denetlemek için harekete geçebilir).
Bir çok durumlarda bir yönetim organının işlem ve eylemlerine karşı bu işlem ve eylemleri bir bütün olarak irdeleme yetkisi ile donatılmış olan idari yargıya başvurabilir. Bunun anlamı ise Ombudsmanın eylem ve işlemin maddi içeriğine ilişkin sorunları ele almasına gerek olmadığıdır.ombudsman öncelikle prosedürü inceleyecektir. Onun ele alacağı en önemli görevlerden biri iyi yönetsel ve yargısal davranışı sağlamaktır.

3.4 Ombudsmanın Faaliyet Alanı Yapısı

Faaliyet alanları haritası Ombudsman’ın iş organizasyonu yapısını göstermektedir ve üç aşamadan oluşur. İşinin başlangıç noktaları şikayetler veya bir toplumsal olgudan yola çıkarak kendi inisiyatifi ile başlattığı çalışmalardır. Çalışmalar çeşitli yöntemler kullanılsa da iki ana kategoriden oluşur; araştırmalar ve denetimler. Ombudsman araştırma ve denetimlerini sürdürürken gerekli olan her türlü doküman ve bilgi kendisine verilir. Hatta gizli resmi kayıtlara girmeye kadar gider. Önemli olan güç kaynağına dayalı olan yetkisini ve yaptırım gücünü hangi sonuçlandırma araçları ile kullanacağı stratejileridir. Sonuçlandırma araçları ise bu kurumun etkililiğini ortaya çıkarır.











Faaliyet alanına yukarıdaki şekilde baktığımızda Ombudsman kurumunun oluşmasını devlette bir “toplam kalite kurumu” oluşması diye nitelendirebiliriz[11]. Halkın avukatlığını yaparak devletteki yanlış bürokratik uygulamalara karşı halkın haklarını korumak ve gerekli iyileştirmelerin yapılmasını sağlamak toplam kalite temel felsefesine uymaktadır. Bazı kavramlar devlet ve kamu yönetimindeki iz düşümlerine dönüştürülünce modern bir toplam kalite anlayışına yakın bir anlayış ortaya çıkmaktadır. Müşteri yerine halk, öneri sistemi yerine şikayetler, ISO-9000 uygulamalarına benzer bir denetim mekanizması, iyileştirme yerine benzer sonuçlandırma araçları göz önüne getirilirse belki de devlette toplam kalite yaklaşımının bir uygulamasının 1800’lerde başlattığını bile iddia edebiliriz.

Ombudsmana vakalar en çok şikayet yolu ile ulaşır. Bir şikayet yapılmadan önce her türlü itiraz ve temyiz yollarının kullanılmış olmasını gerektiren bir kural bulunmamaktaysa da Ombudsmanlar yargı mercilerinde veya idari makamlarda görülmekte olan veya temyizi kabil bulunan hallerde genellikle olayı ele almamaktadırlar. Şikayetler bu gibi hallerde ancak usul sorunlarına ilişkin olduğu takdirde, örneğin davanın ilerlememesi veya yargılamadan sonra kararın makul bir süre içinde tebliğ edilmemesi gibi durumlarda ele alınabilmektedir.

Ombudsmanı diğer idari mekanizmalardan ayırt eden en büyük özellik, insanların Ombudsmana direkt olarak son derece kolay, masrafsız bir şekilde ulaşabilmeleridir. Ombudsman kendisine gelen her şikayetle muhakkak ilgilenir. Ombudsmanın kendi inisiyatifi ile yaptığı araştırmalar ve denetimlerin başlatılmasında medyada çıkan haberler ve yapılan programlar genellikle büyük rol oynarlar.

3.4.1. Başlama Yolları

3.4.1.1 Şikayetler

Ombudsman’a ulaşan vakaların çoğunluğu şikayetler vasıtasıyla olur. Şikayetlerin kaynağı açısından herhangi bir kısıtlama yoktur. Şikayet sahibinin İsveç vatandaşı olması veya İsveç’te yaşıyor olması gerekli değildir. Başka ülkelerin vatandaşları da ombudsmana başvurabilir. Kurumsal merciler veya tüzel kişiler, doğrudan şikayete sebep veren durumdan etkilenmemiş kişiler, hapishanede,akıl hastanesinde veya benzeri bir kurumda olan kişiler de şikayette bulunabilirler. Şikayet sahibinin olaya doğrudan bir ilgisi olmasının şart koşan hiçbir kural yoktur. Bu gibi şikayetler için bir zaman sınırı konulmuş olmamakla birlikte Ombudsmanların aksini gerektirecek olağanüstü koşullar bulunmadığı takdirde iki yıldan daha eski olaylara bakmamaları ilkesi genel bir kabul görmüştür.

Şikayette bulunabilmek için herhangi bir ücret talep edilmez ve karmaşık formaliteler yoktur. Şikayetlerin yazılı şekilde yapılması gerekmekle birlikte ombudsman ofisinin görevlileri şikayet sahibine başvurusunu yazılı şekle dönüştürmesi hususunda yardımcı olurlar. Şikayetçinin şikayeti dayandırdığı otoritenin adını, şikayet edilen olayı, olayın meydana geldiği gün ile şikayetçinin adını ve adresini içeren bir mektup formatında yapılır. İsimsiz ve imzasız şikayetler kabul edilmezler; ancak bunlar zaman zaman Ombudsmanların re’sen bir inceleme başlatmalarına neden olabilir.

Şikayetler bugün için Ombudsmanların işlerinin en yüklü kesimini oluşturur. Riksdag, şikayetlerin incelenmesinin onların en önemli görevleri olduğu kanısındadır[12]. Bunun nedeni hukukun üstünlüğü temeline dayalı demokratik bir toplumda vatandaşların, kamu yönetiminin icraatını hukuk açısından tamamen bağımsız bir kuruluşa inceletme hakkına sahip olmaları gerektiği inancıdır.

En çok alınan şikayetler sosyal yardım ve polis makamları, cezaevi yönetimi, sosyal sigorta, hukuk ve ceza mahkemeleri ile ilgilidir. 1968 yılından beri diğer makamlara (örneğin savcılara) da başvuru hakkına sahip olan Ombudsmanlar bu gibi yakınmaları doğrudan doğruya reddetmemekte ancak kişisel olarak incelemeyi de doğru görmemektedirler[13].

Ombudsman kendisine yapılan bütün şikayetleri kaynağına ve önem derecesine bakmaksızın ele alır, fakat asılsız, fazla önemi olmayan veya denetim alanına girmeyen vakaları incelemez. Ayrıca şikayet alıntısından iki sene öncesine dayanan vakalar da ele alınmayabilir. İki sene öncesinden daha eski bir vaka ile ancak vakanın incelenmesi kamu yararına olacaksa ilgilenilir. Ciddi vakalarda araştırmaların yanında oturumlar da Ombudsman tarafından yürütülür. Sıradan veya fazla önem taşımayan vakalar ise Ombudsman’ın kendi kadrosu tarafından araştırılır. Bir araştırmanın başlangıcındaki ilk adım genellikle şikayet konusu olan makama veya kişiye telefon edilerek konuya ilişkin belge ve dokümanların istenmesidir. Bazen sadece bu dokümanlardan şikayetin asılsız olup olmadığına karar vermek mümkündür. Eğer Ombudsman şikayetin asılsız olduğuna karar verirse, reddetme kararını ve sebebini bildiren bir ihbar yollar ve şikayeti reddeder. Eğer şikayetin doğruluğu ispat edilirse, Ombudsman araştırmaya devam eder. Bu aşamada, Ombudsman ilgili otoriteye veya bürokrata yazarak durum hakkında yazılı bir açıklama ister. Bu tür istekler ilgili makamın olay hakkında bilgi toplayıp bulgularını, şahsi görüşlerini de ekleyip ombudsmana iletmekle yükümlü olan yöneticisine yapılır. Bu metot ombudsmanın daha ufak bir personel kadrosuyla ile çok sayıda şikayeti incelemesine olanak verir. Bazen ilgili otoritenin denetlenmesinin takip ettiği başka haberleşmeler de yapılır. Danışmanların veya eksperlerin fikirlerine başvurulabilir. Eğer daha iyi delillerin bulunmasına yardımcı olacağına inanılıyorsa, ilgili tarafların katılacağı bir sözlü oturum da düzenlenebilir.

Yaptığı incelemeler sonucunda bir kamu görevlisinin suçlu olduğu (örneğin yetkilerini kötüye kullanmak yada rüşvet almak gibi bir suç işlediği) kanısına ulaşan ombudsman bir savcı gibi ceza soruşturması başlatmaya yetkilidir. Böyle bir durumda soruşturma usul hukukuna göre yapılır ve ombudsman Anayasanın kendisine verdiği yetkiye dayanarak savcılardan görülmekte olan davada kendisine yardımcı olmalarını isteyebilir.

Sanık kamu görevlisi ifade vermekle yükümlü olmadığı gibi diğer sanıklar gibi kendini savunabilir veya susma hakkını kullanabilir.

Yeterli neden görerek kovuşturmayı başlatan Ombudsman tıpkı bir savcı gibi hareket eder ve bir savcı veya kendi bürosundan bir eleman tarafından temsil edilebilir.

Kavuşturmalar tamamlandığında Ombudsman kamuya açık olarak kararını bildirir. Bu kararlar genellikle çok ayrıntılı gerekçeler içerir ve bir yargı kararı gibi yazılır. Bu gibi kararlar zaman zaman basında da yer alır ve Riksdag üyeleri, yargıçlar, kamu görevlileri için önem taşır. Bunlar yıllık Ombudsman raporunda yer alır ve ilgili üst makamlarca altlarına bildirilir.
3.4.1.2. Ombudsmanın Re’sen Başlattıklar İncelemeler

Ombudsmanlar ellerindeki kaynakların en iyi şekilde kullanılmasını sağlamak amacıyla hangi şikayetleri ele alacaklarına veya reddedeceklerine bizzat karar verdikleri gibi re’sen de inceleme başlatabilirler. Bu gibi hallerin çoğu denetlemeler esnasında saptanan olaylarla ilgilidir. Bazen gazetelerde yayınlanan bir olay yada yazılı veya sözlü basında çıkan bir haber de onların bu tür bir incelemeye girişmelerine neden olabilir.

Ombudsmanlar ayrıca şikayetleri incelerken şikayette yer almayan hatalar veya usulsüzlükler de bulurlarsa bizzat kendi takdirlerine dayanarak yeni bir soruşturmaya girişebilirler.

Ombudsmanların re’sen soruşturmalarında şikayetler için kullanılan usul geçerlidir. Bir ombudsman yeterli neden olmadan soruşturma açmadığı için soruşturmaların çoğu eleştiri ile sonuçlanır. Re’sen soruşturmalarda eleştiri niteliğindeki kararlar toplam kararların % 70 ilâ 80’ini, şikayetlerde ise % 12 ilâ 14’ünü oluşturur[14].

3.4.2 Çalışma Yolları

3.4.2.1. Denetim

Ombudsmanlık müessesesinin kuruluşundan beri Ombudsmanlar zaman zaman kamu birimlerinde denetlemeler yaparak merkezi yönetimi olduğu kadar bölgesel ve yerel makamları, kurulları ve daireleri de denetlerler.

Denetimler genellikle Ombudsman’ın kendisi tarafından periyodik olarak her yıl yapılır. Fakat bazen, şikayetlerde olduğu gibi Ombudsman’ın kıdemli kadrosu da kendi başına denetimlerde bulunabilir. Denetim zamanları ve yerlerinin yıllık veya uzun dönemli önceden belirlenmiş takvimleri yoktur. Denetlenecekler genellikle denetimden bir veya iki hafta önce haberdar edilirler.

Denetlemeler sırasında Ombudsmanlar dosyalar ve diğer belgeler üzerinde uzun zaman harcarlar. Denetimlerde ilk önce ilgili kurum, merci veya ofisin başı ve birkaç bürokratı ile mülakatlar yapılır. Daha sonra bina ve müştemilatın teftişine geçilir. Hapishane, hastane veya benzer bir kurum denetlenirken, sakinlerine ve hastalarına Ombudsman ile konuşarak üzüntülerini ve şikayetlerini dile getirmelerine fırsat tanınır. Buna alt bürokratlar da dahildir. Bundan sonra Ombudsman ve kadrosu dosyaları ve dokümanları uzun bir süre incelerler. Denetim tamamlandıktan sonra Ombudsman ofisin başı ile son bir konuşma yapar. Bu konuşmada ana bulguları üzerine bilgi verir ve derhal ilgilenilebilecek nitelikte olan konuları ve problemleri tartışır. Eğer Ombudsman’ın bulguları bazı düzensizlikleri ve ciddi hataları içine alıyorsa, Ombudsman bunlar için daha sonra incelenmek ve karara bağlanmak üzere ayrı vakalar açar.

Denetleme Ombudsmana re’sen incelemeye girişmesini gerektirecek yanlışları saptama olanağı verebilir. Çoğu zaman denetimler sonucunda ortaya çıkan hatalar, suiistimaller, diğer yetersizliklerin giderilmesi ile koşulların ve uygulamaların geliştirilmesi için Ombudsman bürokratlar hakkında bazı tedbirler alır. Oldukça sık olarak Ombudsman denetim bulguları sonucu, kuralların yorumlanması ile otoriteler tarafından uygun bir şekilde uygulanması üzerine tavsiyelerde ve bildirilerde bulunur. Saptanan kusurlara dayanarak Ombudsmanların yürürlükteki mevzuat üzerinde değişiklikler ve düzeltmeler yapılmasını önerdikleri durumlar da vardır. Bunların yanı sıra, yeni kanunlar veya düzenlemeler kabul edildiğinde Ombudsman bunların uygulanmasını denetler.

Denetlemeler, Ombudsmanlara ve dairelerinin personeline bireylerle yüz yüze görüşme ve hizmet sorumluluğu taşıyan görevlilerin çalıştıkları ortamı ve çalışma koşullarını tanıma olanağı vermeleri nedeniyle büyük değer taşırlar. Ayrıca bir kamu kuruluşunun kusurlarının denetleme sırasında saptanması şikayet incelemesinden daha kolaydır. Bundan başka, bir kamu kuruluşunun herhangi bir anda bir Ombudsman tarafından denetlenebileceğini bilmesi onu çalışmalarında daha titiz davranmaya yöneltir.

İsveç parlamento Ombudsmanları yargı organlarını da denetlerler. Başka birçok ülkede bu alanda farklı yaklaşımlar benimsenmiştir. Bir yargıca karşı disiplin önlemlerinin uygulanması veya görevden uzaklaştırılması, işini yapamayacağı anlaşıldığı taktirde, mümkündür. Bu konudaki önlemler bizzat yargı organları yada adalet bakanı tarafından alınmaktadır. Genel kanıya göre yargıçlar kusursuz değildir ve görevleri nedeniyle yargılanmaları gerekebilir.

İsveç denetleme sistemi tarihsel nedenlere dayanır[15]. 1809’da parlamento Ombudsmanlığı ihdas edildiği zaman mahkemeler ve yönetim arasında net bir yetki ayrımı çizgisi yoktu. Kral dört asır boyunca baş yönetici ve baş yargıç konumunda olmuş; yönetim, bireylerin hak ve görevlerine ilişkin sorunlarda mahkemeler gibi hareket etmişti. Mahkemeler, yargılama yanında yönetme görevi de ifa eden önemli yerel makamlar durumunda olup eylemleri için diğer kamu görevlileri gibi ceza hukuku hükümlerine tabi idiler.

Bu koşulların ışığında parlamento Ombudsmanlarının kusurlu kamu görevlileri yanında yargıçları da denetlemelerinin sağlanması doğal idi. Mahkemelerin Ombudsmanların denetimi dışında tutulması hiçbir zaman söz konusu olmamıştır.

Mahkemelerin denetiminde özel bir titizlik gerekir. Ombudsman, alacağı kararlarda hataya düşmemek için kazaî konularda uzman olmak, faaliyetleri ile Anayasanın mahkemelere tanıdığı bağımsızlığa zarar vermemek zorundadır.

İsveçli Ombudsmanların bu alandaki faaliyetleri mahkemelerin, yasalara göre bağımsız olmakla birlikte, kendilerini kanunun üzerine çıkaramayacakları ilkesine dayanır. Bu nedenle Ombudsman mahkemenin bir davada delilleri değerlendirme yada kanunu yorumlama şekline, yorum kabul edilebilir olduğu sürece, karışmazsa da açıkça kanuna aykırı olması (örneğin suçluya verilebilecek cezanın azami sınırını aşması) durumunda yargıca karşı gelebilir.

Bu istisna haricinde Ombudsmanların çalışması usul sorunları üzerinde yoğunlaşır. Ombudsman, yargıcı örneğin davanın aşırı derecede yavaş ilerlemesi gibi hallerde uyarır; onun yanlı davranışlarını ve hatalı işlemlerini soruşturur ve kararın gerekçesini yeterli bir şekilde belirtmediği hallerde mahkemeyi eleştirir.

Bir mahkemeyi denetlerken Ombudsman, mahkemenin davanın bir çıkmaza girmemesi için gerekli önlemleri alıp almadığını belirlemek üzere uzun süredir devam etmekte olan davaları inceler; kararın uygulanabilecek bir şekilde kaleme alınmış, davacının ve davalının beyanlarının doğru biçimde açıklanmış ve gerekçenin usulüne uygun olarak yazılmış olup olmadığını araştırır.

Ombudsman ayrıca usul hukuku kurallarının doğru uygulandığına kanaat getirmek için yeni karara bağlanmış davaları da değerlendirir.

Anlaşıldığı gibi Ombudsman ile Mahkemeler ve diğer hukuki organlar arasında sıkı bir ilişki vardır. Ombudsman’ın mahkemeler ve hakimler üzerindeki denetim hakkı, onların yargı kuvvetinin bağımsızlığına bir tecavüz olarak algılanmamalıdır. Zira, Ombudsman mahkemelerin ve hakimlerin verdikleri kararların içeriği ile ilgilenmez, ve bu kararları değiştirmek için etki edemez. Sadece hakimlerin önlerine gelen davalar karşısındaki tavırlarını ve davaları ele alış biçimlerinin kanuni olup olmadığı ile ilgilenir.

Ombudsmana mahkemeleri denetleme hakkını veren bir sistem birçok yararlar getirmektedir. Öncelikle, mahkemede kendisine yanlış işlem uygulandığını düşünen bireyler Ombudsmana başvurabilirler. Ayrıca Ombudsman hatanın bir disiplin işlemi yada kavuşturma gerektirecek derecede ciddî olmadığı hallerde bile soruşturma başlatabilir. Bunlara ek olarak Ombudsman, yüksek mahkemenin ikinci derece incelemediği konulara eğilebilir; yargının iyi işlemesine, usul hukukunun doğru uygulanmasına ilişkin görüşünü bildirebilir. Aslında İsveçli Ombudsmanlar usul kanunlarının yorumlanmasına ve yargı organlarında disiplin kurallarının geliştirilmesine önemli katkılarda bulunmakta ve bu konulardaki düşünceleri çoğu zaman hukuk kitaplarında ve hukuki metinlerde yer almaktadır.
3.4.2.2. Araştırmalar

Bu araştırmaların çoğu denetimler sırasındaki gözlemlere dayanır. Basın, özellikle mahkemeler ve idari organlar hakkında gazetelerde çıkan haberler, bazen de televizyon ile radyo programları ve haberleri bu araştırmaların başlatılmasında önemli rol oynarlar. Ombudsman ve basın arasında her zaman yakın ilişkiler olmuştur. Öyle ki ofiste gazeteciler için ayrılmış özel bir oda vardır. Basın mensuplarının dokümanlar ve gelen-giden vakalar ile geçerli her türlü bilgiye ulaşabilmelerini sağlayan asistan vardır. Ayrıca Ombudsman kanunlar ve uygulanışlarını içeren uzun dönemli araştırmalar da yapar. Bazı vakalarda Ombudsman bir şikayete dayanarak da bir araştırma başlatabilir.

3.4.3. Sonuçlandırma Araçları

3.4.3.1. Dava Açma

Anayasa ve kanunlar Ombudsman’a resmi dokümanlara girme iznini verir. Bu yüzden resmi kağıtlar, kayıtlar ve dokümanlar ne kadar gizli olsalar, kral ve kabine bakanlarına ait bile olsalar ombudsman’ın onları elde etmeye yetkisi vardır. Bürokratlar Ombudsman’ın elindeki vakaya dair ihtiyacı olan bilgileri sağlamakla ve gerekli yardımı vermekle yükümlüdürler, hiçbir bürokrat görevini yerine getirirken Ombudsman’a yardım etmeyi veya bilgi vermeyi reddedemez. Eğer reddederse, Ombudsman ona şartlı ceza verebilir. Vakanın ciddiyetine bağlı olarak disiplin uygulamalarına da gidebilir.

Ombudsman kurumu bulunan bir çok ülkede Ombudsman’ın İsveç’te olduğu gibi bir kanuni takip (dava açma) yetkisi yoktur[16]. 20nci yüzyılın başına kadar İsveç’te bürokratlar aleyhine dava açılması vakaları çok fazla olmasına rağmen giderek bu gibi durumların görülmesinde azalma olmuş ve sadece zimmete geçirme, rüşvet veya gizli bilgileri afişe etme gibi ciddi vakalarda dava açılmaya başlanmıştır. Artık küçük vakalarda kanuni takip yerine kusur işleyen bürokratlara ihtarlar verilmektedir. Bu gibi kısıtlamalara karşın İsveç Ombudsmanı’nın gücü diğer ülkelerdeki Ombudsmanlardan hala daha fazladır. Kanuni takip düzenli mahkemelerde, mahkemenin işleyiş kurallarına uygun olarak yapılır.

Ombudsmanlar kamu görevleri sırasında yasaları çiğneyen görevlilere karşı soruşturma açabilirler. Bu yetki günümüzde çok kullanılmamakla birlikte işini savsaklayan bir kamu görevlisine karşı soruşturma açabilme yetkisi onların görevlerini önemli ölçüde kolaylaştırmaktadır. Ombudsmanlar ayrıca disiplin soruşturması da açabilirler. Ancak bugün Ombudsmanları elindeki asıl güç görevini savsaklayan personeli uyarma ve eleştirme yetkileridir. Eğer Ombudsmanlar bir görevlinin karar veya işlemini ceza gerektirmemekle birlikte yetersiz, yersiz veya akıldışı bulursa kanısına göre sorunun nasıl çözümleneceğini belirtebilir. Ayrıca kanunun eşit şekilde ve doğru uygulanmasını sağlamak için görüşlerini bildirmek yetkisi de vardır. Daha önce de belirttiğimiz gibi Ombudsmanlar görevine ilişkin bir suç nedeniyle bir kamu görevlisine karşı dava açabilirler. Ceza yasasının görevi kötüye kullanma veya savsaklamaya ilişkin bir maddesi bu bakımdan özel bir önem taşımaktadır.

Dava açmanın yanı sıra Ombudsman ilgili otoritelere talimatlar, hatırlatmalar, beyanlar, bildirgeler gönderir ve teklifler yayınlar. Eğer Ombudsman, araştırmaları sırasında uygunsuz, yetersiz veya haksız bulduğu bir durumla karşılaşır, fakat olayın yeteri kadar ciddi niteliği veya ağır ihmal niteliği taşımadığına karar verirse, sadece olayla nasıl ilgilenilmesi gerektiğine dair önerilerde bulunur, olaya dikkat çeker. Ayrıca Ombudsman yetkili otoritelerden bürokratlarına daha iyi talimatlar vermeleri veya daha iyi çizelgeler ve formlar hazırlamalarını da isteyebilir. Ombudsmanların gönderdikleri hatırlatmalar ise kanunun ve yasanın nasıl uygulanması gerektiği hakkında değerli bilgiler ve tarifler içerir. Hazırladığı beyanlarda kanunun muntazam ve doğru olarak uygulanmasını arttırmayı amaçlar. Bunların yanı sıra, Ombudsman yasamadaki aksaklıkları düzeltmek için gerekli önlemleri almaya da yetkilidir. Eğer, kanunların ve yasaların muğlak olduklarını tespit eder veya insanların haklarına tecavüz niteliği taşıyan hükümleri olduğunu fark ederse, Parlamento veya hükümete bunların değiştirilmesi gerektiğini bildirir. Yasalarda yapılmasını önerdiği değişiklerle ilgili istek veya önerilerini de sunabilir.

Devlet idaresinde görevli bürokratlarda olduğu gibi Ombudsman davaları yanlış, uygunsuz ve doğru olmayan bir şekilde ele alan hakimleri eleştirme, hatırlatmalar veya uyarılar yayınlama, hatta onların aleyhine düzenli mahkemelerde dava açma hakkına sahiptir. Ombudsman’ın denetim icrası genellikle daha alt mahkemelerin hakimleri üzerinde olur. Sadece ciddi vakalarda Ombudsman Anayasa Mahkemesi ve Anayasa İdari Mahkemesi
buradaki idari mahkeme idare mahkemesi mi? İdare mahkemesi İsveç’te var mı?üyeleri üzerinde kontrol yetkisini kullanabilir. Her üyenin görevden alınması veya ihraç edilmesi hakkında kanuni takipte bulunmaya ve muameleleri başlatmaya yetkilidir.

Hukuk Mahkemeleri ve Ombudsman arasındaki ilişkiye bakılırsa, mahkemelerin Ombudsman’ı kontrol edemediği görülür. Ombudsman’ı veya onun kararlarını mahkeme denetimi altına koyan hiçbir kanun yoktur. Buna karşın, eğer Ombudsman görevini yaparken cezai bir kabahatte bulunursa, hakkındaki suçlama Parlamentonun Daimi Encümeni tarafından yapılır ve davası Anayasa Mahkemesi önünde Ceza Kanunu hükümleri uyarınca görülür.
3.4.3.2. Yıllık Rapor

1986 tarihli Ombudsmanlar Kanunu gereğince parlamento Ombudsmanları her yıl en geç 15 Kasım tarihine kadar geçmiş yılın 1 Temmuz ile 30 Haziran arasındaki dönemini kapsayan yıllık raporlar vermekle yükümlüdürler. Ombudsmanların yıllık raporları yaklaşık 500 sayfa[17] dolayında olup yıl içinde ele alınan ve sonuçlandırılan genel ilgi konusu bütün olayların tam bir dökümünü içerir.

Rapor Riksdag’ın Anayasa Komisyonu’nda incelendikten sonra komisyon tarafından Riksdag’a sunulur ve gereğinde Riksdag genel kurulunda tartışılır.

Yıllık rapor ayrıca yargıçlar, kamu görevlileri ve üniversite profesörleri tarafından da okunur.

3.4 Ombudsmanlığın Etkileri


Bu başlık altında yazdıklarımı maddeler halinde yansıya dök.

Genel bağlamda ombudsmanlık kurumunun etkisi konusunda bir değerlendirme yapmak zor olmakla birlikte ombudsmanlık kurumunu içermeyen bir İsveç Anayasasını düşünmek bile olanaksızdır[18]. Parlamento ombudsmanları sokaktaki adama kamu yönetimi ile ilişkilerinde güven vermek suretiyle İsveç toplumunda bir denge unsuru olmaktadırlar.

Ombudsmanlık kurumu, kamunun idari sisteme karşı mevcut güveninin devamına yaptığı katkı bakımından önemlidir. Böylece vatandaşlar kamu yönetimindeki kusurların cezasız kalmayacağını görürler. Bir ombudsman tarafından bir kamu görevlisine yöneltilen eleştiri temelde bir disiplin cezasına eşdeğerdir. Bu etki, eleştirinin çoğu zaman basında yer alması nedeniyle daha da güç kazanmaktadır.

Ombudsmanlar, ayrıca idari makamlara hukuki mütalaa vermek ve idari ve kazaî usulle ilgili mevzuatın içeriği bakımından kanunları yorumlamak suretiyle de yardımcı olmaktadırlar. Bazı hallerde bir ombudsman idari makamların yöntem ve metotlarında veya mevzuatta önemli değişikliklere yol açacak girişimlerde de bulunabilir. Uygulamada idare makamları herhangi bir yasal yükümlülük olmamasına rağmen ombudsmanların görüşlerine uymaya büyük bir özen göstermektedirler. Ombudsmanlık kurumunun en önemli işlevlerinden biri de İsveç idare ve usul kanunlarının geliştirilmesine yaptığı katkıdır. İdeal olan ombudsmanların yanlışları önlemeleridir.

Pek çok birey ombudsmanlara belli konularda yardım etmeleri için yazı ile başvurur. Ancak ombudsmanların bu durumda yetki dereceleri oldukça sınırlıdır ve bir resmi makama kararını değiştirme yada belli bir yönde hareket etme talimatı veremezler. Buna ek olarak parlamento ombudsmanlarının şikayet sahibi ile idari makam arasında arabuluculuk yapamayacaklarını da söylemek gerekir.

Ancak bu durum ombudsmanların etkinliklerinin belli olaylarda şikayetçiler için önemsiz olduğu anlamına gelmez. Bir idari davanın yeterince hızlı yürümediğini yada idareye gönderilen bir yazıya cevap verilmediğini iddia eden bireyler için ombudsmanın o makam ile görüşmesi bile işin hızlanmasına yetebilmektedir. Ayrıca pek çok şikayetçi ombudsmanın yaptığı eleştirilerin soruna yeterince çözüm getirebildiği kanısındadır[19].

Ombudsman tarafından ilgili makamın eyleminde bir yanlışlık olmadığının belirtilmesi kendisine hatalı işlem uygulandığını düşünen şikayet sahibini rahatlatmaktadır. Birçok şikayetler de aslında polis, savcılık yada bölge yönetiminde veya idari yada adli yargı merciinde incelenmekte oldukları için reddedilmektedir.

Şikayetlerin bu gibi hallerde olumlu sonuç vermemesinin bir başka nedeni de İsveç gibi bir ülkede bile pek çok bireyin ombudsmanların elindeki yetkilerin sınırlarını bilmemesinde yatar. Bankalar ve sigorta şirketleri gibi özel sektör kurumlarına karşı şikayetler ombudsmanların yetki alanı dışında kaldığı gibi bir mahkeme kararının değiştirilmesi yada iptali veya tazminat ödenmesi gibi istekler de re’sen reddedilmektedir. Bu gibi durumlarda şikayetçiye nereye başvuracağı bildirilebilir.

İsveç’in bu alandaki deneyimi göstermektedir ki hukukun üstünlüğü ve bireylerin temel hakları ilkelerine bağlı bir hükümet sistemi içinde ombudsman, bireylerin haklarının korunmasında önemli bir rol oynar. Ne var ki ombudsmanlık kurumu hiçbir zaman mahkemelerin veya savcıların yerine geçemez ancak onların ayrılmaz bir tamamlayıcısı olabilir.

4. OMBUDSMANIN YÖNETSEL-POLİTİK SİSTEMİN DİĞER KURUMLARI İLE İLİŞKİLERİ

4.1 Ombudsman-Yurttaş İlişkileri

Ombudsmanın esas ilişkisi yurttaşla olan ilişkileridir. Ombudsman yurttaşların şikayetlerini genellikle aracısız olarak kabul etmekle birlikte, ek olarak olaylara kendiliğinden müdahale olanağını da elinde bulundurmaktadır.

Ombudsman bu faaliyetlerinin hesabını, faaliyet sonuçlarını içeren ve çoğunlukla parlamentoda da incelenen ve tartışılan, bir yada birçok rapor ile kamuoyu önünde vermektedir.

Böylece Ombudsman yönetim üzerinde demokratik katılımcı denetimin çok önemli bir aracı olarak ortaya çıkmaktadır.

Ombudsmanlar şikayet üzerine denetledikleri bir yönetsel işlemden sonra, yönetimin kötü yönetim sonucu yaptığı bir haksızlığı saptarlarsa, bu durumun düzeltilmesi konusunda bir yandan yönetimi uyarırlarken, diğer yandan da söz konusu kötü yönetimin yinelenmemesi için gerekli önerilerde de bulunurlar.

Eğer haksızlık yasaların yanlış düzenlenmesinden kaynaklanan bir kötü yönetim ise bu halde Ombudsman yeni bir yasal düzenleme önerisinde bulunacaktır.

Yurttaşlar için ombudsmanın gücü, şikayetçilere bir çözüm sağlama kapasitesi yanında yönetsel ve yasal reformları teşvik etme ve başlatma kapasitesine de bağlı bulunmaktadır.

4.2 Ombudsman-Parlamento İlişkileri

Ombudsman Parlamento ile ilişkileri daha çok ona bağımsızlığını ve parlamenter kontrol organı olarak yasallığını sağlayan seçimi ve görevden alınması nedeniyle ortaya çıkmaktadır.

4.3 Ombudsman-Yönetim İlişkileri

Ombudsman-Yönetim ilişkileri, temelde, ombudsmanın yetkilerini kullanması ile çözüm ve önerilerinin kabulünden ileri gelmektedir.

Ombudsman, yasalarla, dosyaların tamamına girme hakkı da veren, özel yetkilerle donatılmıştır. Bu yetki aleyhte verilen kararların öğeleri ile yönetsel gizlilik nedeniyle başkalarına verilmeyen bilgileri de kapsamaktadır. Bu yetki sayesinde ombudsman sıradan bir yurttaşın, hatta parlamento üyesinin bile sahip olmadığı bir olanağa sahip olmakta, bu da ona yönetsel işlemlerin gerçek öğelerini belirleme olanağı vermektedir. Bu durum yürütme organına aleyhte verdikleri kararları da bütün öğeleri ile biçimlendirme zorunluluğu getirmekte ve gizlilik yerine bilgi serbestliğinin yerleşmesine neden olmaktadır.

Ombudsmanların soruşturmaları sonucunda yönetime yaptıkları öneriler yönetim tarafından benimsenmezse, zorlama yetkilerinin bulunmaması nedeniyle, olay ve öneriler Parlamentoya bildirilmekte ve aynı zamanda kamuoyuna açıklanmaktadır. Parlamentoya bilgi verme ve kamuoyuna açıklama yıllık raporlarla olduğu gibi önemli olaylarda özel raporlar düzenlenerek de yapılmaktadır.

Hata yapan memurların hatalarının halka açıklandığı görme korkuları onlar üzerinde olumlu bir etki meydana getirmekte ve onları etkenlik, hakkaniyet ve dürüstlüğe teşvik etmektedir.

Bununla birlikte Ombudsmanların yaptıkları araştırmaların amacı memurları cezalandırmak değil, onlara doğruluk ve adalet değerlerini aşılamak ve bu değerlerin bürokratik değerlerle yarışabileceğini onlara göstermektir.

Kaldı ki ombudsmanların, sadece yurttaşlar değil yönetenler için de gördüğü çok önemli bir işlev vardır. Ombudsmanların araştırmaları her zaman yönetimin aleyhine sonuçlanmaz ve araştırma sonucunda yapılan şikayetlerin asılsız olduğu da ortaya çıkabilir.

Yurttaşlar tarafından yanlış olduğu iddia edilen bir işlemin ombudsmanın bağımsız ve tarafsız incelemesi sonucunda haklılığına karar verilir yada şikayetin asılsız olduğu ortaya çıkarılırsa, hem işlem nedeniyle bürokrat aklanarak yurttaşın gözünde tekrar güvenilir olur, hem de kendi öz güvenlerini sağlamaları sonucunda yönetim birimlerinde morallerin yükselmesi sağlanır.

Ombudsmanın faaliyetleri sonucunda “kötü yönetimin nedenleri” ile “bunun iyileştirilmesi için izlenilmesi gereken süreç” gün ışığına çıkarılmakta ve kural ve kanunların uygulanmasına yönelik önerilerin kanun koyuculara ve yönetime benimsetilmesi için araç olunmaktadır.

Böylece Ombudsmanların yönetsel reformlardaki öncü rolü birçok ülkede ön plana çıkmaktadır. Örneğin, İsveç ve Fransa’da ombudsmanlar sorunun kaynağında yürürlükteki yasaların olduğu kanısına varırlarsa, yönetsel reformlar önermekle yükümlü tutulmaktadırlar. Genellikle bir soruşturma sonucunda yönetimin haklı olduğu sonucu varır, fakat şikayetçinin maruz kaldığı adaletsizliğin nedeni olarak yasayı eleştirirse, yasa değişikliği önermek zorundadır.

Burada önemli olan reform önerilerinin ombudsmanın temel işlevinin bir yan ürün olarak görülmemesidir. Çünkü ombudsmanlık kurumunun bütünlüğü içerisinde bu iki işlevin uyumlu bir birlikteliği sağlanmaya çalışılmaktadır. Kuşkusuz bir birey tarafından uğranılan adaletsizliğin ortaya çıkarılması, aynı durumun yeniden ortaya çıkmasını engellemeyi amaçlayan önlemleri almayı, kısacası ondan sonuçlar çıkarmayı da gerektirmektedir.

4.4 Ombudsman-Yargı İlişkiler

Ombudsmanın yargı ile ilişkileri büyük bir dikkat gerektirmektedir. Ombudsman işlevleri gereği Yargıç’a yakın bulunmaktadır. Fakat ondan yetkileri ve müdahalelerinin yapısı gereği radikal olarak ayrılmaktadır.

Ombudsman yargı kurumlarınca çözümlenmesi zorunlu olan ve hukuk bazına dayanan itilaflara karışmamaktadır. Fakat özgürlük, iyi yönetim ve hakkaniyet adına çözümler önermektedir. Ülkelere göre yargı otoritelerine paralel olarak yada onların dışındaki şikayetleri kabul etmekte, bazen de yargısal yönetimin işlemlerini denetleyebilme yetkileri gereği yargı yönetimine müdahale edebilmektedir.

4.5 Ombudsman-Medya İlişkileri

Ombudsmanlık kurumunun etkinliği çok büyük ölçüde kamuoyu tarafından varlığının bilinmesine dayanmakta, bu da medyanın gerekli katkıda bulunmasına bağlı bulunmaktadır.

Aksi halde yönetimin yanlışlıkları üzerine kamuoyunun dikkatini çekemeyecek ve katılımcı toplumsal denetimi de sağlayamayacaktır. Böylece ombudsman denetiminin tek yaptırımı olan “yanlışlıkları kamuoyunun bilgisine sunma” gerçekleşemeyecek ve ombudsman denetimi etkinliğini kaybedecektir.

Bununla birlikte medyanın, ombudsmanın her türlü faaliyetine ilgi göstermesini de beklememek gerekir. Medyayı en çok ilgilendiren, kamunun dikkatini çekecek örnek olayların yer aldığı yıllık faaliyet raporları olmaktadır.

Bu alanda karşılaşılan en büyük güçlük, gizlilik ilkesinden kaynaklanmaktadır. Ombudsmanlar çözüme kavuşturdukları olayları açıklarken, şikayetçinin izin vermemesi halinde ad açıklamamaktadırlar. İlgilerini çeken birçok olayda ismin açıklanmaması medyanın ilgisini azaltmaktadır.

İkinci güçlük ise yönetimin içinde bulunduğu anlaşmazlıkların medyada eşit bir ilgi uyandırmamasıdır. Bir çok rapor, özellikle yönetimi suçsuz bulanlar, layık oldukları ilgiyi çekmemektedirler. Ancak güncel basının yönetimin hatalarını gün ışığına koyan belli tipteki işlerle ilgilenmesini normal kabul etmek gerekir.

Ombudsmanla medya arasındaki ilişkilerde sorun yaratan diğer bir konu da Ombudsmanın dışarıya yansıtmak zorunda olduğu imajıdır. Bu, ombudsmanlar açısından medya nezdinde büyük bir “kullanılabilirlik tehlikesi” içermektedir. Hakim gibi, ombudsman da yansız ve objektif olmak ve belirli bir mesafeyi korumak zorundadır. Hatta bu ihtiyacı yurttaş ile devletin kavgaya tutuştuğu her olayda korumak zorundadır.

5. YEREL YÖNETİM OMBUDSMANLARI

Yerel yönetimler için ayrı bir ombudsmanın gerekli olup olmadığı, ombudsmanlık kurumunun benimsendiği tüm ülkelerde tartışılmıştır.

Bazı ülkelerde yerel yönetimler ombudsmanın yetki alanının dışında tutulurken, bazı ülkeler yerel ve merkezi tüm kamu yönetimi için bir ombudsman belirlenmesini benimsemişleridir.

Yerel yönetimlerin üstlendiği görevlerin gittikçe artması ve özellikler taşıması nedeniyle, merkezi yönetimler için oluşturulan ombudsmanların yanında yerel yönetim ombudsmanı/ombudsmanlarının oluşturulması, merkezi yönetim ombudsmanlarının iş yükü de düşünüldüğünde, artık benimsenen bir konudur.

Yerel yönetim ombudsmanları, parlamenter ombudsmanın tüm özelliklerini taşıyarak, belli bir bölgede yada kentte, yerel yönetimlerin kötü işleyişinden kaynaklanan sorunları çözümlemek, yurttaşların yerel yönetimlerdeki haklarını korumak ve yerel yönetimlerin daha iyi işlemesi amacıyla yönetimin düzeltilmesi için önerilerde bulunmak üzere oluşturulan ombudsmanlardır.

Daha kısa bir anlatımla, yerel yönetim ombudsmanları, müdahale alanlarının ölçüsünde otorite ve etkileri sınırlandırılan ombudsmanlardır.

Yerel yönetimlerin yönetsel işlemi tamamlama süreçlerindeki farklılıklar ve kararın oluşturulmasına bizzat yerel yönetim meclislerinin, yani seçilmiş üyelerin katılması ombudsman denetiminin niteliğini farklı kılmaktadır.

Gerçi bu farklılık yerel yönetim ombudsmanlarının görev ve yetkilerinin belirlenmesi sırasında doğacaktır.eğer yerel yönetim ombudsmanları yerel yönetimlerdeki kararların alınış sürecine karışmayıp, sadece alınan kararların uygulama kalitesi ve yurttaşın sadece bu yöndeki şikayetleri ile ilgilenecekse, bu halde yönetsel ombudsmanlarla büyük bir farklılıkları da olmayacaktır.

Ancak, belirtildiği üzere, yerel yönetimlerin işlemlerinin büyük kısmı meclis kararları üzerine gerçekleşmekte, yurttaşların şikayetleri de geniş ölçüde bunlardan kaynaklanmaktadır. Bununla beraber yerel meclislerin bu işlevini parlamentoların yasa yapma işlevi ile hiçbir şekilde karşılaştırmamak gerekmektedir. Yerel yönetim ombudsmanlarının yerel meclislerin kararlarının niteliği üzerinde bir denetim yetkisinin olmaması, onları alınmış kararların uygulanması sırasında haksızlık yapıp yapılmadığını denetleyen basit gözlemciler haline dönüştürecektir.

Yerel yönetim meclislerinin yönetsel işlemlere karışmalarından dolayı, yerel yönetim ombudsmanını, yetkilerini yerel meclislerden alan, kısacası parlamento yerine yerel meclislerin atadığı, bir sistem içerisinde tanımlamak, uluslararası literatürde tanımlanan bir ombudsman yapmayacaktır.

Bu nedenle yerel yönetim ombudsmanları, yerel meclislerin kararlarının adil bir şekilde uygulanıp uygulanmadığını denetlemek üzere atanmış kişiler değil, yerel meclislerin yönetsel nitelikteki kararları da dahil olmak üzere, yerel yönetimlerin her türlü işlemlerini, hem kararlarına kalite kazandıracak nitelikleri itibariyle, hem de adalet yönünden denetlemek üzere oluşturulmuş ombudsmanlar olmaktadır.

Ancak bu şekilde görevlendirilen yerel yönetim ombudsmanları, yerel yönetimin işleyişi hakkında belediye başkanlarına yada yerel meclislere bilgi aktararak yönetimin iyileştirilmesine katkıda bulunan bir halkla ilişkiler kurumu olarak algılanmayacaktır.

Yerel yönetim ombudsmanları kötü yönetimden kaynaklanan adaletsizliklerle ilgili şikayetleri incelemekle yetkilidir. Ancak yerel yönetimlerin takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların esasını tartışmazlar.

Yerel ombudsman kötü yönetim nedeniyle şikayetçiye haksızlık yapıldığını saptarsa, yerel yönetim raporu dikkate almak ve alınan ve alınması düşünülen önlemi ombudsmana bildirmek zorundadır.

Yerel yönetimlerin ombudsmanın önerisi üzerine alabileceği önlemler iki gruba ayrılabilir. İlk olarak şikayetçinin hakkının yerine getirilmesi söz konusu olur. İkinci olarak, yönetim şikayete neden olan kötü yönetimin tekrarlanmaması amacıyla uygulama usullerini gözden geçireceğini belirtir.

Yönetimin makul bir süre içerisinde bildirimde bulunmaması veya ombudsmanın önerilen önlemi uygun bulmaması yada yönetimin hiçbir önlem almaması halinde ombudsmanın başka bir rapor hazırlaması gerekmektedir.

6. DÜŞÜNCELER VE DEĞERLENDİRME

İsveç’in ombudsmanlık kurumu ile ilgili deneyimi şu şekilde özetlenebilir.

Güvenirliğini sürdürmek için ombudsmanlık kurumu ve ombudsmanlar yürütme erkinden tümüyle bağımsız olmalıdır. Kurum, parlamentodan, tamamen bağımsız olmakla birlikte onun tam desteğini almak zorundadır.

Kurum mevcut Hükümet sistemine kolayca uyacak şekilde tasarlanmalı, gerek halk ve gerekse kamu görevlileri tarafından kolaylıkla anlaşılabilmelidir. Ombudsmanın görevi belirgin olmalı ve ombudsman her türlü etkinliklerinde bu görevin sınırları içinde kalmalıdır.

Ombudsman geniş soruşturma yetkilerine ve soruşturmasının sonuçlarını kamuya duyurma hakkına sahip olmalıdır. Soruşturmayı bizzat başlatma yetkisi ombudsmanlık kurumunun etkinliğini büyük ölçüde arttırmaktadır.

İlgili makamlar önünde saygınlık kazanmak için ise ombudsmanların, denetim yaptıkları kurumlar ve ilgili mevzuat hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmaları, neden bahsettiklerini bilmeleri ve kamu makamlarını haklı olduklarına inandırmaları gerekir.

Ombudsmanların çalışmaları adalet ve tarafsızlık ilkelerine dayalı olmalıdır. Ombudsmanlık kurumunun halka ve denetimi altındaki kamu yönetimi ve görevlilerine karşı saygınlığını koruyabilmesi için bu davranış şarttır.

Ombudsmanların ilgisiz başvuruların altında ezilmemelerini sağlamak için halka ombudsmanlık kurumunun görevlerinin neler olduğu yanında yetkilerinin sınırları da açıkça anlatılmalıdır. Eğer aşırı vaatlerle başlanılırsa sonuç düş kırıklığı olabilir.

Basınla iyi ilişkiler de büyük önem taşır. Ombudsmanların görevi sınırsız denebilecek bir saydamlık gerektirmektedir. İsveç’te halkın resmî belgeleri inceleyebilme hakkı bütün ombudsmanlık dairesi belgelerini ve bu meyanda kesin kararları da kapsar.

Anayasal hakların ve bireylerin yasal haklarının korunması hukukun üstünlüğü ilkesine dayanan demokratik devletin mihenk taşıdır. Bugün ombudsmanlık kurumuna duyulan ilginin bu denli büyük olması gelecek için büyük ümitler vadetmektedir.








-BÖLÜM III-


OMBUDSMAN KONUSUNDAKİ ÜLKEMİZDEKİ TARTIŞMALAR VE BU KURULUŞUN OLUŞTURULMASI HUSUSUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ

1. GİRİŞ

Bilindiği gibi, Anayasamızın 2nci maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygılı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir. Anayasamız, 5nci maddesinde de devletin temel amaç ve görevlerini belirtmiştir. Buna göre, “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri, bu görevleri “kamu hizmeti” dediğimiz işleri yürütmekle yerine getirirler. Ancak devlet ve diğer kamu tüzel kişileri, bu görevlerini yerine getirirken, her şeyden önce hukuk devletinin gereği olarak hukukun sınırları içerisinde kalmak zorundadır. Öte yandan kamu hizmetlerinin toplum için en iyi, en yararlı, en verimli ve en rasyonel biçimde yerine getirilmesi gerekir. Bu bakımdan, bir yandan devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinin, başka bir deyişle, idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun denetimini sağlamak, öbür yandan bu hizmetlerin verimli, yararlı, rasyonel biçimde yürütülmesini denetlemek üzere, çeşitli türde denetim mekanizmaları ortaya çıkmıştır. Bu mekanizmaların bir bölümü, idarenin yargısal denetimi olarak adlandırılır. Diğer bir bölümü ise, genel olarak yargı dışı denetim olarak ifade edilir.

Bilindiği gibi, Anayasamızın 125nci maddesine göre, “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” Bunun ancak belirli istisnaları vardır. Bu arada idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı zarara uğrayan vatandaşların bu zararlarının giderilmesi de, yine hukuk devletinin bir gereğidir. İdarenin hukuka uygun çalışmasını denetlemek, bu seminerin konusu dışında kalmaktadır. Zaten idarî yargı da, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunu denetlemekle sınırlıdır.

İdarenin yargı dışı denetimine gelince, bundan ne anlaşılması gerekir? İlk olarak, idarenin yargı organı niteliği taşımayan kurumlarca denetlenmesi anlaşılabilir. İkinci olarak, idarenin yargısal usullere bağlı olmadan denetlenmesi anlaşılabilir. Üçüncü olarak, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluktan başka ölçülerle değerlendirilmesi anlaşılabilir. Örneğin idarî işlemlerin yerindeliği araştırılabilir; idarî işlemler, verimlilik açısından ya da hizmetin kalitesi açısından değerlendirilebilir. İdarenin yargı dışı denetimi dediğimiz zaman, bütün bunlar söz konusu olabilir.

Bu arada başka bir noktaya da değinmek gerekir. “İdarenin yargı dışı denetimi” dendiği zaman, bu seminerin konularından biri olarak, her halde siyasal denetim söz konusu olmayacaktır. Siyasal denetim ya da parlamento denetimi, Anayasamıza göre soru, Meclis araştırması, genel görüşme, gensoru ve Meclis soruşturması biçiminde yürütülen ve genellikle siyasal sonuçları olan, örneğin hükümete güven veya güvensizlik biçiminde sonuçlanabilen denetim yöntemleridir. Seminerin bu bölümünde bu konuların dışında kalan yargı dışı denetim yöntemleri üzerinde durulacaktır.

Yargı dışı denetim yollarından bazılarının, Anayasamızda belirtildiğini görüyoruz. Bunlardan biri Devlet Denetleme Kurulu’dur. Anayasamızın 108nci maddesine göre, “İdarenin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli şekilde yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlanması amacıyla” bir Devlet Denetleme Kurulu kurulmuştur. Bu Kurul, bütün kamu kurum ve kuruluşlarında, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarında, hatta kamuya yararlı dernek ve vakıflarda ve her düzeydeki işçi ve işveren meslek kuruluşlarında inceleme, araştırma ve denetleme yapabilir. Kurul üyeleri, Cumhurbaşkanınca atanır. Bu Kurulun başlangıçta seminerin konusunu oluşturan “ombudsman” kurumu olarak düşünüldüğü anlaşılmaktadır. Fakat Kurulun gelişmesi, bir “ombudsman” kurumu gelişmesi yönünde olmamıştır. Kurulun çalışmaları, Cumhurbaşkanınca verilen belirli görevlerin yerine getirilmesi, belirli araştırmaların yapılması ile sınırlı kalmıştır. Çünkü bu Kurul, sadece Cumhurbaşkanı tarafından verilen inceleme görevlerini yerine getirmektedir ve bağımsız da değildir. Kurul, 1982 Anayasası’ndan önce 1981 yılında 2443 sayılı Kanunla kurulmuş; 1982 yılında anayasal bir kurum haline getirilmiştir.

Anayasamızda en eski anayasalarımızdan beri yer alan bir hak vardır: Dilekçe hakkı. Anayasanın 74ncü maddesine göre, “Vatandaşlar, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir.” TBMM Dilekçe Komisyonu’nun çalışmalarına bakıldığında, ombudsmanın fonksiyonlarını belirli ölçüde yerine getirdiği görülmektedir. Burada vatandaşların kendi sorunları veya kamu yönetimi ile ilgili dilek ve şikâyetlerinin, bağımsız bir komisyon tarafından, Meclis’in bir organı tarafından incelendiği görülür. TBMM Dilekçe Komisyonu, vatandaşların dilek ve şikâyetleri ile ilgili kararlarını, bu arada incelenebilir nitelikteki dilek ve şikâyetler üzerine ilgili makamlar nezdinde yapılan girişimlerin sonuçlarını milletvekillerine dağıtılan periyodik yayınlarla açıklar. Bu da, Meclis bünyesinde sürekli bir komisyon tarafından ombudsman fonksiyonlarından, işlevlerinden bazılarının yerine getirildiğini gösterir.

Anayasamızda yine yargı dışı denetim yöntemleri olarak nitelenebilecek başka düzenlemeler de vardır. Bunlardan biri, Anayasanın 160ncı maddesine göre bütün genel ve katma bütçeli dairelerin gelir ve giderleri ile mallarının Türkiye Büyük Millet Meclis adına Sayıştay tarafından denetlenmesiyle ilgilidir. Gerçi Anayasamızda Sayıştay, yüksek yargı organları arasında yer alır. O nedenle Sayıştay denetiminin bir çeşit hesap yargısı, muhasebe yargısı niteliği taşıdığı söylenebilir. Bu arada sorumluların hesap ve işlemleri hakkında karar verme söz konusudur. Bu yönü ile bir yargı denetimi niteliği taşıdığı da söylenebilir. Ancak Sayıştay’ın yaptığı denetimin bir bölümü, yargı dışı bir denetim niteliğindedir. Böylelikle Sayıştay’ın yaptığı görevin yargı benzeri bir denetim niteliğinde olduğu ifade edilebilir.

Diğer bir düzenleme, kamu iktisadî teşebbüslerinin denetimi ile ilgilidir. Gerçi Anayasanın 165nci maddesinde, kamu iktisadî teşebbüslerinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce denetlenmesinden söz edilir. Bu denetimin nasıl yapılacağının kanunla düzenleneceği belirtilir. Uygulamada bu denetim, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun yaptığı incelemeler sonucunda düzenlediği raporlar üzerinden Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonu’nca yapılır. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun denetimi, daha çok, verimlilik denetimi niteliğindedir.

Sözü edilen bu denetim yolları, doğrudan doruya Anayasamızda öngörülmüş olan denetim yollarıdır. Bunların yanında, Türkiye’nin uluslararası antlaşmalarla üzerine aldığı yükümlülüklerden doğan bazı denetim mekanizmaları vardır. Onlara uluslararası kuruluşlar çerçevesinde yapılan denetimleri de ekleyebiliriz. Örnek olarak Türkiye, İşkence ve Diğer Zalimane, Gayri İnsanî veya Küçültücü Muamele ve Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ile İşkencenin ve Gayri İnsanî veya Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi’ni kabul etmiştir. Bu çerçeve içerisinde Türkiye’de uluslararası denetimler yapılmaktadır. İşkencenin önlenmesi komiteleri, düzenli olarak veya zaman zaman Türkiye’ye gelirler ve karakollarda, hapishanelerde incelemeler yaparlar. İnceleme sonuçlarını raporları ile ifade ederler.

Tabiî, bu arada, yönetimin kendi bünyesinde yaptığı iç denetimler vardır. Örneğin Başbakanlık ve bakanlıkların teftiş kurullarınca yürütülen denetimler böyledir. Bunlar da yargı dışı denetim örnekleridir.

Öte yandan 1990 yılında 3686 sayılı Kanunla TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu kurulmuştur. Bu Komisyonun insan hakları açısından ülkemizdeki ve dünyadaki uygulamaları incelediğini, insan hakları ihlâlleri üzerine gittiğini ve görevleri arasında uygulama ile insan hakları standartları, uluslararası antlaşmalar, Anayasa ve yasalar arasında uyum sağlamak üzere yasal düzenlemeler önermenin de bulunduğu düşünülürse; yine ombudsmanın bazı fonksiyonlarının bu Komisyonda toplanmış olduğu görülür.

Öte yandan bir hükümet kuruluşu olan İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu da, belirli ölçüde insan hakları ihlâlleri ile ilgili şikâyetleri ilgili makamlar nezdinde takip ettiği, incelettiği, soruşturduğu ve sonuçlandırdığı ve gerekli yasal düzenlemeleri önerdiği ölçüde yine ombudsman fonksiyonlarından bazılarını yerine getirmektedir.

Bütün bunlarla “Türkiye’de zaten ombudsman kurumu vardır” demek yanlış olur. Eğer öyle olsaydı, yeni bir ombudsman kurumu çalışması yapılmazdı. Biraz önce anlatılan kurul ve komisyonlara benzer kurumlar başka ülkelerde de var. Ama onların yanında ayrıca adı “ombudsman” olan veya her biri ilgili ülkenin kendi özelliğine göre o kavramı ifade eden terimlerle adlandırılan bir kurum vardır. Seminerin asıl konusunu oluşturan “ombudsman” kurumu üzerinde durmak gerekir. Türkçe’de ve değişik ülkelerde çeşitli adlarla adlandırılan bu kurum da, idarenin yargı dışı denetimini sağlamaktadır.

2. OMBUDSMANLIK KURUMUNA TÜRKİYE’DE DUYULAN İHTİYAÇ

Ombudsman için “kamu denetçisi”, “kamu hakemi”, “halkın sözcüsü” veya “halkın avukatı” gibi çeşitli terimler kullanılmıştır. “Ombudsman”, idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı menfaatleri haleldar olan vatandaşların, bu mağduriyetlerinin giderilmesi ve kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde kalitenin sağlanması bakımından son derece yararlı bir kurumdur. Gerçi idarenin bütün eylem ve işlemleri, yargı denetimine tabidir. Ama o denetim, hukuka uygunluk denetimi niteliğindedir. Oysa bir “ombudsman” eliyle, bir “kamu denetçisi” eliyle yürütülecek olan denetim, bundan farklıdır. Onun dışındaki alanı kapsamaktadır. İdarenin hukuka uygunluk açısından denetimi, olayın sadece bu yönüyle ilgilidir. İdarî hizmetlerin kalite yönünden, verimlilik yönünden, hatta yerindelik yönünden değerlendirilmesi de söz konusu olabilmelidir.

Öte yandan yargı denetimi, belirli usullere bağlıdır. Genellikle zaman alan ve vatandaşlar yönünden pahalı olabilecek bir denetim yoludur. İşte denetimin daha süratli ve yargısal denetim usullerine tabi olmaksızın, kısa zamanda sonuç verebilecek ve vatandaşa herhangi bir malî yük getirmeyecek biçimde yürütülmesi, “ombudsman” kurumunun temel amacıdır.

Adli yargı sistemi dışında yönetsel uyuşmazlıkların çözümü yetkisini elinde bulunduran bir yönetsel yargılama sisteminin varlığı bu güçlüklerin başında yer almaktadır. Böyle özel bir yargı sisteminin varlığının ombudsmanı gereksiz kıldığı düşünülebilir. Çünkü “Danıştay yönetimin keyfi değerlendirmelerinin denetimi noktasında da yasallık unsurunu büyük ölçüde sağlamakta ve ombudsmana gerek bırakmamaktadır” denilebilir. Eğer ülke için bir ombudsmanın varlığı gerekli görülürse bu yönetsel yargı sisteminin yerine ikame edilecek bir sistem olarak algılanacağından yönetimin denetiminde yönetsel yargının rolüne ilişkin bir boşluğun bulunduğu kanısını yaratabilir.

Anayasanın 125nci maddesine göre, “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” Öyleyse bu yargı denetimi yanında neden bir de ombudsman tarafından yapılan yargı dışı bir denetim söz konusu olsun? Bu sorunun cevabını vermek gerekir. Çünkü kurumun gerekliliği, bu sorunun cevabına bağlıdır.

Bilindiği gibi, yargı denetimi, yine Anayasanın 125nci maddesinde belirtildiği gibi “idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.” Yargı, çeşitli ölçülerde, dolaylı biçimde de olsa, takdir hakkını sınırlasa bile, hiçbir biçimde bu yoldan yerindelik denetimi yapamaz. Ama bir işlem hukuka uygun olsa da ombudsman, onu isabetli bulmayabilir, yerinde bulmayabilir. Bir işlem hukuka uygun olsa da haksız olabilir. İşte bu noktada ombudsman devreye girer. Çünkü bu noktada yardımcı olacak başka hiçbir kurum yoktur. Örneğin Dilekçe Komisyonu belli bir ölçüde, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu belli bir ölçüde yardımcı olabilir; ama ombudsman, bir işlem hukuka uygun olsa da yerinde olmayabileceği, haksız olabileceği veya en doğru çözüm olmayabileceği düşüncesinden hareket ederek denetim yapar. Şüphesiz, idare aynı konuda hukuka uygun çeşitli işlemler yapabilir. Ama somut bir durumda böyle bir işlemi belli bir insana, belli bir vatandaşa uyguladığınız zaman bu, onun durumuna en uygun çözüm olmayabilir. İşte ombudsman, bu durumda da idarî işlemin hedef aldığı insan için en uygun çözümün, en uygun işlemin, en yerinde işlemin yapılmasını ve bir haksızlık, bir hata yapılmamasını sağlamaya çalışır.

Bununla birlikte hemen yeniden belirtmemiz gerekir ki, ombudsmanlık; uygulandığı ülkelerde mevcut yönetsel denetim sistemlerinin yerine ikame edilmek üzere getirilmemektedir. Ombudsman diğer denetim yollarının eksiklikleri nedeniyle onların yanında kendisine yer bulmaktadır.

Yönetimin haksızlıklarına karşı çok çeşitli şikayet yolları olmasına karşın bu yollar pratikte yalnızca yurttaşların en bilgili ve en varlıkla kesimi tarafından kullanılmaktadır. Bunların dışında kalan geniş kitleler korku yada bilgisizlik nedeniyle yönetime karşı hukuki bir süreci başlatmayı göze alamamaktadırlar.

Kaldı ki angarya, kötü niyet, unutma yada ihmallerin yarattığı kötü yönetim, yargının yönetim üzerindeki hukukilik denetimine karşın, varlığını sürdürüp gitmektedir. Yurttaşlar, rahatsızlık veren bu tavırlardan kendilerini koruyacak araçları boşuna aramamaktadırlar.

Böyle bir kurum, Türkiye’de çalışmaya başladığı zaman, her şeyden önce idare ile vatandaşların ilişkilerinde diyalog sağlanmış olacaktır. İdarenin yürüttüğü kamu hizmetlerinde kalite yükselecektir. İdare ile vatandaşlar arasındaki uyuşmazlıkların bir bölümü, bu yoldan ortadan kalkacağı için; idarî yargının yükü hafifleyecektir. Böylelikle idarî yargının görevini daha verimli biçimde yürütmesi sağlanmış olacaktır.

3. TÜRKİYE’DE OMBUDSMAN KURUMUNUN KURULMASI İLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR

Türkiye’de de “ombudsman” kurumunun kurulması ve örgütlenmesi için çalışmaya başlamış bulunuyoruz. Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda kamu denetçisi kurumunun kurulması öngörülmüş bulunmaktadır. 55nci Hükümet döneminde de İnsan Hakları Koordinasyon Üst Kurulu, “ombudsman” kurumu ile ilgili bir düzenleme yapılmasına karar vermiştir. Bu anlayışla çeşitli ülkelerin ombudsman mevzuatı derlenmiştir. Sadece teorik bir incelemeyle de yetinmeyip çeşitli ülkelerin ombudsmanları, Türkiye’ye davet edilmişlerdir. Kendileriyle yapılan görüşmelerde hem ülkelerindeki ombudsman kurumunun işleyişi hakkında bilgi alınmış, hem Türkiye için düşünülen “ombudsman” kurumu ile ilgili görüş alışverişinde bulunulmuştur.

Bilindiği gibi, idarî mahkemelerle ombudsmanın görev alanı farklıdır. Daha önce de söylendiği gibi, idarî yargının görev alanı, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Eğer idarî eylem veya işlem hukuka uygunsa, idarî yargının yapabileceği bir şey yoktur. Tabiî, idarî eylem ve işlemlerden dolayı vatandaşların zarara uğraması durumunda bu zararların da tazmin edilmesi gerekir. Ombudsman ise, bir idarî işlem hukuka uygun olsa bile yerinde olmadığı, hakkaniyete uymadığı zaman başka bir çözüm önerebilir.

Öte yandan ombudsman, parlamento ile ilişki içerisinde olacaktır. Her şeyden önce parlamento tarafından seçilecektir. Aslında örneğin İsveç’te olduğu gibi,– yürütmenin atadığı ombudsmanlar da vardır. Türkiye’de de yerel yönetimler düzeyinde, hatta merkezî idarede bir tür ombudsman uygulaması başlamıştır. Örneğin Bayburt Valiliği, bir yönetmelikle yönetim danışmanlığı adıyla il düzeyinde bir çeşit ombudsman kurumu oluşturmuştur. Maliye Bakanlığı, vatandaşlara özellikle vergi sorunlarında yardımcı olmak üzere bir çeşit ombudsman kurumu oluşturmayı düşünmektedir. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği de, böyle bir uygulamayı başlatmıştır.

Bütün bunlar, ombudsman kavramının genişliğinden kaynaklanıyor. Nitekim İsveç’te bir basın ombudsmanı da vardır. Bu, basın kuruluşları tarafından seçilmiş bir ombudsmandır. Parlamento ombudsmanı veya hükümet ombudsmanı değildir. Bir bakıma Türkiye’deki Basın Konseyi gibi, ama daha geniş yetkilerle çalışan bir kurum. Türkiye’de zaman zaman gazetelerde tüketici sorunları ile ilgili yazarların vatandaşların çeşitli sorunlarına çözüm bulduklarını ve oldukça etkili olduklarını görülmektedir. Bunlar da, bir çeşit tüketici ombudsmanıdır.

Ama burada üzerinde durulacak olan yeni kanun taslağının konusu, parlamento ombudsmanıdır. Onun parlamento ile ilişkisi, her şeyden önce parlamento tarafından seçilmesinde ve parlamento adına görev yapmasında görülmektedir. Dolayısıyla gücü de, parlamento tarafından seçilmiş olmasından ve yaptığı çalışmaların sonuçlarını parlamentoya sunacak olmasından gelmektedir. Bu, çok önemli bir noktadır. Ama bu kurum, parlamentoya karşı da bağımsız olmalıdır. Bağımsızlığı, örneğin azli, görevden alınması konusunda belli güvencelerin sağlanmasını zorunlu kılar. Örneğin ombudsman, belli bir yetersayı ile seçildiği gibi; görevden alınması da yine belli nedenlerle ve belli yetersayılarla olacaktır. Yani bir görev güvencesi olacaktır. Böylece bir defa da seçilince, parlamentoya karşı dahi belli bir bağımsızlığı olacaktır. Ombudsman, çalışmalarının sonuçlarını yıllık veya ara raporlar halinde parlamentoya sunacaktır. Gerektiğinde kendisine parlamentoda görev alanına giren konularla ilgili açıklamalar yapması için söz de verilecektir. Bütün bunlar ombudsmanın parlamento ile ilişkileri olarak değerlendirilebilir.

Halen “ombudsman” anlamında “kamu denetçisi” veya “kamu hakemi” kurumunun mevzuatımıza yerleştirilmesi için çalışmalar devam etmektedir.

3.1 Kamu Denetçiliği Yasa Taslağı

Ülkemizde “kamu denetçiliği adı altında, bu kurumun mevzuatımıza yerleştirilmesi için çalışmalar yapılmaktadır. Şimdiye kadar yapılan üç kanun taslağı çalışmasında sırasıyla “Türk ombudsmanı”, “kamu denetçisi” veya “kamu hakemi” ve son olarak da “yurttaş sözcüsü” terimleri kullanılmıştır. Bu örnekler, en uygun, Türk halkının benimseyeceği bir terim arayışının bir ifadesidir. Gerçekten “ombudsman” için kullanılacak Türkçe terim de, bu kurumun Türk halkı tarafından benimsenmesi açısından son derece önemlidir.

Aynı zamanda bu kurumu ifade etmek için Türkçe’de kullanılacak olan terim de çok önemlidir. Ombudsman kurumunun ülkemizde de kurulmasını öngören 7. Beş Yıllık Kalkınma Planı, Türkçe karşılık olarak “kamu denetçisi” terimini kullanmıştır.

Ombudsman, idarenin her şeyden önce hukuka uygun çalışmasını, ama hukuk içerisinde takdir hakkını kullanırken de keyfîliğe kaçmamasını, haksızlık yapmamasını ve idarî işlemlerin belirli bir kalite içerisinde yürümesini sağlamayı amaçlayan bir denetimi gerçekleştirmektedir. Genel olarak bunu hukuk devleti ilkesinin bir sonucu olarak nitelendirebiliriz.

Tanımda sadece idareyi esas almakla şunlar da söylenmek isteniyor: Bir defa yasama faaliyetleri, yani TBMM’nin Anayasa değişikliği yapma, kanun yapma, içtüzük yapma yetkileri ombudsmanın yetki alanına girmez. Zaten bununla ilgili bir denetim organı vardır. Bu da Anayasa Mahkemesi’dir. Öyleyse yasama, ombudsmanın görev alanının dışındadır.

İkinci olarak, yürütme organı olarak Hükümetin, Bakanlar Kurulu’nun işlemleri ombudsmanın yetki alanının dışındadır. Bunlar arasında belki bazı idarî işlemlerin denetimi söz konusu olabilir; ama esas itibariyle hükümet de, ombudsman eliyle yapılacak denetimin kapsamı içerisinde değildir.

Onun yanında Silâhlı Kuvvetler de, onların işlemleri de, çeşitli ülkelerde olduğu gibi ombudsmanın görev alanı dışında kalacaktır. Ama ileride Silahlı Kuvvetler’in işlemleri için yine bazı ülkelerde olduğu gibi ayrı bir ombudsman kurulması düşünülebilir.

Yargı, bazı ülkelerde, örneğin İsveç’te ombudsmanın denetim alanı içerisindedir. Ama bu, hâkimin nasıl karar vereceği yönünde bir denetim değil, daha çok, davaların gecikmeden yürümesini sağlamakla ilgili bir denetimdir. Ama Türkiye’de Anayasa’nın 138. maddesine göre, “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez”; hatta “tavsiye ve telkinde bulunamaz.” O nedenle Türkiye’de de ombudsmanın yetki alanı, hiçbir biçimde yargıyı kapsamayacaktır. Ombudsman, geriye kalan idarenin işlemlerini denetleyecektir.

Ombudsman kanunu taslağı hazırlanırken siyasal tercih konusu olacak çeşitli konular gündeme gelmiştir. Örneğin ombudsman bir kişi mi, yoksa birden çok kişi mi olacak? Seçimi nasıl olacak? Görev süresi ne kadar olacak? İdarî makamlarla ilişkileri nasıl olacak? Bütün bunlarla ilgili olarak hazırlanan taslakta bazı öneriler getirilmiştir. Örneğin taslakta Meclis’ce bir ombudsman seçilmesi ve onun da yardımcılarını seçmesi öngörülmüştür. Ama bu çözüm, İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu’nda eleştirilmiştir. Onun yerine Türkiye’de belki üst sayısı belirtilmek suretiyle, TBMM’nin takdirine bağlı olarak birden çok ombudsman seçilmesi, bunların kendi aralarında görev bölümü yapması ve içlerinden birinin de başombudsman olmasının daha uygun olacağı ifade edilmiştir. Taslakta ombudsman adaylarının Genel Kurul’a önerilmesi konusunda, Meclis’te özel bir komisyon kurulması öngörülmüştür. Ama buna gerek olmadığı, TBMM Dilekçe Komisyonu’nun veya İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun bunu yapabileceği, hatta Anayasa Komisyonu’nun düşünülebileceği ifade edilmiştir.

Seçilecek kişinin formasyonuna gelince; taslakta, ombudsmanın hukukçu olması öngörülmüştür. Bazı ülkelerde bu koşul aranmaktadır. Hatta bazı ülkelerde temyiz mahkemesi üyesi olabilme nitelikleri aranmaktadır. Şüphesiz, böyle bir çözüm düşünülebilir; ama böyle bir sınırlamanın isabetli olmayacağı, İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurul’unda belirtilmiştir. Önemli olan, ombudsmanın kişiliği, idarî alandaki tecrübe zenginliği ve böylece çeşitli sorunlara çözüm bulabilme yeteneğidir.

Ombudsmanın yaşı konusunda taslakta 65 yaş, üst sınır olarak ifade edilmiştir. Ombudsmanın görev süresi, dünyada 4 ilâ 7 yıl arasında değişmektedir. 4,5,6 veya 7 yıllık süreler görülmektedir. Taslakta ise 5 yıllık bir süre düşünülmüştür.

Ombudsman görevini yaparken idarî makamlar, kendisine her türlü destek ve yardımı sağlamak zorunda olacaktır. Tüm idarî makamlardan istediği bilgiler kendisine verilecektir.

Danıştay’la bir görev çatışması olabilir mi? Tabiî, her ikisinin de, yani gerek ombudsmanın yaptığı iş, gerek idarî yargının görevi, idarî eylem ve işlemlerin denetimiyle ilgilidir. Ama birisi yargı denetimi, diğeri yargı dışı denetimdir. Ombudsmanın vereceği kararlar, bir mahkeme kararı değildir, bir yargı kararı değildir. Dolayısıyla yargı kararı gibi idareyi bağlaması söz konusu değildir. Ayrıca ikisi arasında bir çatışma olmaması için ombudsmana getirilen konunun, yargı önünde bulunan bir konu olmaması gerekir. Eğer vatandaş aynı konuyu yargıya da intikal ettirirse bunu mutlaka ombudsmana bildirmesi gerekir. Çünkü aynı konuda iki organın karar vermesi söz konusu değildir. Kaldı ki herhangi bir makamın yargı mercilerine talimat vermesi, tavsiye ve telkinde bulunması Anayasa’mızda yasaklanmıştır. O bakımdan ombudsmana gelecek konular, mutlaka yargı önünde bulunmayan konular olacaktır. Ama ombudsmana başvurmak, vatandaşın Anayasa gereğince sahip olduğu hak arama özgürlüğünü ortadan kaldırmaz. Vatandaş, ombudsman aracılığıyla da sonuç almak isteyebilir, yargı yoluna da gidebilir. Bu, vatandaşın yapacağı bir tercihtir. Bu bakımdan Kanun Taslağı üzerindeki çalışmalarda tartışılan bir konu da, ombudsmana yapılacak başvurunun, idarî dava açma süresini durdurup durdurmayacağıdır. Bu da önemli bir konudur. Eğer durdurma yönünde bir hüküm konulacak olursa; vatandaş, önce ombudsmana başvurarak bir sonuç almaya çalışacaktır. Çünkü ombudsmana başvuru, herhangi bir harç, ücret ödemeksizin yapılacak olan bir başvurudur. Bütün dünyada ombudsmana yapılan başvurular, herhangi bir harç ödenmeksizin yapılır. Bu da ombudsmana başvuruyu yargı yoluna başvurudan ayıran önemli bir unsurdur.

Öte yandan ombudsman, insan hakları bakımından da son derece önemli bir görevi yerine getirecektir. Gerçi TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu da konuyla ilgilidir. Ama yine de ombudsmanın insan hakları alanında da yararlı hizmetler vereceğini düşünüyorum. Çeşitli ülkelerde ombudsman, insan haklarının ve demokrasinin bir güvencesi olarak görülmektedir. Gerçekten 18nci yüzyılın başlarında İsveç’te monarşik rejimin bir kurumu olarak başlayan ombudsman, bugün birçok ülkede demokrasinin simgesi, insan haklarının güvencesi olmuştur.

Mevcut yasa taslağı hakkında, hazırlık aşamasında, tartışılan konuların bazılarını belirttikten sonra taslağın gerekçesini ve maddelerini genel olarak incelemek yararlı olacaktır.

Kamu Denetçiliği Yasa Taslağı’nın “Genel Gerekçe” kısmında bu kuruma duyulan gereksinim ana hatlarıyla şöyle belirtilmektedir: “... Yönetim-birey ilişkilerinde karşılaşılan uyuşmazlıkların etkin ve hızlı bir şekilde çözümü amacıyla yargının katı işleyişi kurallarına bağlı oluşu ve zaman alıcı işlemesi gerçeği karşısında, yönetimi yargı dışında denetleyen ama yönetime de bağlı olmayan bir denetim sistemi ihtiyacı sonucunda ortaya çıkmış olan......halkın şikayetleri ile ilgilenen bir kamu denetçisi siteminin Türkiye’de de kurulması öngörülmüştür.” Bu açıklama gösteriyor ki; ülkemizde kamu denetçiliği, yönetim-birey ilişkilerinde yönetime karşı halkın şikayetleri ile ilgilenen ve yargısal nitelikte olmayan bir denetim sistemi olarak tasarlanmaktadır.

Yine Genel Gerekçenin 8nci paragrafında; kamu denetçiliği kurumunun “...idarenin eylem ve işlemlerini hukuka uygunlukla birlikte yerindelik yönünden inceleyen ve sorunun çözümü için önerilerde bulunan bir kuruma duyulan ihtiyaçtan” doğduğu ifade edilmektedir.

Yasama organı tarafından seçilecek, görev ve yetkileri de anayasa ile belirlenecek bir Ombudsman, TBMM adına fakat tamamen bağımsız olarak insan haklarının bekçiliğini yapacaktır. Taslak, 3ncü maddesinde kamu denetçiliği kurumunun “bir kamu başdenetçisi ve en çok on kamu denetçisi ile uzman ve uzman yardımcıları ile diğer personelden oluşacağı”nı belirtmekedir.

4ncü madde kamu başdenetçisi ve kamu denetçilerinin görev alanı dışında tutulan eylem ve işlemlerini saymıştır. Bunlar; “Yasama organı TBMM’nin faaliyetleri, Cumhurbaşkanının yargı denetimine tabi olmayan işlemleri, Bakanlar Kurulunun kararları, yargı organlarının karar ve işlemleri ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin eylem ve işlemleri”dir.

7nci madde 1982 Anayasasının 138/2nci maddesindeki mahkemelerin bağımsızlığını sağlamak üzere oluşturulmuş formülasyonu aynen benimsemiş ve aynı cümlelerle kamu denetçisine bağımsızlık getirmiştir.

10ncu madde kamu başdenetçisi ve kamu denetçilerinin TBMM üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyu ile seçilmesini öngörmektedir.

12nci madde görev süresini beş yıl olarak düzenliyor. Taslakta tekrar seçilme konusunda açık bir düzenleme yer almamaktadır.

17nci madde; “Kamu denetçiliği kurumu inceleme sonucunu ve varsa çözüm önerisini ilgili idari mercie ve başvuruda bulunana bildirir. İlgili idari merci yapılan işlemi ve önerilen çözümü uygun görmediği taktirde bunun gerekçesini bir ay içinde kamu denetçiliği kurumuna bildirir” hükmü konmuştur.

18nci madde bilgi ve belge istemek konusunda düzenleme getirlmiştir. İsveç’te olduğu gibi burada da ombudsmanlar gizlilik taşıyanlar da dahil olmak üzere tüm kamu belge ve dosyalarını inceleyebilmektedirler. Ancak, istenen bilgi ve belgeler, devletin güvenliğine ilişkin gizli belge niteliğinde ise, Başbakan veya ilgili bakan, istenen bilgi ve belgeleri vermekle beraber gerekçesini bildirmek suretiyle açıklanmamasını ve rapora geçirilmemesini ombudsmandan isteyebilecektir.

19ncu madde, “kamu başdenetçisinin her takvim yılı sonunda TBMM Dilekçe Komisyonuna sunacağı bir rapor hazırlayacağını” belirtmekle birlikte, bu raporun olması gereken içeriği konusunda bir düzenleme getirmemektedir. Raporun “bir yıl içinde yapılan çalışmalar ve Kamu Denetçisi Kurumunun önerilerini içereceği” şeklinde hüküm konulmuştur.

3.2 Kamu Denetçiliği Kurumunun Sağlayacağı Faydalar

Ombudsmanlık kurumunun kurulması ve istenildiği şekilde çalışması halinde[20]:
  • Türk toplumunun idareye gücenikliği söz konusu olmayacaktır.
  • İdarede verimlilik artacaktır.
  • Güncel deyimiyle idarede “toplam kalite anlayışı” düzeyi yükselecektir.
  • İdari yargının yükü azalacaktır.
  • Parlamentoya başvuru yolu ile yapılan denetimde, parlamentonun sınırlı yetkisi yüzünden tatminkar bir sonuca varmayan dilekçelerin, Ombudsman tarafından incelenmesi, vatandaşa daha çok güven verecek, Dilekçe Komisyonu’nun yükü hafifleyecektir.
  • Ombudsman, idarenin eylem ve işlemlerini haklı bulursa, bu defa idareyi, şikayet edene karşı savunacaktır.

3.3 Kamu Denetçiliği Kurumunun Özellikleri

Herşeyden önce şunu söylemek gerekir ki, ombudsmanlar, nitelikleri itibariyle bağımsız olarak çalışan, genellikle parlamentolar adına görev yapan ve yine genellikle parlamentolar tarafından seçilmiş tarafsız kişilerdir. Ombudsman seçilen kimsenin kişiliğinin çok büyük önemi vardır. O nedenle Türkiye’de ilk seçilecek ombudsman veya ombudsmanlar, bu kurumun Türkiye’de yerleşmesi bakımından çok önemli bir tarihî görevi yerine getireceklerdir.

Hukuka uygunluk denetimi, idarî yargının görevidir. Ama ombudsmanın önüne getirilen, şikâyet konusu olan işlem hukuka aykırı da olabilir. Dolayısıyla ombudsman, o yönüyle işin üzerine gidebilir. Fakat böyle bir durumda ombudsmanın görevi, idarî işlemin iptali değil, onun yerine hukuka uygun daha doğru bir işlem yapılmasını sağlamaktır. Herhalde aynı konu, aynı anda hem ombudsman önünde, hem yargı önünde olamaz. Eğer öyle olursa ombudsmanın yargıya müdahalesi söz konusu olur. O nedenle ombudsmanın önüne getirilecek konu, o sırada görülmekte olan bir davanın konusu olmayacaktır. Yani yargı ile bir çatışma söz konusu olmayacaktır.

Öte yandan ombudsmanın verdiği kararlar, yargı kararı niteliğinde değildir. Ombudsman, idarenin yerini de almamaktadır. Sadece idareye daha iyi, daha uygun çözümler için tavsiyelerde bulunmaktadır ve bu tavsiyelerin yaptırımı da, kamuoyu açıklamalarıdır. Dünyadaki örneklerden görüldüğü kadarıyla bu dahi, aydın, gelişmiş bir kamuoyuna sahip ülkelerde çok etkili bir mekanizma olarak işlemektedir.

Ombudsmanın görevlerinden biri de, insan haklarının korunması ile ilgilidir. İnsan haklarının temelinde de her insanın doğuştan, hatta doğumundan önce bu haklara sahip olması düşüncesi vardır. Bu çerçeve içerisinde ombudsmana insan hakları ihlâlleri ile ilgili şikâyetler de geleceği için, insan haklarının ombudsman kavramıyla da belirli bir güvenceye kavuşmasından söz edilebilir.

Ombudsmanın görevini herhangi bir engelle karşılaşmaksızın yapabilmesi için önemli koşullardan biri, onun dokunulmazlığa sahip olmasıdır. Milletvekili dokunulmazlığı gibi, onun da sözlerinden, eylemlerinden dolayı dokunulmazlığı, hatta belirli bir ölçüde sorumsuzluğu söz konusudur.

Ombudsman, görevini yerine getirirken bir suç tespit ederse, onu ilgili mercilere bildirecektir. Ama ombudsman, Cumhuriyet başsavcısı değildir, hâkim değildir; dolayısıyla memurları yargılaması söz konusu değildir. Onun yetkili mercilere yapacağı başvuru üzerine normal prosedür işleyecektir. Eğer ombudsmanca tespit edilen, Memurin Muhakematı Hakkında Kanun kapsamında bir suç ise o çerçevede işlem yapılacaktır.

4. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Bilindiği gibi ve daha önce de belirtildiği gibi 1982 Anayasasının 125nci maddesi “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunu” belirtmektedir. Kamu denetçiliğinin de Anayasamıza konulacak bir hükümle düzenlenmesi, idari eylem ve işlemlere karşı denetimi pekiştireceğinden yerine olacaktır.

Tasarının maddelerine geçmeden önce “Genel Gerekçe”de yer alan bu açıklama yönünden bir çekince ortaya koymak yerinde olur: 1982 Anayasası m.125/4’e göre ; “Yargı yetkisi idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.” Bu düzenleme idari yargının işlevini sadece “hukuka uygunluk” denetimi yapmakla sınırlayan, açıkça ifade edilmese de “yerindelik denetimi” yapma yasağını koyan bir içeriktir. Oysa yine Anayasamızın 9ncu maddesine göre “Yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.”, m.138/son’a göre ise; “yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” Taslakta kamu denetçiliğinin “idarenin eylem ve işlemlerini yerindelik yönünden de inceleyen bir kurum” olarak tasarlanması anayasal olmayan bir kurumun anayasa ile yetki ve görev alanı çerçevelenmiş ve kararlarına mutlak bağlayıcılık tanınmış yargısal kurumların üzerine çıkartılmak; işlevsel olarak yargıdan daha güçlü ve etkin kılınmak istendiği kanısını uyandırmaktadır. Kuruma “anayasallık” statüsünün tanınması işlevine uygun bir konum kazanmasını sağlayacaktır.

Tasarı, hangi işlemlerin bu kurumun denetim yetkisinde olduğunu saymaya kalksa idi, herhalde denetlenecek bir işlem tipi bulmakta zorlanırdı. Çünkü yönetim işlevi tam da bu kurum ve kuruluşların alacağı kararlar ve yapacağı işlemlerle anlam kazanmaktadır. Taslak bu yönleriyle kamu denetçiliği kurumunun, yönetim-birey ilişkilerinde yönetimi kayırmak ve kollamak için tasarlandığı izlenimini uyandırmaktadır. Çalışmalarını araştırma ve denetim şeklinde yapan ve yalnızca “tavsiye”de buluabilen Ombudsmanın faaliyet alanı olarak;
  • Yasama organının, yasama işlemine girmeyen idari işlemleri ve eylemlerinin,
  • Yargı organının yargısal işlemleri dışında kalan idari işlem, eylem ve davranışlarının,
  • Silahlı Kuvvetlerin, askerlikle doğrudan ilgili olmayan idari işlem ve eylemlerinin,
ombudsmanın yetki alanına girmesi konusu; üzerinde durulması ve tartışılması gereken hususlardandır.

Kanun Taslağının 10ncu maddesi kamu denetçilerinin TBMM üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyu ile seçilmesini öngörmektedir. Salt çoğunluk parlamenter hükümet sistemlerinde her zaman iktidar partisinin veya partilerinin oyları demektir. Bu da genellikle yürütmenin bakanlar kurulu kanadıdır, bir başka deyişle yönetim ta kendisidir. Beş yıllık süre de ülkemizde TBMM seçimlerinin yapılabilmesi için kabul edilen süredir. Taslak, seçim şekli ve görev süresi yönünden idarenin kalbi olan yürütmeye endeksli bir kamu denetçiliği kurumu yaratmakla bu kurumun özgürlüklerin kısıtlanmasında takviye güç olarak dizayn edildiği kaygılarını uyandırmaktadır. Oysa bu model, işlevi ve misyonu gereği yönetime karşı halkın avukatı veya koruyucusu olan kamu denetçileri üzerine kuruludur. Halk savunucusunun bağımsızlığı ve tarafsızlığını sağlamak için, uzunca bir süre ve TBMM’nin nitelikli bir çoğunluğuyla seçilmesi ve bu süre içinde olağanüstü bir neden olmadıkça görevden alınamaması düşünülmeli ve taslağa bu yönde hükümler konulmalıdır. Tekrar seçilmenin mümkün olmaması da, tarafsızlığı güçlendirecek bir faktör olabilir.

Kamu denetçisinin görevini TBMM adına yapmasının bir sonucu olarak, bir çok ülkede olduğu gibi her yıl, TBMM’ne bir rapor sunması gerekir. Bu raporda, hem ülkedeki insan hakları uygulamalarının durumu hakkında yasama organını bilgilendirmeli, hem Anayasanın temel hak ve özgürlüklere ilişkin hükümlerine ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerine aykırı bulduğu kanunların değiştirilmesi için ona görüş bildirebilmelidir. Oysa 19ncu madde, “kamu başdenetçisinin her takvim yılı sonunda TBMM Dilekçe Komisyonuna sunacağı bir rapor hazırlayacağını” belirtmekle birlikte, bu raporun olması gereken içeriği konusunda bir düzenleme getirmemektedir. Raporun “bir yıl içinde yapılan çalışmalar ve Kamu Denetçisi Kurumunun önerilerini içereceği” yolundaki hüküm yetersizdir.

Ombudsmanın ana görevi, yurttaşların temel haklarının ihlal edildiğine dair şikayetleri incelemektir. Bu incelemeleri sırasında bilgi ve belge isteyebilmeli ve gerekli durumlarda savcılıklara suç duyurusunda bulunabilmelidir. Taslak 18nci madde ile bilgi ve belge elde etme konusunda Kurula sınırlama getirirken, kamu denetçiliği kurumunun yurttaşların temel hak ihlalleri konusunda görevli olacağı yolunda ipucu niteliğinde dahi bir düzenlemeye de yer vermemektedir. 16ncı madde başvuru koşullarını düzenlerken bu konuda açıklayıcı bir içerikte kaleme alınmamıştır.

Ombudsman, şikayet konusu işlemin dayandığı kanunun, Anayasaya aykırı olduğuna kanaat getirdiği taktirde konuyu Anayasa Mahkemesine intikal ettirebilmelidir.

Görev alanı içinde etkin denetim yapma olanağına sahip anayasal bir kurum haline getirildiği taktirde, Kamu denetçiliği kurumu işlevini büyük ölçüde yitirmiş olan TBMM Dilekçe Komisyonu ve TBMM İnsan Haklar İnceleme Komisyonu kaldırılabilir. Ombudsman bu görevi gene TBMM adına, fakat çok daha etkin ve bağımsız bir biçimde yerine getirebilecektir[21].

Birden çok ombudsmanın bir kurul halinde çalışması benimsenirse; bunların belli bir bölümünün eskiden bizdeki Cumhuriyet Senatosu’nda olduğu gibi belli aralarla yenilenmesi düşünülebilir. Örneğin üçte biri, iki yılda bir yenilenebilir. Böylece bu görevde bir yandan süreklilik, bir yandan yenilenme, aynı zamanda gerçekleştirilmiş olur. Ombudsman seçilecek kişi, bu görevi bir defa yapmalı; ikinci defa seçilmesi söz konusu olmamalıdır. Fakat herhalde daha önce idarî yaşamda veya bilimsel açıdan geniş bir tecrübe birikimine sahip bir insan olmalıdır.

Ombudsmanın bağımsızlığının önemli özelliklerinden biri de, bunun malî bakımdan da desteklenmesidir. Bu bakımdan ombudsmanın kendisine sağlanacak olan malî kaynağı serbestçe kullanabilmesi, yani malî özerkliğe sahip olması gerekir. Ombudsman TBMM adına hareket edeceğinden, çalışmaları için gerekli ödenek, Meclis bütçesine konulacaktır. Ombudsman, kurum olarak tahsis edilecek ödeneği kamu harcamalarına ilişkin kurallara göre, ama kendi görev anlayışı içerisinde serbestçe kullanabilecektir. Bu, ombudsmanın görevini bağımsız olarak yapabilmesinin en önemli koşullarından birisidir. Tabiî, ombudsman kurumundan beklenen yararların gerçekleşebilmesi için bu ödeneğin yeterli miktarda olması gerekir. Çünkü ombudsman, tek başına çalışacak bir insan değil. Ombudsman tek kişi de olsa, mutlaka bir örgütü, teşkilâtı ve kadroları olacaktır. Bütün bunlar için, ombudsman görevinin yapılabilmesi için yeterli malî kaynağa ihtiyaç vardır. Bu kaynak, ombudsman TBMM adına hareket edeceği için– Meclis bütçesine konulacak ödenekle sağlanacaktır.

        Ombudsmanın TBMM tarafından seçilmesi, onun parlamento adına görev yapacak olmasındandır. Aday belirlemede belki yargı organlarının devreye girmesi düşünülebilir. Herhalde TBMM Genel Kurulu’na sunulacak adayların bir Meclis komisyonunun süzgecinden geçmesi gerekir. Bu da, Dilekçe Komisyonu, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu veya Anayasa Komisyonu olabilir.

Ombudsmana çok fazla şikâyet ve dilekçe gelebilir. Hangi dilekçelerin, hangi şikâyetlerin dikkate alınmayacağının hazırlanacak kanun taslağında belirtilmesi gerekir. Örneğin bugün Türkiye’de Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun, hangi dilekçelerin dikkate alınmayacağını göstermiştir. Ombudsman kanun taslağında da bunların belirtilmesi gerekir. Aksi takdirde ombudsman, iş yükü altında boğulabilir.

Dilekçe hakkı, vatandaşların temel haklarındandır. Her vatandaş, kendisi veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında yetkili makamlara ve TBMM’ne de başvurabilir. Dolayısıyla her vatandaş, şimdi kurmayı amaçladığımız Ombudsman kurumuna da başvurabilecektir. Ama ombudsman, kendisine yapılan başvuruları ayıklayacak ve asıl kendisinin sonuçlandırabileceği işlemleri takip edecektir. TBMM Dilekçe Komisyonu’nun raporları incelediğinde bazı işlemlerin Komisyon’un görev alanına girmediği gerekçesiyle o işlemle ilgili dosyanın kapatıldığını görülmektedir. Bu, ombudsmanlar bakımından da söz konusudur. Nitekim başka ülkelerdeki uygulamalar da farklı değildir.

Bilindiği gibi ülkemizdeki idarenin yapılanması, Anayasa ve İdare Hukukumuz Fransız Hukukunun etkisindedir. Oysa Ombudsmanlık kurumu İsveç’te Anglo Sakson Hukukuna özgü bir kurumdur. Ombudsmanlık yüzölçümü, coğrafyası küçük, nüfusu az, hukuk devletinin veya hukukun üstünlüğü ilkesinin geliştiği, yurttaşın eğitim ve kültür düzeyinin yüksek olduğu ülkelerde başarı ile uygulanmaktadır.

Ülkemizin mevcut coğrafi ve nüfus yapısı, vatandaşların eğitim ve kültür düzeyi ve özellikle parlamento yapısı dikkate alındığında bu kurumun başarılı olacağından kuşku duymamak elde değildir. Bu kurum idari yargıya ciddi sekte vurabilir, idarenin denetlenmesinde düblikasyon ve komplikasyona sebep olabilir. Bunu önlemek için öncelikle yurttaşlarımızın bilinçlenmesi ve kurumlarımızın yerli yerine oturmasını ve eğitim düzeyimizin yükselmesini sağlamak gerekmektedir. Türkiye’de yargı kararlarına uymak, onun gereklerini yerine getirmek hükümetler için bir görevdir. Yargı kararları, yasama ve yürütme organları ile idareyi bağlar. Nitekim Anayasa’nın 138nci maddesinde yargı kararlarına uyma zorunluluğu belirtilmiştir. Ama ülkemizde hâlâ yargı kararlarının yerine getirilmesinde, onlara uyulmasında sorunlar yaşanmaktadır. İşte böyle bir ortamda, bağlayıcılığı olmayan ve başka bir yaptırımı, zorlama gücü de bulunmayan ombudsman kararlarının, tavsiyelerinin yerine getirilmesi, ancak çok bilinçli, aydın bir kamuoyunun varlığıyla gerçekleşebilir.

Türkiye’nin gerçeklerine uygun, ama uluslararası standartlara da ters düşmeyen, onları göz önünde bulunduran bir taslak hazırlamak gerekmektedir. Eğer bu iki ölçü bir arada gerçekleşemezse, yani hem uluslararası standartlara göre ombudsman kavramına uygun bir kurum yaratılamazsa, hem ülke gerçekleri dikkate alınmazsa; ombudsman kurumunun Türkiye’de başarıya ulaşması mümkün olmaz.

Ombudsman kurumunun başarısının aynı zamanda kamuoyuna bağlıdır Ombudsman nasıl başarılı olacaktır? Zorlama yetkisi yok, emir verme yetkisi yok. Tavsiye ve ikna edecek. Peki, ikna edemediği, tavsiyesi yerine getirilmediği zaman ne olacak? İşte bu konuda ombudsmanın elindeki yaptırım, açıklama yetkisidir. Tavsiyesine uyulmadığı takdirde ombudsman, bunu kamuoyuna açıklayabilir. Zaten yaptığı bütün işlemleri bir yıllık faaliyet raporu içerisinde kendisini seçen parlamentoya sunacaktır. Parlamento, ombudsmanın sunacağı raporlarla da konuyu öğrenebilir ve üzerine gidebilir. Ayrıca gerektiğinde özel açıklamalarla da belirli konuları kamuoyuna intikal ettirebilir. Böylece ombudsman kurumunun ya da onun tavsiyelerinin gerçek yaptırımı, bu açıklamalarla harekete geçecek olan kamuoyudur. Bu bakımdan kamuoyunun aydınlatılmış ve gelişmiş olması büyük önem taşımaktadır. Dolayısıyla ombudsman kurumunun başarılı olabilmesi, ombudsmanın yapacağı açıklamaların kamuoyunda yankı bulmasına bağlıdır. O bakımdan da sivil toplum örgütlerine, basına çok büyük görevler düşmektedir. Eğer basın, ombudsmanın açıklamalarına yer vermezse, medya onun açıklamalarını kamuoyuna duyurmazsa; bu yaptırım gerçekleşmeyecektir. Bu, çok önemli bir unsurdur. Çünkü bir tohumu ektiğiniz toprağın o tohumun yeşermesi için elverişli olması gerekir.

Bu şekilde ombudsman kurumunun diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de sadece tavsiye yoluyla, sadece ikna yoluyla da olsa; yaptırımı sadece kamuoyunu yapacağı açıklamalarla etkileme ve Meclis’i sunacağı raporlarla bilgilendirme biçiminde de olsa; ülkemize yararlı hizmetler yapacağını düşünmekteyim.

Ombudsman kurumu kurulduğu zaman, böylelikle bizim idaremizde de önemli bir eksiklik tamamlanmış olacaktır. Şüphesiz, bazen doğrudan doğruya hukuka aykırı bir işlem de, ombudsmanın önüne gelebilir ve o da, hukuka aykırı işlemin bu yönünü belirtebilir ve bu yönden o işlemin değiştirilmesini isteyebilir. Bu noktada ombudsman kurumunun idarî yargı bakımından yararı da ortaya çıkmaktadır. Çünkü ombudsman, yaptığı denetimle idarî yargıya başvurma gereksinmesini de azaltacaktır. Bu bakımdan ombudsmanın önüne getirilecek olan bir idarî işlem de, tıpkı idarî yargı konusu olabilecek bir işlem gibi nihaî işlem olmak durumundadır. Henüz sonuçlandırılmamış bir işlem, ombudsman önüne getirilmemelidir. Ombudsman, idarenin yerine geçerek bir işlem yapacak değildir. Ombudsman, idarenin hiyerarşik âmiri de değildir. Dolayısıyla ombudsman, idareye herhangi bir emir verecek değildir. Ombudsman’ın elinde bir zorlama yetkisi de yoktur. Eğer ombudsman, kendisine intikal eden bir konuda, idare ile yapacağı temas ve görüşmeler sonucunda, idareyi daha uygun, daha yerinde bir çözüm için ikna edebilirse, tavsiyeleriyle belli bir yöne yöneltebilirse; o konuda belki yapılan işlemin düzeltilmesini veya yeni bir işlemin yapılmasını, böylece somut bir durumda bir vatandaşın, bir insanın mağdur olmamasını sağlayacaktır.

Bu çerçeve içerisinde ombudsman kurumunun Türkiye’nin geleceğinde önemli bir rol oynayacağını, gerek demokrasimizin sağlam temellere oturmasında, gerek insan haklarının güvencesini sağlamakta başarılı hizmetler yapacağına inanıyorum.

Yalnız, yargı dışı denetimden söz ederken, sadece “ombudsman”la işin bitmediğini de söylemek isterim. Her ülkede olduğu gibi, Türkiye’de hükümet dışı kuruluşlar, sivil toplum örgütleri de idarenin yargı dışı denetimi bakımından çok önemli roller üstlenebilirler.

Bunların yanında, basın-yayın kurumlarına da büyük görevler düşmektedir. Özellikle araştırmacı basın-yayın kuruluşlarının, yolsuzlukların ortaya çıkarılmasında ve idarenin denetlenmesinde ne kadar büyük hizmetler yaptığını biliyoruz. Bu çerçeve içerisinde iletişim özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, basın-yayın kuruluşlarının görevlerini yerine getirmeleri bakımından büyük önem taşımaktadır.

Son olarak şunu belirtmekte yarar vardır, bütün bu kurum ve kuruluşlardan sonra tüm vatandaşlara düşen görevler vardır. Devletin yönetilmesinde, idarenin hukuka uygun çalışmasında, verimli ve yararlı hizmetler sunmasında vatandaşlar olarak hepimizin hem hak sahibi, hem sorumluluk sahibi olarak yapabileceğimiz çok şeyler vardır. Eğer bütün vatandaşlar, tam bir bilinçle haklarını kullanacak, görevlerini yerine getirecek olurlarsa; idarenin eylem ve işlemlerini tam bir vatandaşlık bilinciyle izlerlerse; bunun gereklerini düşünce, ifade ve basın özgürlükleri ile toplantı özgürlüklerinden yararlanarak, Anayasa’nın ve yasaların verdiği bütün yetkilerini kullanarak yerine getirirlerse; o zaman idarenin hem hukuka uygun, hem verimli ve yararlı çalışması bakımından en büyük güvenceyi kazanmış oluruz.




KAYNAKÇA

1. ALTUĞ, Y.: “Vatandaşı İdarenin Yetki Tecavüzlerine Karşı Koruyan Ombudsman Müessesesi”, Yargıyat 100.Yıl Armağanı, İstanbul 1968, s.159.
  1. ALTUĞ, Y.: “Yurttaşı İdarenin Yetki ve Tecavüzlerine Karşı Koruyan Ombudsman Müessesesi”, Danıştay Dergisi, s.159-172
  2. AL-WAHAB, İ.: “Fact Sheets on Sweden”, 1995.
  3. AL-WAHAB, İ. “The Swedish Institution of Ombudsman”, Stockholm, 1979.
5. ARSLAN, S.: “İngiltere’de Ombudsman Müessesesi”, Amme İdaresi Dergisi, C.19, S.1, Mart 1986, s.157.
  1. BAYLAN, Ö.: “Yurttaşın Devlet Yönetimi Hakkındaki Şikayetleri ve Türkiye için İsveç Ombudsman Formülü”, T.C. İçişleri Bakanlığı Tetkik Kurulu Başkanlığı Yayınları, no.12, Ankara.
  2. EKLUND, C.: “İsveç Ombudsmanlığı” , Hukuk Kurultayı 2000, C.4, s.478-504.
  3. ENCYLOPEDIA AMERICANA, Deluxe Library Edt., 1991, Vol.20, p.728.
  4. FACT SHEETS ON SWEDEN, “The Swedish Ombudsmen, Sweden,1995.
  5. FLIFLET, A.: “The Parliamentary Ombudsman for Public Administration: The Ombudsman”, Oslo, 1994.
  6. GÖZÜBÜYÜK, Ş.: “Yönetsel Yargı”, “S” Yayınları, Ankara, 1991.
  7. HALLER, W.: “The Place of the Ombudsman in the World Community”, Fourth International Ombudsman Conference Papers, Canberra, 1988, p.29.
13. ODYAKMAZ, Z.: “Türk Hukuk Kurultayı’na Sunulan İsveç Parlamento Ombudsmanlığı ile İlgili Bildiri Üzerine Düşünceler”, Hukuk Kurultayı 2000, C.4, s.490-491.

14. OYTAN, M.: “Ombudsman Eli ile İdarenin Denetimi Konusunda Kıyaslamalı Bir İnceleme”, Danıştay Dergisi, Yıl:5, S.18-19, s.193-214.
  1. ÖZBUDUN, E.: “İnsan Hakları Bakanlığı mı Ombudsman mı?”, Entelektüel Bakış, Milliyet Gazetesi, 16 Haziran 1995.
16. POLAT, N.: “Devlet Denetleme Kurulu”, Yayınlanmamış Makale, Ankara 1987, s.38.
  1. SENEVIRATNE, M.: “Ombudsman in the Public Sector”, Open University Press, 1994


    [1] ARSLAN, S.: “İngiltere’de Ombudsman Müessesesi”, Amme İdaresi Dergisi, C.19, S.1, Mart 1986, s.157.

    [2] OYTAN, M.: “Ombudsman Eli ile İdarenin Denetimi Konusunda Kıyaslamalı Bir İnceleme”, Danıştay Dergisi, Yıl:5, S.18-19, s.193.

    [3] Demirbaş Şarl’ın ilk Ombudsmanı sürgün/konuk olarak bulunduğu Edirne yakınlarındaki Demirtaş Paşa konağındayken ataması, kurumu Osmanlı İmparatorluğu’nda görüp de kendi ülkesine taşıdığı yolundaki görüşlerin oluşmasına neden olmuştur. Nitekim Paris Yerel Yönetim Ombudsmanı, yıllık raporunun Ombudsmanının tanıtımına ayırdığı bölümün 1. paragrafında “kurum her ne kadar 18.yy. başında İsveç’te ortaya çıkmışsa da İsveç Kralı’nın Osmanlı İmparatorluğu’nda görüp kendi ülkesine uyarladığı bir kurumdur” demektedir.

    [4] OYTAN, M.: a.g.m., s.194.

    [5] POLAT, N.: “Devlet Denetleme Kurulu”, Yayınlanmamış Makale, Ankara 1987, s.38.

    [6] ALTUĞ, Y.: “Vatandaşı İdarenin Yetki Tecavüzlerine Karşı Koruyan Ombudsman Müessesesi”, Yargıyat 100.Yıl Armağanı, İstanbul 1968, s.159.

    [7] BAYLAN, Ö.: “Yurttaşın Devlet Yönetimi Hakkındaki Şikayetleri ve Türkiye için İsveç Ombudsman Formülü”, T.C. İçişleri Bakanlığı Tetkik Kurulu Başkanlığı Yayınları, no.12, Ankara, s.1-2.

    [8] ALTUĞ, Y.: “Yurttaşı İdarenin Yetki ve Tecavüzlerine Karşı Koruyan Ombudsman Müessesesi”, Danıştay Dergisi, s.159-161.

    [9] SENEVIRATNE, M.: “Ombudsman in the Public Sector”, Open University Press, 1994.

    [10] EKLUND, C.: “İsveç Ombudsmanlığı” , Hukuk Kurultayı 2000, C.4, s.478.

    [11] FLIFLET, A.: “The Parliamentary Ombudsman for Public Administration: The Ombudsman”, Oslo 1994, s.31.

    [12] EKLUND, C.: “İsveç Ombudsmanlığı” , Hukuk Kurultayı 2000, C.4, s.480.

    [13] EKLUND, C.: “İsveç Ombudsmanlığı” , Hukuk Kurultayı 2000, C.4, s.481.

    [14] EKLUND, C.: “İsveç Ombudsmanlığı” , Hukuk Kurultayı 2000, C.4, s.482.

    [15] AL-WAHAB, İ.: “The Swedish Institution of Ombudsman”, Stockholm 1979.

    [16] HALLER, W.: “The Place of the Ombudsman in the World Community”, Fourth International Ombudsman Conference Papers, Canberra 1988, s.29.

    [17] FACT SHEETS ON SWEDEN, “The Swedısh Ombudsmen”, Sweden, 1995.

    [18] EKLUND, C.: “İsveç Ombudsmanlığı” , Hukuk Kurultayı 2000, C.4, s.485.

    [19] EKLUND, C.: “İsveç Ombudsmanlığı” , Hukuk Kurultayı 2000, C.4, s.485.

    [20] ODYAKMAZ, Z.: “Türk Hukuk Kurultayı’na Sunulan İsveç Parlamento Ombudsmanlığı ile İlgili Bildiri Üzerine Düşünceler”, Hukuk Kurultayı 2000, C.4, s.490-491.

    [21] Benim de katıldığım bu görüş tümüyle E. ÖZBUDUN’a aittir. ÖZBUDUN, E.: “İnsan Hakları Bakanlığı mı Ombudsman mı?”, Entelektüel Bakış, Milliyet Gazetesi, 16 Haziran 1995.
    1994.